Bugün bulunduğumuz noktada, hiç çekinmeden şu gerçeği kabul edebiliriz: Postmodernizm galip geldi. “Hakikat” algımız yerle bir oldu. Artık ne gerçek ne değil kolayca ayırt edemediğimiz gibi, bu ayrımsama için gerekli dikkat, aciliyet ve zamandan da mahrum kaldık. En ufak direniş, en küçük tepki güç sahipleri tarafından “komploculuk” olarak adlandırılmakta. Dünyanın her köşesinde “algı operasyonu” çeken cenahlar, algıları az biraz berraklaşmaya başlayanları delilikle, saçmalıkla, absürtlükle itham etmekte.
Vaziyet kötü, ama henüz umutsuz değil. Oraya da geleceğiz. Önce hâlin teşhisini yapmak gerek. Kırılma nerede yaşandı? Soğuk Savaş, Savaş’ın sonu, neoliberalizmin zaferi, neoliberalizmin çöküşü. Bu sırayla aşamalı şekilde gerçeklik algımız şekillendi. Ekonomik dönüşüm beraberinde siyasi, sosyal, teknolojik ve kültürel alanların tamamını baştan aşağı değiştirdi. Fakat küresel düzeyde ilk büyük gerçeklik testi Kovid kriziyle yaşandı.
Bu süreçte en hafif şekliyle “skeptik” (şüpheci) olarak adlandırılan kesimler 2020 sonrası süreçte ifşa edilen dosyalar ve sağlık sektöründen gelen itiraflarla beraber, bir zamanlar kendilerini hedef alan kesimlerin Bill Gates’gillere lanet okumalarını ibretle seyretti.
Son altı yıldır hızlanan küresel sosyal değişim, hem Z kuşağı diye adlandırılan nesil hem de onlardan yaşlı nüfusun hayatını “reels” kaydırmaya mahkum kıldı. İşin ilginci, bir zamanlar sadece Türk halkının “balık hafızalı” olmakla suçlandığı bir dünyada milyarlarca insanın hafızası önemli ölçüde sınırlandı. Çoktan internet meme’i (miim) hâline gelmiş “current thing” (şimdiki gözde şey) takipçisi bireyler, eleştirel kaynaklardan gelen bütün karşı görüşlere rağmen Ukrayna Savaşı’ndan Hollywood skandallarına hep otoritelerin yanında yer almayı seçti. Hem de bir önceki pozisyonun kısa süre içinde meşruiyetini ve gücünü yitirmesine, yani her adımda “haksız” düşmelerine rağmen.
Diyalektiğin sınırlarını zorlayan bu akışta “current thing” destekçileri karşılarında duran kesimleri “komploculukla” suçlamaya devam etti. Genellikle küreselleşme karşıtlığı kümesinde birleştirilebilecek ve sağ ile sol siyasetin hudutlarını girift hale getiren kitleler her yerde “ulusalcı”, “Marksist”, şucu, bucu ilan edildi. Mesela ABD’de iki yıl öncesine dek MAGA’cılığın önde gelen bir ismi olan Marjorie Taylor Greene, şu an “Marksist” olmakla itham ediliyor.
Benzeri şekilde ülkemizde de eleştirisine ve argümanlarına bakmadan milliyetçi olsun olmasın muhalif kesimler “kanzi, AKP’li, vs.” gibi sıfatlarla etiketlenmekte. Kemal Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanlığı adaylığına karşı çıkanlara karşı kampanya yürütenler, Haziran 2023’ten bu yana en büyük Kılıçdaroğlu muhalifi kesilmiş durumdalar ama “AKP’li, komplocu, Alevi düşmanı” olmakla suçladıkları kitlelerden bir kez dahi özür dilemiş değiller.
Bugün “current thing”, her yerde eleştiri karşısında durmuş ve yıllarca iktidarlarla iş birliği etmiş liberallerin elindeki son fakat en etkili silahtır. Sıfırı tüketmiş haldedirler. Bu yüzden jeopolitikadan dünya dışı yaşam tartışmalarına, sağlık politikalarından streaming kanallarına müesses nizam karşıtı her türlü eleştiriyi “komploculuk” çuvalına tıkıştırıp karşıtlarına cevap dahi ver(e)meden susturma gayretindeler. (Sıra kendilerine gelince “Ad hominem” argümanını da utanmadan öne sürerler!)
Böyle bir tartışmasızlık ve uzlaşmalık ortamında bize düşen görev komplo teorilerini reddetmek değil ama kabul etmektir. Nitekim Catherine Liu’nun da dediği gibi “komplo teorileri, halk kitlelerinin ‘eleştirel teori’sidir.” Geniş kitleler Marx’tan ve ardından gelen iki yüzyıllık kasırgadan haberdar değildir, olmaları da beklenemez. Fakat içinde bulundukları durumun bir çıkmaz olduğunu görür ve bunu kendilerince açıklamaya çalışırlar.
Yurt içinde ve dışında bir türlü çıkamadığımız ekonomik krizi ele alalım. “Bir paket makarnaya, kömüre oy veriyorlar” açıklamasının yurtdışındaki karşılığı “ırkçı, maskülenist, vs. olduklarından ABD’de şunu, Fransa’da bunu seçiyorlar”dır. Liberal zihniyet için olayların daima pür bir psikolojik ya da ekonomik açıklaması bulunur ve mesele sonrasında kapanır. Liberallerin, on yıldır Batı’da yükselen yeni Sağ popülizmini açıklamada kullandıkları ve en sevdikleri bahane budur örneğin.
Wilhelm Reich ise bu pür ekonomist/psikolojist anlatıya karşı çıkar. Gerçi o “kaba Marksist” tipi eleştirir ama şu gerçeği de müthiş bir biçimde ifade eder: “Ekonomik kriz ya barbarlığa ya da toplumsal özgürlüğe yol açar.” Yani bir evde tencere kaynamıyor diye illa ki hükümet düşmez. İdeoloji, duygular, korkular, arzular, kitle psikolojisi, cinsel/toplumsal baskı, vb. birlikte hareket ederek toplumun ve siyasetin gidişatına etki eder. Bu süreçte seçmeni “çomar” diye kategorize eden, her türlü yurtsever refleksi “kanzi, ergen” olmakla etiketleyen siyaset felce uğrar.
O zaman ne yapmak gerekir? Yine Reich’a dönersek “eleştiri” silahına (Marx’ın ruhuna rahmet olsun!) sarılmak; kötü olanı teşhir etmekle yetinmeyip toplumsal gerçeklikte hangi çelişkilerin gözden kaçırıldığını keşfedebilmek gerekir. Macaristan’da, ABD’de, Fransa’da, İngiltere’de de kullanıldığı üzere bir kısım seçmeni “cahil, ırkçı, mizojinist, incel, dinci” diye adlandırıp bunların aslında “dezenformasyon, manipülasyon, propaganda” ile yoldan çıkarıldıkları açıklaması artık kimseyi ikna etmiyor.
Evet, Jaron Lanier’in ifade ettiği gibi sosyal medya tekelleri birer “davranış mühendisliği imparatorluğuna” dönüştüğü muhakkak ve her türlü karar alma mekanizmamızı sonuna dek etkilemekteler. Ama sınıfsal çelişkilerin arttığı, iş ve sağlık güvencesizliğinin had safhada olduğu, merkez siyasetin inandırıcılığını toptan yitirdiği, toplumsal bağların çürüdüğü ve nüfusun hızla dönüştürüldüğü bir ortamda milyonlarca insanın “manipüle edildiği” ya da “narsist bir güçlü adamın peşinden gitmek istediği” türü açıklamalarla yol almak mümkün değil.
Siegfried Kracauer “aklın işi, hakikati dünyaya sokmaktır” diyor ve masalların, ilkel aklın dünyayı açıklamak üzere kurulmuş açıklamalar olduğunu öne sürüyor. Benzerini komplo teorileri ve “komplocular” için de söylemek mümkün: İçinde yaşadığımız dünyada öğrene geldiğimiz hiçbir teori, disiplin, bilim yaşadıklarımızı açıklayamıyor. Hâl böyle olunca olayların arkasındaki gizli, saklı hakikat üzerine kafa yoruluyor ve hakikat “eleştiri” silahıyla (ya da bunun en primitif hâliyle) dünyaya adım atıyor. Bu noktada gerçek aydına düşen de kitlelerin elindeki silahı güçlendirmek ve iktidarlarla el ele verip de “mazlum” kisvesini bürünenlerin “komplocu” suçlamasını şerefle üstünde taşımaktır.
Çok Okunanlar
Kızına silahla saldıran damadını öldürmüştü
Mansur Yavaş'tan 'Burcu Köksal'ın AKP kararına' ilk tepki
Gazeteler Galatasaray'ın 26. şampiyonluğunu nasıl gördü?
CENTCOM: 58 geminin rotası değiştirildi, 4 gemi etkisiz hale getirildi
Yeni emperyalizm-2: Algoritmayı yazan savaşı kazanır
Döviz kuru içeride garibanı, dışarıda sanayiciyi yakıyor
'Dayım canımdır' paylaşımı sosyal medyada gündem oldu
İsmet Paşa’nın son başbakanlığı
Komplo teorilerini reddetmemeli, kucaklamalıyız
Özgür Özel ses kaydı iddiasını bir adım daha öteye taşıdı