Türk Kurtuluş Savaşı, yerelden ulusala uzanan kongrelerle örülmüş ve olgunlaşmıştır. Milletleşirken devletleşen, devletleşirken milletleşen bir halkın, emperyalizme ve uzantılarına karşı verdiği destansı bir mücadeledir. Rahmetle andığım hocam Prof. Dr. Bülent Tanör’ün deyimiyle “haklı ve halklı bir savaştır”. Savaş koşullarında, halkın yurduna sahip çıkması ve yerel meclislerin direnişiyle başlamıştır. Milli Meclis çatısı altında birleşilmiştir ve yürütülmüştür. Savaş içinde şekillenen bu süreç, Tanör’ün tanımıyla “savaş demokrasisidir”.
19 Mayıs 1919’da başlayan Kurtuluş Savaşı’nı Atatürk; çok iyi hazırlamış ve örgütlemiş, çok kararlı ve cesur yönetmiştir. Harcında kutsal isyan, milli inat, haklı iddia ve kararlı inanç olan Kurtuluş Savaşı sayesinde, 1919’dan sadece 4 yıl sonra, 1923’te ulusal egemenliğe dayanan, laik ve çağdaş bir Cumhuriyet kurulmuştur. Bu Cumhuriyet; Cihan Harbi yenilgisinden değil, İstiklal Harbi zaferinden doğduğu için, tarihin en iddialı ve kapsamlı devrimci atılımını yapmıştır.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün üç Misak-ı Milli’si vardır. Bunlar; Toprak Misakı Milli’si, Maarif Misakı Milli’si (Tevhid-i Tedrisat) ve Say (emek) Misakı Milli’sidir. Hâkimiyeti Milliye, İrade-i Milliye, Kuvayı Milliye konusunda ödünsüzdür Atatürk. Kurtuluş Savaşı’nın sözcüsü gazetelerin adı Hâkimiyeti Milliye ve İrade-i Milliye olarak konmuştur bu nedenle. Hareketin ismi Kuvayı Milliye; örgütün adı Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’dir.
İstiklal-i Tam konusunda kıskançtır Atatürk. Çünkü ulusal egemenlik ve tam bağımsızlık yoksa antiemperyalizm de yoktur.
Hiç yanılmamış, hiç aldatmamış, hiç kandırılmamıştır Atatürk. “Türkiye Cumhuriyeti mesut, muvaffak ve muzaffer olacaktır” derken, yalnız ve ancak milletine güvenmiştir.
1919'UN ŞARTLARI NASILDI?
Bir an için 1919’a gidelim. 15 Mayıs’ta Yunan Ordusu İzmir’i işgal etti. Büyük kahraman Hasan Tahsin, direndi. Kurşun sıktı. Şehit düştü. Ertesi gün, 16 Mayıs’ta, Mustafa Kemal Paşa, beraberindeki heyetle birlikte, Bandırma Vapuru’yla İstanbul’dan yola çıktı. 19 Mayıs’ta Samsun’a vardı.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk; savaş konusunda çok deneyimli, başarılı bir komutandı. Trablusgarp Harbi’ne (1911 – 1912) katılmıştı. Dünyada gayrinizami harbin ilk örneklerinden olan direnişi örgütleyen subaylar arasındaydı. Gazeteci kimliğiyle ve Mustafa Şerif adını kullanarak gitmişti oraya. Sonrasında, Balkan Harbi’nde (1912 – 1913) Bolayır Kolordusunda kurmay başkanlığı yapmıştı. Birinci Cihan Harbi’nde (1914 – 1918) cepheden cepheye koşmuş; Çanakkale Cephesi’nde, Kafkas Cephesi’nde, Suriye – Filistin Cephesi’nde çok önemli görevler üstlenmişti. Yani, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a 9. Ordu Müfettişi olarak çıkan Mustafa Kemal Paşa, çok parlak bir askeri kariyere sahipti.
Fakat bu kariyere yaslanmadı Atatürk. Kurtuluşu, sadece silah arkadaşlarıyla aramadı. Anadolu’ya gitti. Kongreler topladı. Milletle bütünleşti. Savaşı, meclis iradesi, meclis idaresi ve meclis meşruiyetiyle yönetti. Savaşla birlikte, devletleşmeye, milletleşmeye de öncülük etti. Devrim yaptı. Devlet kurdu.
ATATÜRK'ÜN İZLEDİĞİ YOL HARİTASI
Mustafa Kemal Paşa; tarihten ders çıkarmanın önemini de milletle buluşmanın değerini de biliyordu. Mondros Mütarekesi (30 Ekim 1918) imzalandıktan sonra Anadolu’da yerel ölçekte toplanan irili ufaklı kongrelerin yarattığı birikimin farkındaydı. Bu kapsamda 5 Kasım 1918’de kurulan Kars İslam Şurası ve onu izleyen millici, işgal karşıtı, yurtsever hareketler ve kongreler, halktaki tepkiyi gösteriyordu. Mustafa Kemal Paşa, tüm bu birikimi, deneyimi, enerjiyi ve coşkuyu tek bir merkezde topladı, örgütledi. Yerel olmaktan çıkarıp, milli bir hedef aşıladı. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’le birlikte tepki, öfke, eylem, örgüt, kararlılık, irade ve mücadele; bölgesel olmaktan çıktı. Ulusala evrildi. Yerel olmanın ötesine geçti. Millileşti.
Milli Mücadele’yle işgale direnen, bağımsızlık kavgası veren bu hareketlerin hepsi katılımcıydı. Tabandan tavana yükselen bir irade öne çıkıyordu. O nedenle Gazi Mustafa Kemal Paşa; Samsun’a çıktıktan kısa süre sonra, 28 Mayıs 1919’da Havza Genelgesi’yle, halkı işgallere karşı sesini yükseltmeye, tepki vermeye çağırdı. Bu genelge, Kurtuluş Savaşı’nın ilk ulusal belgesi olması yanında, Atatürk’ün izleyeceği yolun ve yöntemin de işaretini veriyordu. Sonrasında 22 Haziran 1919’da Amasya Tamimi’yle, vatanın bütünlüğünün tehlikede olduğunu vurguluyor, kurtuluş için milletin azim ve kararlılığının önemine dikkat çekerek, milleti göreve çağırıyordu. Kurtuluş Savaşı’nın kiminle yapılacağını, hangi güçlere dayanacağını saptıyor, savaşın amacını, kapsamını, yöntemini ve gerekçesini yurda ve dünyaya ilan ediyordu.
Bu mücadele çizgisi ve yöntemi, delegeleriyle bölgesel, kararlarıyla ulusal ölçekli olan Erzurum Kongresi (23 Temmuz – 7 Ağustos 1919) ve hem delegeleri hem kararlarıyla ulusal ölçekli olan Sivas Kongresi’yle (4 – 11 Eylül 1919) olgunlaştı. 23 Nisan 1920’de, Ankara’da, TBMM’yle taçlandı. Kurucu Meclis’le, Gazi Meclis’le zirveye ulaştı.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk önderliğindeki katılımcı ve devrimci mücadelenin, emperyalizm karşıtı savaşın sonucunda, 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet kuruldu. İlkeleri; tam bağımsızlık, ulusal egemenlik, çağdaşlık, laiklik, halkçılık, eşitlik, akıl, bilim ve aydınlanmaydı. Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet; mazlum milletlere örnek oldu, ilham verdi. O yüzden, bugün de emperyalizmin hedefindedir Atatürk ve Atatürkçülük.
ATATÜRK'ÜN FARKI NEYDİ?
Atatürk’ü tarihte önemli, öncü, özgün ve önder yapan, yenilmez, yanılmaz ve haklı kılan, asker, devrimci ve devlet kurucusu olarak, düşünsel hazırlığıdır. Zamanlama dâhisi olmasıdır. Kararlı, tutarlı ve yürekli eylemleridir. Halkçı, toplumcu, eşitlikçi, aydınlanmacı siyasal çizgisi, tam bağımsızlıkçı ve antiemperyalist mücadelesidir. “Cumhuriyet bilhassa kimsesizlerin kimsesidir” derken, Cumhuriyet’in toplumsal, sınıfsal boyutunu vurgulamıştır. “Cumhuriyet fazilettir” derken, Cumhuriyet’i, Türkiye’yi Türkiye'den yönetmek için kurduğunu, devrimleri bir daha kul olmayalım, esir düşmeyelim, işgale uğramayalım diye yaptığını belirtmek istemiştir.
Dahası da var…
Atatürk; kapsamda farklıdır. Kapsamdaki farkı; Karslının Kars’ı, Edirnelinin Edirne’yi kurtarmaya çalıştığı, işgale karşı direnen yurtsever örgütlerin yerel, bölgesel kaldığı bir ortamda, tüm milli kuvvetlere ulusal bir hedef göstermiştir. Her vatanseveri, vatanın her yerinden sorumlu kılmıştır. Trabzonlu Maraş’tan sorumludur, Diyarbakırlı Tekirdağ’dan. Aynen cephede, “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır” dediği gibi…
Atatürk; yöntemde farklıdır. Pek çok yurtseverin “Amerikan mandası mı, İngiliz himayesi mi?” diye tartıştıkları dönemde, Atatürk tarihin şu tunç yasasını hatırlatmıştır herkese: “Savaşla kurulan, savaşla yıkılır”. Milli Mücadele’nin silahla yapılacağını söylemiştir. Aynen Çanakkale Muharebelerinde “Size taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum” dediği gibi…
Atatürk; amaçta farklıdır. Hilafeti ve saltanatı kurtarmak için değil, milli egemenliğe dayalı, bağımsız bir cumhuriyet için yola çıkmıştır. Bu konuda, pek çok mücadele arkadaşından farklıdır. Nitekim bu ayrılık, Meclis’in açılmasıyla birlikte su yüzüne çıkmış, saltanat ve hilafetin kaldırılmasında, Cumhuriyet’in ilanında, çok partili hayat denemelerinde, devrimler sürecinde, laiklik anlayışında belirginleşmiştir.
O nedenle Atatürk’ün ve Cumhuriyet’in kıymetini bilmek gerekir.
Çok Okunanlar
Fenerbahçe'nin Avusturya kampında 7 isim yok
İstanbul'da kavurucu sıcaklar başlıyor
Özgür Özel'in ziyaret ettiği Deniz Göktaş'tan İmamoğlu sözleri
ABD NATO temsilcisinin İncirlik ve İzmir turu neyin hazırlığı?!
Özgür Özel'in masasındaki anketten Kılıçdaroğlu'na kötü haber!
HKP’nin Ankara'daki NATO eylemine polis müdahalesi
NATO Türkiye için güvenlik değil risk üretmektedir
Fatih Altaylı'dan dikkat çeken Deniz Göktaş çıkışı
'Bir büyükşehir belediyesi kesin olarak AKP'de'
Kurtuluş Savaşı’nın verdiği dersler