Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4850
Dolar
Arrow
44,4973
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7512
Altın
Arrow
6806,2388
BIST
Arrow
10.729

Mızraktaki Kur'an'dan pankarttaki ayete: Emrolunduğun gibi dosdoğru ol

Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezuniyet gecesinde öğrencilerden Mustafa Malo sahneye “emrolunduğun gibi dosdoğru ol” pankartı ile çıktı. Hud suresi 112. ayette yazıyordu bu sözler. Öğrencilerin pankarta müdahalesi, AKP sözcüsü Ömer Çelik başta olmak üzere iktidar çevresinin bu konuya yönelik söylemleri ile iktidar ve muhalefete yakın medyanın tartışmaları günlerce kamuoyunu meşgul etti.

Bundan dolayı konunun güncel tartışma boyutuna pek girmeyeceğim lakin yeri geldiği için belirtmiş olayım. 12punto genel yayın yönetmeni Mustafa Büyüksipahi “kim emroldunduğu gibi doğru yolda, kim değil, ayet ne söylüyor, yaşananlar ne yanıt veriyor” sorularına yanıt veren enfes bir yazı kaleme aldı. Dileyenler bu yazıya da ayrıca bakabilir.

Dediğim gibi konunun güncel boyutuna pek girmeyeceğim. Fakat şunu da söylemek zorundayım: Dini söylemle konuşmak beraberinde samimiyeti, adaleti, tarafsızlığı da getirmeli. Bu yanıyla bir parti, grup ya da kişinin çıkarına alet edilmeden, “kutsal” yanına gölge düşürülmeden söz muhatabı ile buluşmalı, kutsal metinler hanelere böyle konuk olmalıdır. Aksi, maalesef din istismarına, din sömürüsüne denk düşer. Bahse konu olay sonrasında Mustafa Malo’nun sosyal medya hesabına baktığımızda ne ülkedeki adaletsizlik ne emeklinin, asgari ücretlinin dar gelirlinin durumu karşımıza çıkıyor ne de benzeri bir  mesele. Yani Malo, eğriyi görmediği gib doğrudan da verilen emirden de pek haberdar olmadığını anlatıyor bize. Oralarda zinhar hatırlamadığı ayeti, bambaşka yerde bağlamsız, zeminsiz biçimde karşımıza çıkarıyor. Ona sahip çıkansa beklendiği üzere iktidar cephesi oluyor. Böylece söz ile siyaset arasındaki ortaklık tamamlanıyor.

Emroldunduğu gibi dosdoğru olmak, adaleti, hakkı gözetmek, zulme, zalime karşı çıkmak elbette insanı insan yapan değerlerdendir. Buna karşı çıkmak ne mümkün. Ama işte insanı söyledikleri değil eylemleri ortaya koyar. “Kimin yanındalar, kime karşılar, kime sahip çıkıyorlar ve itirazları ne” bu ve benzeri sorulara verilecek cevaplarla doğru olunur; ayeti hatırlatınca ya da pankart yapıp kürsüye çıkarınca değil.

Pankart deyince aklıma geldi. Sıffın savaşında Muaviye savaşı kaybedeceğini anlayınca mızrakların ucuna Kur’an  sayfalarını taktırır. Sözümona “Kur’an aramızda hakem olsun” der. Başta Hz.Ali olmak üzere önemli bir kitle “karşımızda Kur’an sayfaları var, savaşmak olmaz” demez. Lakin baştan beri problemli bir grup bu tuzağa düşer ya da kasıtlı olarak hakem önerisine itiraz etmez. Derken yaşanan kaos sonrasında hakem önerisi kabul görür. Kırılma noktası da burası olur. Nitekim o gün bırakılan savaş, yıllarca devam eder. Sonuç olarak  Muaviye’nin krallığına evrilir bu süreç.  Onun için mızrağa, pankarta, dövize yazılan dini metinden ziyade o metin kimler tarafından taşınıyor, hangi gerekçeyle görünür kılınıyor, ne murad ediliyor diye bakmak gerek. 

Tarih ortada, alacağımız ders çoktan yazılmış. Kaldı ki tek bir Müslümanlık yok; IŞİD de kendine Müslüman diyor, El Kaide de, Boko Haram da. Öte yandan ülke birbirini beğenmeyen hatta tekfir eden Müslümanlarla dolu. Yarın onlardan biri, ötekini tekfir etmek için pankart açabilir. O vakit, herhalde tartışmanın aksı değişecektir. Bugün birileri her ne kadar tartışmayı kendi lehlerine çevirmek için çaba gösterse de hedefe kendileri konulduğunda hiç de müsamaha göstermeyeceklerdir. Kuytul cemaati bu duruma iyi bir örnek. Şimdilik bu kadarını söylemiş olayım.

Burada asıl üzerinde durulması gereken soru şudur:

Dini sözle murat edilen nedir?

Bu sorunun cevabını yine tarih veriyor.

Bilindiği üzere Hz.Ali ile Hariciler arasında süregelen dostluk bir süre sonra yerini düşmanlığa bırakır. Hariciler aslında “dindar” özellikleri ile bilinir. Fakat politik gerekçeler sonrasında yolları ayrışır. Sıffın burada kırılma noktasıdır diyebiliriz. İşte o günlerde Hariciler Kur’an ayetine gönderme yaparak “Hüküm ancak  Allah’ındır.” derler ve haklılıklarını bu söz üzerine inşa ederler.

Hz. Ali ise bu cümlenin teorik olarak doğru bir söz olduğunu ancak Haricilerin bu söz ile batıl bir amaç (kendi siyasi ve şiddet eylemlerini meşrulaştırmak) güttüğünü belirtir ve şöyle der:

"Kelime-i hak (doğru söz), fakat onunla bâtıl murad ediliyor."

Belki de bugün bütün tartışmanın özeti budur.

Yoksulluğu, açlığı ve sefaleti konuşmayan diller; hakikati dillendirse bile batılı murat edebilir.

Adalete, hukuka ve özgürlüklere sırt çevirenler; ayet okusalar da amaçları hak olmayabilir.

Yolsuzluğa, usulsüzlüğe, kamu malının yağmalanmasına ve nepotizme kim yaparsa yapsın karşı çıkmayanlar, en kutsal sözleri söyleseler bile samimiyetlerini ispatlayamazlar.

Din, seçici bir ahlak değil, tutarlı bir vicdan ister.

Nitekim Kur'an da şöyle der:

"Kendinizin, anne babanızın ve yakınlarınızın aleyhine bile olsa adaleti ayakta tutun." (Nisâ, 135)

Bu yüzden mesele, din adına ne söylendiği değil; o sözle neyin amaçlandığıdır.

Çünkü tarih bize şunu defalarca göstermiştir: Batılı murat edenler çoğu zaman hak sözlerle konuşmuş, kutsal kavramların arkasına saklanmıştır.

Asıl maharet ise sözü değil, o sözün arkasındaki muradı görebilmektir.