Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4850
Dolar
Arrow
44,4973
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7512
Altın
Arrow
6806,2388
BIST
Arrow
10.729

'Ateşten Düşünce' ve Yalçın Küçük: Büyük kuraklığımız?

Bu yaza, Yalçın Küçük üzerine galiba adı “Ateşten Düşünce” olacak bir belgesel ve kitap damgasını vuracak. Odatv’de ilanları dönüyor. Herkes farkındadır. Belgeselin Soner Yalçın’ın desteğiyle yapıldığı biliniyor.  

Bir sansasyona hazır olalım. Güzel bir sansasyon...

Yalçın Küçük Hocamız ile ilgili bu belgesel ve hacimli kitap, akademisyen dostumuz Dr. Coşkun Soysal’ın yıllar süren çalışmasının ilk ürünleri. Dr.  Soysal’ın yakından tanıdığı Yalçın Hocamız ile birlikte genç yaşında hapis yatmışlığı da var, biliyoruz.

Merakla bekliyoruz.

Fakat asıl başka bir şeye dikkat çekmek istiyoruz.

Şu: Öncesini bir yana bırakalım, son 40 yılda doğup da gerçekten belgesellere konu olabilecek kahramanlar yetişti mi? Döneme damgasını vurabilecek bir entelektüel ve siyasi kapasiteye sahip insanlardan söz ediyoruz.

Daha açık soralım: Genç kuşak “aktivistler” içinde bir belgesele veya kitaba konu olabilecek kapasite ve cürette insanlar var mı? Adaylar var mı? O adaylar nasıllar?

O boşluktan daha önemlisi, bir başka boşluk: Bu insanlar birden sahneye çıkacak ve hepimizi şaşırtacaktır varlıklarıyla elbette. Toplumsal tarih biraz da böyle sürprizleri içerdiği için toplumsal ve tarih değil mi? Öyle. Ama bu insanları fark edecek, kamuya duyuracak ve onları anlayıp üzerlerine çalışacak, tezler geliştirecek insanlar yetişti mi?

Bir yerlerde gizli olduklarını düşünelim.

Çok da umutsuz olmayalım.

Abartmayalım da...

DONMUŞ TOPRAK NASIL ÇÖZÜLÜR?

1960 ve 1970’lerin kahramanlarıyla karşılaştırılabilecek hayatlar henüz sahne almış değil. 12 Eylül sonrası doğanlardan söz ediyoruz. 45 yaş grubundalar. Her ne olursa olsun, yüksek ve angaje bir kültüre sahip, birçok şeyi entelektüel dinamizmiyle, siyasal girginliğiyle, aşkınlığı arayışıyla sorgulayabilecek genç Behice Hanımlara, Doğan Avcıoğlulara, Yalçın Küçüklere, Mahir ve Denizlere şimdilik rastlayamıyoruz. 2000 sonrası doğanlar?

İklim iyice kurakladı... Toprak dondu da ondan mı acaba?

Yeni “buzkıranlar” yetişmiyor mu bu donmuş toprağı harmanlayabilecek?

Buradan büyük bir boşluk profili çıkarmış olmayalım.

Derdimiz başka: Büyük entelektüel, siyasi çıkışlar ılık, sulak ve verimli iklimlerin değil, tam tersine kurak iklimlerin ürünüdür.

Kendimize bakalım: Bizim cumhuriyetimiz bir aydın kıtlığına doğmadı mı? Bu bir olumsuzluk mu?

Tam tersine. Yetişen yeni kuşak, bu kurak iklimi (donmuş toprağı) kırıp dengeleyebilmek için olağanüstü büyük sıçramalara cüret edebilir. Tamam, 1970’leri, sokakları, lise ve üniversiteleri, fabrikaları damgalayan genç ömürlerle karşılaştırılabilecek yoğunlukta kahramanlarımız henüz görünürde yok, ama tam bu noktada çok ilginç sürprizler gizli.

“Özal Türkiyesi”nin çocuklarından, o Türkiye’yi reddeden ve tuzakları, başta da İslamcılık ve sol liberalizm denilen kiri, elbette Türkçülüğü de boşa çıkaracak bir “kahramanlık” beklemek aşırı iyimserlik mi olur?

“ATEŞTEN DÜŞÜNCE”: BİR “ATEŞTEN GÖMLEK”

Son 46 yıl, 1950’lerin şişirilmiş bir cesedi gibi görünüyor, diyeceğiz, abartma olacak. Yine de yazalım: Çünkü 1960’ler 1970’lerdeki entelektüel-politik yükselişin temelindeki harçta Demokrat Parti istibdadına direnen genç aydınların eli vardı. “İkinci Yeni” bile oradadır. 51 tevkifatının üç çok genç ozanını, Arif Damar, Ahmed Arif, Enver Gökçe’yi unutmayalım. Özet olsun: 50’leri damgalayanlara Doğan Avcıoğlu-Yalçın Küçük kuşağı deme hakkımız var. Fakat...

Fakat derdimiz gerçekten başka.

Doğrudur, eğer Türkçenin geniş hayatiyeti içinde düşünürsek, kahraman denebilecek, döneme damgasını vurabilecek kişiliklere henüz rastlayamıyoruz. Ya da bunlar çok iyi gizleniyorlar, biz göremiyoruz. 1980’lerin ve 1990’ların “bebeleri” henüz kendini toparlayabilmiş değil. Bundan daha önemlisi, bir anda sahnede belirseler bile, o insanları anlayıp anlatabilecek sanatçılar, yazarlar ve belgeselciler vs. var mı?

1950’lerin gençlerinde bu işaretler vardı. Bugün o işaretlerin eksikliğini çekiyoruz.

Hadi bir örnek vermeden geçmeyelim: Şu CHP’nin, DEM’in ve “Üçüncü TİP”in yönetici kadrolarındaki entelektüel zavallılığa, siyasi uşaklığa, “mandacı” kapasitesizliğe bir bakmak, eksikliğin boyutları konusunda fikir verebilir.  

Böyle bir “sol boşluğa” da Birikim-İletişim gericiliğinin çökmesi, sanatla ve toplumsal bilimlerle ilgili her sektörde bayrak göstermesi kimseyi şaşırtmamalıdır.

Kahramanlar eksik, ama çıkabilir.

Sorun, sahneye çıksalar, onları anlayıp topluma anlatabilecek yazar, çizer, sinemacı, müzisyen, ressam vs. yokluğu.

Abarttık mı gerçekten? Tamam, bazı sinyalleri inkâr edemeyiz. Ama yine de toplu bir bakışla, “henüz sahne boş” deme hakkımız var. (Hadi, “bomboş” demeyelim.)

Başa dönelim...

Yalçın Küçük kitabının adı “Ateşten Düşünce” olacakmış, dedik

Bu alanda ve genç kuşakta, “ateşten gömlek” giyebilecek olan cerbezeli düşünsel militanların, aşkın siyasilerin, militan sendikacıların eksikliğini hissediyoruz. Elbette istisnalar yok değil.

Bunu bir handikap olarak görmüyoruz. Her devrim bu tür kuraklıklara doğar çünkü. Yani devrim olasılığıyla kuraklık arasında bir doğru orantı var: Birlikte artıyor veya azalıyorlar. Biliyoruz.

Dr. Soysal, bu kapsamlı belgesel ve kitap çalışmasıyla galiba epey bir kapı aralıyor olacak.

Bekliyoruz.