İktisat; sayılardan, rakamlardan, oranlardan, istatistiklerden, grafiklerden ibaret bir bilim değildir. İdeolojiktir. Hem de en ideolojik bilim dalıdır. Çünkü üretim, mülkiyet, bölüşüm ilişkilerine nasıl bakıldığı, ideolojiktir. Gelişmiş, merkez, kapitalist ülkelerin pazar, hammadde, ucuz emek taleplerinin nasıl görüldüğü, ideolojiktir. Verginin kimden, hangi oranda, nasıl toplanıp, toplanan vergilerin, öncelikle hangi sınıflar için harcandığı, ideolojiktir.
Piyasa ekonomisini savunurken, yurttaşı piyasanın insafına terk etmek, piyasa ekonomisinin de ötesinde bir piyasa toplumunu benimsemek, ideolojik bir tercihtir. Bu durumu bireylerin vicdanıyla, insafıyla, şefkatiyle, merhametiyle izah edemeyiz. Yapılacak tahlil, verilecek yanıt, ideolojiktir.
Kapitalizmi benimsemiş, liberalizmi tercih etmiş bir toplumda, bireylerin bencil, çıkarcı, bireyci, acımasız olması, sadece onların karakteriyle, kişiliğiyle, psikolojisiyle açıklanamaz. Yapılacak tahlilin, siyasal ve toplumsal tahlilin, mutlaka ve öncelikle, iktisadi tahlil içermesi gerekir.
Kapitalizmi, liberalizmi benimsemiş bir toplumda, hayata dezavantajlı başlayanları, ezilenleri, yoksulları umursamak, onlar için üzülmek, onlar için çabalamak, onlar için adımlar atmak, bağışlar yapmak, dernekler, vakıflar kurmak, kampanyalar düzenlemek elbette iyi niyetlidir. Takdire şayandır. Ama toplumun geneli açısından sonuç alıcı değildir. Çünkü bu bir sistem sorunudur. Tek tek bireylerin hayırseverliğiyle, yardımseverliğiyle, bonkörlüğüyle ilgisi yoktur.
KAPİTALİZMİN DEĞİŞMEZ YASALARI ve DEVLETÇİLİK İLKESİ
Kapitalist bir düzende, liberalizmin hüküm sürdüğü bir düzende, zenginleşme, eşit de dağılmaz adil de. Tam tersine zenginleşme, bir sınıfın lehine, diğerinin aleyhine gelişir. Bir sınıf zenginleştikçe, diğer sınıf fakirleşir. Ulusal gelirden bir sınıfın aldığı pay arttıkça, diğer sınıfın aldığı pay azalır. Zenginlik, tüm ulus için, tüm toplum için zenginlik anlamına gelmez. Toplumun büyük bölümü için yoksulluk doğurur.
Kapitalizm; varlığını sürdürmek için, başka ülkelerin, toplumların, milletlerin aleyhine genişlemek zorundadır. Pazarını çoğaltmak, yeni pazarlara erişmek, genişlemek, eriştiği pazarları çeşitlendirmek ve buraları sömürmek zorundadır. Ucuz emeğe, ucuz hammaddeye, doğal kaynaklara ulaşmak zorundadır. Başka ülkelerde ve toplumlarda nüfuz kurmak, hâkimiyet inşa etmek, hegemonya tesis etmek zorundadır. Aksi halde kriz kaçınılmazdır. Bunalım kaçınılmazdır. Ekonomik buhran kaçınılmazdır.
Kapitalizmin yarattığı tüm bu olumsuzluklara karşı devletçilik, çok temel, çok etkili bir ilkedir.O nedenle Cumhuriyetçilerin devletçilik ilkesini büyük bir kararlılık ve tutarlılıkla savunması, sahiplenmesi, Cumhuriyetin tanımlarından birinin de kamuculuk ve planlama olduğunu bilmesi, zorunludur.
Çünkü devletçilik, devletin ekonomiye müdahalesini, bizzat girişimci olarak ekonomik hayatta bulunmasını savunur. Güçlü bir ulus devletin örgütlülüğü ve hukuku, yabancı sermayeye, çokuluslu tekellere, küresel şirketlere karşı, yurttaşı ve milleti koruyacak en güçlü mekanizmadır. Burada asıl mesele, bu devleti kimlerin, hangi ekonomi politik tercihlerin, hangi sınıfların yöneteceğidir.
Dev ölçekli küresel şirketlere karşı, sadece sendikalarla, sadece sosyalist ve komünist partilerle mücadele yetersiz kalacağından, devletin gücü, devletin emekçiler, ezilenler lehine müdahalesi zorunludur. O nedenle, devletin, Marksist tanımla, egemen sınıfın baskı aracı olduğu gerçeğini hiç akıldan çıkarmadan, devletin elindeki olanakların, aygıtların, gücün, kimin lehine kullanılacağı konusunda net olmak gerekir.
DEVLETÇİLİĞE KİMLER KARŞIDIR?
Devletçilik sadece ekonomiye müdahaleyi, sadece girişimci olmayı içermez. Fazlasıdır. Devletçilik, sadece büyümeyle ilgilenmez, asıl ve öncelikle kalkınmaya odaklanır. Sadece nicelikle ilgilenmez, önceliği niteliğe verir.
Gelir dağılımının adil olması, sınıflar arasındaki uçurumun giderilmesi, emeğe, alınterine, insana önem verilmesi, halkçı, toplumcu, kamucu bir yaklaşımla ekonomide halkın önceliklerinin gözetilmesi devletçilik ilkesinin özüdür. Ulusal bir ekonomi, ulusal, bütüncül ve sürdürülebilir bir kalkınma için planlama, böylesi bir planlama için de devletçilik şarttır. O nedenle Cumhuriyetçiler, devletin ekonomideki rolünü şartlara, koşullara, olanaklara, önceliklere koşut olarak, mutlaka savunurlar.
Ülkenin kaynaklarının, milletin yararına kullanılması için devletçilik zorunludur. Devletin sadece planlama yapmakla, yasa koymakla, denetlemekle yetinmemesi, bizzat girişimci, uygulayıcı, üretici, satıcı olması için gereklidir devletçilik. Şartlar gerektirdiğinde, yurttaşların gereksinimleri söz konusu olduğunda, geçmişte KİT’ler örneğinde olduğu gibi, devlet; demir çelik sektöründe de olur, tekstil sektöründe de. Hele de eğitim ve sağlık söz konusu ise devlet mutlaka ve mutlaka olmalıdır. Eğitimde ve sağlıkta bütünüyle, yüzde yüz devlet hizmet vermelidir. Bu alanlarda devlet tekel olmalıdır. Eğitim ve sağlık, piyasa aktörlerine bırakılmamalıdır. Öğrenci ve hasta müşteri değildir. Öğretmen ve doktor, pazarlama elemanı değildir. Okul ve hastane işletme değildir. Okul müdürü, başhekim, üniversite rektörü, CEO değildir.
Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet; halkçı, devrimci, toplumcu, kamucu karakteriyle, emperyalizme karşı mücadelesiyle, aydınlanmacı, akıl ve bilimi önceleyen yönelimiyle, gerici – liberal güçlerin, feodalizm artığı, ortaçağ kalıntısı güçlerin, bunları aparat olarak kullanan emperyalist güçlerin hedefinde olmuştur. Bu emperyalist güçler, o günlerin tabiriyle düvel-i muazzama (düvel, devletin çoğuludur), Şeyh Sait’i de, Seyit Rıza’yı da, Said-i Nursi’yi de kullanmışlardır genç Cumhuriyete karşı, aynen ilerleyen yıllarda PKK ve FETÖ terör örgütlerini kullanacakları gibi.
Günümüzde özelleştirmeleri, tarikat ve cemaatlerin adeta birer holdinge dönüşmesini, eğitim ve sağlıkta hangi güçlerin, şirketlerin, sermaye çevrelerinin öne çıktığını düşünürken, Cumhuriyetin halkçı ve devletçi karakterinin en çok kimlerin hedefinde olduğunu da bilmek gerekir.
Çok Okunanlar
Müslüman olan Esposito: Hayatım tamamen değişti
İniş takımı arızalanan SunExpress uçağı paniğe neden oldu
AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında suç duyurusunda bulunan üç avukata dava
FSM Köprüsü'ndeki Amedspor bayrağına polis koruması
Trump’ın açıklamaları, Suriye güçleri yarın Lübnan’a girecekmiş gibi yorumlandı
Deutsche Bank altın tahminini revize etti
Mersin’de havuza alınmama iddiasında tutuklama
Kılıçdaroğlu'nun yeni ihraç listesi ortaya çıktı
'Ateşten Düşünce' ve Yalçın Küçük: Büyük kuraklığımız?
Türkiye'nin mikrokosmosu