Keşke sallasa...
Neredeyse yarım milyon insanın parasının buharlaşmasıyla patlak veren skandal; aldatılmışlık, kandırılmışlık duygusu ve umutsuzca sürdürülen adalet arayışıyla birlikte iktidar için keşke ciddi bir siyasi faturaya dönüşse.
Hayal kurmanın alemi yok.
Gerçekçi olalım.
Sallamaz!
Yerinden bile kımıldatmaz!
Kimse, özellikle muhalefet, bunun üzerine hesap kitap yapmamalı, beklenti içine girmemeli!
Bizden söylemesi.
En azından bugünkü Türkiye'de, yalnızca bu dehşetengiz vurguna bakarak böyle bir siyasi sarsıntı yaşanacağını düşünmek fazlasıyla safdillik olur.
Gelin, yakın gözlüğümüzü takmadan önce Demirel'in o meşhur sözünü hatırlayalım:
“Boş tencerenin yıkamayacağı iktidar yoktur.”
Gerçekten öyle mi?
Maalesef yine bu söze fazlasıyla güvenilen bir döneme girdik.
Oysa mesele bunun çok ötesinde.
Yurdum muhalifi, iktidarları değiştiren şeyin boş tencerenin kendisi olmadığını bir türlü öğrenemedi.
Biz teşhisi doğru koyalım:
İktidarları değiştiren, boş tencerenin başındaki insanların örgütlü, birleşik bir siyasal irade etrafında toplanması ve günü geldiğinde bunun gereğini yerine getirecek cesareti göstermesidir.
Bu olmadığı sürece gerisi lafügüzaftır.
Altını kalın kalemle çizmekte yarar var. Türkiye'nin asıl meselesi burada.
Fon vurgununda parasını kaptıran insanlar öfkeli.
Çok ciddi bir mağduriyet söz konusu.
Fakat bütün bunların siyasi bir sonuca dönüşebilmesi için güçlü ve ortak bir zemin yok.
Ne yazık ki muhalefet partileri böyle bir zemini oluşturmak konusunda son derece yetersiz.
Hatta istekli olup olmadıkları konusuna da büyük bir soru işareti koyalım.
O zemin oluşmadığında öfke, bir süre sonra insanların kişisel mağduriyet hikâyesine dönüşüyor; hatta giderek magazinin malzemesi haline geliyor.
Dahası var.
Yurdum insanının önemli bir bölümü, yaşadığı her krizin sonundaTayyip Erdoğan'ın bir şekilde devreye girip meseleyi çözeceği inancında.
Devlet onlar için hâlâ Tayyip Erdoğan’ın bizatihi kendisi.
Çözüm de iki dudağı arasında.
Yani, kriz çıktığında baktıkları adres belli.
Böyle olunca iktidarın bilerek ve isteyerek yarattığı ya da yönetemediği bir sorunun faturası kendi hanesine yazılmıyor; “Erdoğan bunu da çözer” beklentisinin içine atılıyor.
Şaka gibi ama böyle.
Bu siyasi paradoks nasıl açıklanabilir?
İnsanları kandırıyorlar, oy alıyorlar.
Yalan söylüyorlar, oy alıyorlar.
Liyakat ayaklar altına alınıyor, nepotizm, adam kayırmacılık alıp başını gidiyor, oy alıyorlar.
Adalet duygusunu ortadan kaldırıyorlar, oy alıyorlar.
Ekonomik kriz sosyal buhrana dönüşüyor, iktidar elitleri insanların cebindeki paraya çöküyor, yine oy alıyorlar.
Kul hakkı yiyorlar, oy alıyorlar.
Daha çok şey yazmak mümkün.
Ama sonuç değişmiyor.
Yurdum insanı başına gelen her felaketten sonra dönüp yine aynı yere bakıyor.
Bunun en çarpıcı örneklerinden biri Soma'dır.
13 Mayıs 2014'te 301 madencinin yaşamını yitirdiği Soma faciası Türkiye'nin hafızasına kazındı.
Acı ve öfke büyüktü.
Peki, Soma insanı bunun hesabını sandıkta soracak mıydı?
Facianın üzerinden bir yıl geçtikten sonra yapılan 7 Haziran 2015 genel seçimlerinde Soma'da AKPyine birinci parti oldu.
2011'de yüzde 52,81 olan oy oranı yüzde 39,87'ye geriledi ama buna rağmen yine ipi göğüsledi.
İşte tam da burada durmak gerekiyor.
Bir toplumsal felaketin yarattığı öfke ile bunun sandıkta siyasi cezaya dönüşmesi aynı şey değil. Öfke olsa bile ortada siyasi sonuç doğuracak ortak irade yoksa, öfke sandıkta tek başına belirleyici olmuyor .
Şimdi kalkıp yalnızca fon mağdurlarının öfkesinin AKP'yi iktidardan götüreceğini düşünmek, Türkiye'deki seçmen davranışını hiç bilmemektir.
Mesele artık siyaset bilimi ile açıklanabilir olmasının çok ötesinde.
Toplumsal psikolojinin, ekonomik davranışların, aidiyetlerin, korkuların ve siyasal bağlılıkların birlikte değerlendirilmesini gerektiren çok daha karmaşık bir tabloyla karşı karşıyayız.
Devam edelim...
Burada muhalefete sorulması gereken çok önemli bir soru var:
Ahval ve şerait böylesine namüsait bir mahiyette tezahür ederken insanlara yalnızca sandığı mı göstereceksiniz?
“Sandığı bekleyin” demek, siyasetin bütün enerjisini seçim gününe hapsetmek anlamına gelir.
Oysa insanların hâlen yaşamakta olduğu ağır ekonomik ve sosyal sorunların çözümü için bugün mücadele edilmesi gerekiyor.
Sandık elbette önemli.
Ama siyaset sandıkla başlamadığı gibi sandıkla da bitmiyor.
Eğer muhalefet halkın yaşadığı mağduriyetleri örgütleyemez, bunları ortak bir mücadeleye dönüştüremez, farklı kesimleri aynı demokratik zeminde buluşturamazsa seçim günü geldiğinde yine aynı tabloyla karşılaşır.
Çünkü iktidarın gücü yalnızca aldığı oydan gelmiyor. Muhalefetin dağınıklığı, onlar için Şam'da kayısı.
Fon skandalının, paranın nasıl kaybolduğunun çok ötesinde bir anlamı var.
Aslında bu skandal, Türkiye'de insanların neden hâlâ bu kadar kolay kandırılabildiğinin hikâyesini de anlatıyor.
Kolay para umudu...
Kısa yoldan zenginleşme hayali...
Emek ve alın terinin değersizleşmesi...
Devlete, siyasete ve güçlü görünen isimlere duyulan sorgusuz güven...
Bütün bunlar bir araya geldiğinde toplumsal zihniyet sorunu da kendisini gösteriyor.
O zihniyet değişmeden, yalnızca bir fon skandalının iktidarı sallamasını beklemek boşuna.
Çünkü mesele Erdoğan'ın bir sonraki seçimde kaç oy alacağı kadar basit değil. Mesele, toplumun başına gelenleri kader olarak mı göreceği yoksa kendi geleceğinin sorumluluğunu eline alıp örgütlü biçimde mücadele edip etmeyeceğidir.
Boş tencere meselesine dönersek...
Tencerenin boş olması yetmez.Tencerenin başındaki insanın da “yeter” demesi gerekir.
Sadece demesi de yetmez.Yan yana gelmesi, örgütlenmesi, hakkını araması ve hesap sorması gerekir.
Sandığı beklemeden...
Bugün.
Aksi halde fon skandalı da diğerleri gibi bir süre konuşulur.
Mağdurlar öfkelenir, sosyal medya ayağa kalkar, muhalefet milletvekilleri sert açıklamalar yapar.
O kadar.
Sonra gündem değişir.Yurdum insanı umudunu yine aynı adrese bağlar!
“Tayyip Erdoğan bunu da çözer mi?”
Mesele Erdoğan'ın her şeyi çözüp çözememesi değil. Mesele, toplumun kendi sorunlarını çözme iradesini başkasına devredip devretmemesidir.
Bunu yapmadığı sürece...
Fon skandalı iktidarı devirmez.Belki birkaç gün, belki birkaç hafta gündemi sarsar.
Ama iktidarı?
Maalesef hayır...
Çok Okunanlar
Yasin Kol için tutuklama talebi
AKP'ye geçeceği iddia edilen Cemil Tugay sessizliğini bozdu!
Hakem Yasin Kol'un hesaplarında 135 milyon TL'lik para trafiği
Kuşadası’nda pazardaki yangın iş yerlerine sıçradı
İstanbul’da yarın ulaşım ücretsiz
2026 Nobel Tıp Ödülü’nün sahipleri belli oldu
Ata Demirer’in ‘Pervaneler’i sete çıktı
Fon skandalı iktidarı sallar mı?
Türker Ertürk için tahliye kararı
Fon krizinde bomba 'VİP liste' iddiası: 26 kişi mercek altında