Çankaya Kaymakamlığı, geçtiğimiz günlerde İran asıllı şarkıcı Mohsen Namjoo’nun Ankara’da gerçekleştirmesi planlanan konser etkinliğine izin verilmediğini duyurdu. Üstelik Kaymakamlık hassasiyetlere vurgu yapıyor ve bunun haklı olduğunu söylüyordu.
Namjoo’nun iptal edilen tek konseri bu da değildi. Önceki yıllarda da anılan sanatçının konserleri, bazı çevrelerin iddiaları sonrasında iptal edilmişti. Namjoo hakkında ortaya atılan iddiaların merkezinde, Kur'an'ın bazı ayetlerini şarkı formunda seslendirmesi yer alıyordu. Bu nedenle kutsal değerleri aşağıladığı öne sürülmüş, sanatçı ise söz konusu suçlamalara şu ifadelerle karşılık vermişti:
"Ben ne dinsizim ne de Allah'sızım. Her zaman ilham kaynağım olan Kur'an-ı Kerim'le asla alay etmedim, O’nu küçük düşürmedim. Kur'an'ın hiçbir ayetini değiştirmedim. Bu ciddi ve asılsız bir suçlamadır."
Kutsalın insan dünyasındaki yeri elbette önemli ve anlamlıdır. Elbette teolojik alan başta olmak üzere insanların değerlerine hakaret ve benzeri tutumlar kabul edilmez. Lakin burada eleştiri, düşünce ve tutumun niteliğine, oradaki niyete, ifade edilen beyana bakılır. Bu olayda açıkça görüleceği üzere sanatçının ne böyle niyeti ne de böyle bir iradesi var. Hal bu iken, Kaymakamlık hangi haklı gerekçeden yola çıkarak konseri iptal ediyor?
İnsanlar kutsalla bağ kurarken tek bir yol ve yönteme mahkûm edilemez. İnanç, yalnızca belirli kalıplar içerisinde yaşanan ve ifade edilen bir olgu değildir; farklı kültürler, gelenekler ve yorumlar içerisinde çeşitli biçimlerde görünürlük kazanabilir. Kimi zaman sözle, kimi zaman şiirle, kimi zaman da müzik aracılığıyla insanlar inançlarını ve manevi dünyalarını ifade edebilirler.
Nitekim Anadolu'nun önemli inanç geleneklerinden biri olan Alevilikte, cemlerde dile getirilen deyişler ve nefesler bunun en bilinen örneklerindendir. Tanrı’ya yönelen niyazlar, ozanların diliyle söylenen sözler ve müzik eşliğinde ifade edilir. Benzer biçimde tarih boyunca farklı dinlerde ve mezheplerde de kutsal metinlerin, duaların veya dini anlatıların müzikle, şiirle ve sanatın çeşitli biçimleriyle yorumlandığı görülmüştür. Bu durum, inancın değersizleştirilmesi değil, aksine bireylerin onu kendi kültürel ve manevi dünyaları içerisinde yaşama biçimlerinden biridir.
Bu nedenle Namjoo örneğinde tartışılması gereken şey, bazı kişilerin belirli bir dini yorumu benimseyip benimsememesi değil; bir kişinin inancını ve kutsalla kurduğu ilişkiyi hangi yöntemle ifade edebileceğine kimin karar vereceğidir. Çok açık bir şekilde söylemek gerekirse, Kaymakamlık burada esas olarak inanç özgürlüğüne müdahale etmiş, kişinin inancını yaşama ve ifade etme hürriyetini sınırlandırmıştır. Nitekim Namjoo'nun beyanı, tartışmalara mahal vermeyecek ölçüde açıktır.
Bu olayda açığa başka bir gerçeklik ise şu: Sosyal medyada dile getirilen ve çoğu zaman bir lince dönüşen iletilerle kararlar alınıyor, yargılamalar yapılıyor ve nihai olarak hüküm verilerek kalemler kırılıyor. Söz konusu iletilerin sahiplerine göre Namjoo’nun yaptığı; bir skandal, hakaret ve hatta ahlaksızlık olarak kodlanırken, sanatçı hedef haline getiriliyor. Bunun bir adım ötesi sanatçıya fiziki saldırıdır ki bunun olmayacağını kim söyleyebilir? Hassasiyetler maskesi altında bir insan bu derecede ağır sözlerin muhatabı olduktan sonra kim onun can güvenliğinden söz edebilir? Nitekim tarih boyunca böylesine söz, çağrı ve fetvalarla insanlar hedef haline getirilmiş ve bazıları da bu çağrılar sonrasında katledilmiştir. Anlaşılan modern dünyanın kıyıcı çağrıları artık sosyal medya üzerinden dile getiriliyor; birilerinin din yorumuna göre insanlar hakkında ferman yazılıyor, dijital dünyada o fermanların duyurulacağı alanlara dönüştürülüyor.
Peki, böylesi bir ortam içerisinde, iptal edilen konserler, görevinden uzaklaştırılan akademisyenler, hakkında soruşturma açılan yazarlar neye ve kime kurban verilmiş oluyor? Alınan bu kararlar en çok kime nasıl hizmet ediyor? Sorumlu konumunda olan yetkililer neden burada hassasiyeti hatırlamıyor, hassasiyet sığınağının güçlü söylemleri neden burada yankı bulmuyor? Bu soruları da tarih önünde sormak ve konuşmak gerekiyor.
Yeri geldiği için şu gerçeği ifade etmem gerekir ki, otoriter ve buyurgan din yorumlarının baskısı altında kalarak hareket etmek ve dahası bu yorumlara destek çıkmak, dini de bu yorumun egemenliğinde yaşatmak anlamına gelir. Üstelik bu yalnız bugünün sorunu da değildir. Çünkü sözünü ettiğimiz otoriter söylem gücünü geleneğinden alırken, bu söylemi benzer biçimde geleceğe miras bırakmak da yarının otoriter yorumunu bugünden inşa etmek anlamını taşıyacaktır. Oysa din tek bir yorumun egemenliği altına girdiği anda sabitleşir, çoğulcu özelliğini kaybeder ve tam bu noktada gericileşir, geçmişin esareti altına girer. İslam tarihi boyunca süregelen gelen akil ve nakil tartışmaları bu durumun en yalın örneğidir. Bahse konu tartışmalar içerisinde özellikle nakil taraftarları islam ulemalarını ve hatta mezhep imamlarını dahi küfre varan suçlamalar içerisine girmiştir. Dolayısıyla bugün benimsenen otoriter yaklaşım, geçmişten ders alınmadığını aksine geçmişte yapılanları benimsediğini gösterir. Bu tarihin bize ışık tuttuğu bir hakikattir.
Bakın bugün karşımızda duran mesele yalnızca bir konser yasağı değildir.
Bir konser iptal edildiğinde yalnızca bir sanatçı susturulmaz; toplumun düşünme, tartışma ve farklı olana tahammül etme kapasitesi de biraz daha daraltılır. Zira insanları koruyan şey “hassasiyetler” değil, özgürlüklerdir. Çünkü hassasiyet adına verilen yetkiler büyüdükçe, bir gün mutlaka herkesin kapısını çalacak yeni yasakların zemini hazırlanır. Dün başkaları için kurulan susturma düzenekleri, yarın hiç beklenmedik biçimde onları alkışlayanların karşısına dikilir. Tarihin değişmeyen ironisi belki de tam olarak budur.
Çok Okunanlar
Milyonları ilgilendiren resmi tatil teklifi TBMM'ye geliyor
Cumhur İttifakı ve muhalefetin yarışında sonuçlar belli oldu
Ailesinden Kılıçdaroğlu'nun genel başkanlık kararına tepki!
Filipinler'de 7,8'lik depremden sonra tsunami alarmı!
İsrail Trump'ın uyarısına rağmen İran'ın 4 kentini vurdu
Sahte polis tuzağıyla 1 milyon liralık vurgun
A Milli Takım'a Arizona'da coşkulu karşılama
Otokoç Genel Müdürlüğü'ne silahlı saldırı!
Kışlada darp olayı: Generale disiplin cezası yok mu?!
Dervişoğlu'ndan iktidara Özgür Özel uyarısı