CHP’de Kadro Değişimi ve Meclis Aritmetiği
Türkiye’de bugün yaşananları yalnızca “Terörsüz Türkiye”, PKK’nın silah bırakması, Abdullah Öcalan’ın çerçeve yasanın maddeleri içerisinde gizlenmiş statüsü veya yeni bir yasal düzenleme başlıkları ile değerlendirmek siyasi büyük kırılmayı görmemek, ya da bu gerçekte yüzleşmeye cesaret edememektir.
Türkiye’nin önündeki esas mesele Anayasa’dır.
Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti anayasası.
Cumhuriyet’in kuruluş felsefesi ile CHP’nin Altı Ok’unda ifadesini bulan temel ilkeler arasında tarihsel ve siyasal bir bütünlük, batılı emperyalistlerin desteğiyle kurulan tüm siyasi partileri rahatsız etmiştir.
Anayasa’nın değiştirilemez hükümleri de başka bir hukuki düzlemde aynı kurucu iradenin devlet düzenindeki güvencesidir.
Bu nedenle CHP’nin kurucu ilkelerinden uzaklaştırılması ile Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasal yapısının tartışmaya açılması birbirinden bağımsız süreçler olarak görülemez.
Lozan’dan Bugüne Değişmeyen Mesele: Ulus Devlet
Lozan Antlaşması, Kurtuluş Savaşı sonucunda kurulan bağımsız Türk devletinin uluslararası hukuk tarafından tanınmasıdır.
Batılı büyük güçlerin Osmanlı coğrafyasına ilişkin paylaşım tasarımları Sevr ile hukuki metne dönüştürülmüş; Türk milleti Kuvayı Milliye ve Müdafaa-i Hukuk hareketiyle tarihin akışını değiştirmiştir. Lozan bu zaferin diplomatik ve uluslararası hukuktaki sonucudur.
Emperyal güçlerin ulus devletlere müdahale yöntemleri tarih boyunca benzerdir: Toplumsal farklılıkları siyasal çatışmaya dönüştürmek, ortak vatandaşlık bağını zayıflatmak, etnik veya mezhepsel kimlikleri siyasal egemenlik taleplerinin taşıyıcısı hâline getirmek ve merkezi devlet zayıfladığında özerklik veya ayrılık taleplerinin önünü açmak.
Cumhuriyet’in ise bu topraklarda bu plana verdiği cevap nettir:
Etnik kökenler farklı olabilir; siyasal egemenliğin sahibi tektir: O da Türk milletidir.
Bu nedenle bugün, ne acıdır ki bu zaferin içinden doğmuş, devleti kuran Cumhuriyet Halk Partisi’nin ve ondan koparak kurulan Yeni Parti’nin yönetim kadrolarının gündeminde bulunan “eşit yurttaşlık”, etnik kimliklerin anayasal statüsü, ana dilde eğitim ve yerel yönetimlere özerklik tartışmaları sıradan demokratikleşme başlıkları olarak görülemez.
Mesele Cumhuriyet’in kuruluş modelidir.
2010: Büyük Kırılma
12 Eylül 2010 Anayasa değişikliği devletin özellikle yargı yapılanması üzerinde önemli sonuçlar yaratırken, aynı yıl CHP’de gerçekleşen Genel Başkan değişikliği kurucu partide başka bir dönüşümün de başlangıcı olmuştur.
CHP’nin 2010 Anayasa değişikliğine karşı çıktığı tarihsel bir gerçektir. Ancak sonraki yıllarda partinin kendi kadroları ve ideolojik yapısında meydana gelen değişim de tarihsel ve siyasi bir kırılmadır.
2010 sonrası CHP’de Atatürkçü, Cumhuriyetçi ve ulusal devlet anlayışını güçlü biçimde savunan kadroların karar mekanizmalarındaki ağırlığı giderek azalırken, parti içerisinde farklı bir siyasal dil, ittifak anlayışı ve kadro yapısı oluşturulmuştur.
Bu dönüşümün en kritik boyutu yalnızca “kimlerin CHP’ye geldiği” değil, kimlerin sistemli biçimde geri plana itildiği meselesidir.
CHP içinde uzun yıllar boyunca özellikle ulusalcı ve Cumhuriyetçi çizgide yer alan bazı milletvekillerinin ya yeniden aday gösterilmemesi ya da yerel yönetimlere yönlendirilmesi; buna karşılık farklı siyasi çizgilerden isimlerin Meclis listelerinde öne çıkarılması, parti içinde bilinçli bir kadro mühendisliğidir.
Bu süreç, parti içindeki birçok aktör tarafından da bilinen, görülen ve desteklenen bir dönüşümdür.
Burada temel soru şudur:
Bu stratejik ve kademeli dönüşüm karşısında, Özgür Özel ve ekibi o dönemde neden etkili bir karşı duruş sergilememiştir?
Sayın Muharrem İnce’nin Kemal Kılıçdaroğlu’na karşı Genel Başkan adayı olarak çıktığı kurultayda, Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi tarafından Muharrem İnce’nin Genel Başkan adaylığı için imza veren delegeler dahil olmak üzere delegasyon üzerinde baskı kurulduğu bilinen bir gerçektir.
Cumhurbaşkanı adayı gösterildiği seçim süreci ise, “Gel bakalım Muharrem” çıkışı ile başlamış, parti yönetiminin kampanya boyunca izlediği tutum, adeta seçilmesini istemez boyuttadır.
Bütün bu süreçlerde Özgür Özel ve bugün Yeni Parti ekibi olarak karşımıza çıkan kadrolar tarihe tanıklık etmiş ve Kemal Kılıçdaroğlu’ndan yana tavır sergilemişlerdir.
Sayın Muharrem İnce’nin Cumhuriyet Halk Partisi’ni terk ederek yeni bir partide siyasi mücadelesini sürdürmesi ve partiden Cumhuriyetçi kadroları da koparması ise hırsla alınmış hatalı bir karardır.
39 Milletvekili ve Meclis Aritmetiği
2023 seçimlerinde CHP listeleri başka siyasi partilerin adaylarına açılmış ve farklı siyasi geleneklerden toplam 39 milletvekili CHP listelerinden Meclis’e girmiştir.
Geçmişte AKP hükümetlerinde Adalet Bakanlığı yapan Sadullah Ergin’in CHP listesinden aday gösterilmesi bunun en çarpıcı örneklerinden biridir.
Cumhuriyet Halk Partisi seçmenine, ona inanarak yıllardır iktidar yüzü görmeden fedakârlıklarla partisine bağlı kalan yüz binlerce insana karşı işlenmiş bir ayıptır.
Milletvekili listesi hazırlamak, üstelik bu tercihi ön seçimsiz gerçekleştirmek, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin siyasi aritmetiğine doğrudan müdahale etmektir. Günün sonunda Anayasa’da köklü değişiklikleri yapacak olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir.
Yine bu tarihler içerisinde ulusalcı ve Cumhuriyetçi yaklaşımlarıyla öne çıkan milletvekilleri ya seçim listelerine konulmamış ya da yerel yönetimlerde başkan adaylıkları verilerek Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden uzaklaşmışlardır.
Bunlara birkaç örnek vermek gerekirse; Mehmet Siyam Kesimoğlu Kırklareli Belediye Başkanlığında, Tanju Özcan Bolu Belediye Başkanlığında, Burcu Köksal ise Afyonkarahisar Belediye Başkanlığında yerel yönetimler adayı olarak gösterilmiştir.
Örgütün içinden sağlam duruşuyla tanınan Dilek Akagün; Prof. Dr. Nur Serter ve Onur Öymen gibi ulus devlet bilinci yüksek isimler de zaman içerisinde parti politikalarından ve milletvekili listelerinden uzak tutulmuştur.
2010’dan 2026’ya Uzanan Süreç
2010’dan 2026’ya uzanan CHP tarihini Kılıçdaroğlu ve Özgür Özel dönemleri olarak iki ayrı siyasi dönem şeklinde okumak gerçeği perdelemektedir.
Ortada iki ayrı siyasi dönem değil, aynı kadro hareketinin kendi içerisindeki iktidar değişimi vardır.
Özgür Özel, Kılıçdaroğlu dönemine dışarıdan itiraz ederek gelmiş yeni bir siyasi çizginin temsilcisi de değildir.
O dönemde partinin en üst yönetim kademelerinde bulunmuş, Meclis siyasetinin ve temel siyasi kararların savunulmasında sorumluluk üstlenmiştir.
CHP listeleri başka partilere açılırken Özgür Özel, dışarıdan gelen bu isimlerin Cumhuriyet Halk Partisi’nin oy oranlarını algoritmik olarak artıracağını savunmuştur.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanlığı adaylığının kaybedilmiş bir seçim süreci olduğunu söyleyenlere karşı ise “Kemal Kılıçdaroğlu’nu istemeyenlerin altını kazıyın, AK troller çıkar” diyecek kadar ileri gitmiştir.
Ardından 2023 Kurultayı’nda, sanki bunlar hiç yaşanmamışcasına, CHP örgütüne kürsüden yaptığı konuşmada “partinin öz evlatlarına haksızlık edildiğini” söyleyerek değişimi savunmuştur.
Oysa siyasi sorumluluk Genel Başkan değişince ortadan kalkmaz.
İşte tam da bu yüzden 2023 Kurultayı ideolojik bir kopuş değil, aynı siyasi kadronun kendi içerisindeki güç merkezinin Ekrem İmamoğlu desteğiyle el değiştirmesidir.
Kılıçdaroğlu Genel Başkanlığı kaybetmiştir.
Fakat Kılıçdaroğlu döneminde şekillenen siyasi kadro iktidarı kaybetmemiştir. Kendi içerisinden yalnızca başka bir Genel Başkan çıkarmıştır.
Bu gerçeklik, Yeni Parti’nin tüzüğünde yer alan vatandaşlık tanımı, eşit yurttaşlık yaklaşımı, ana dilde eğitim ve yerel yönetimler konusundaki tercihleri ile daha da görünür hâle gelmiş; Çerçeve Yasa konusundaki kurumsal tutumuyla pekişmiştir.
2024 yerel seçim başarısının dayandığı önemli belediye kadrolarının da büyük bölümü Kılıçdaroğlu döneminde yükselmiş veya adaylaştırılmıştır.
Buradaki başarı Cumhuriyet Halk Partisi’nin doğru bir siyasi çizgi izlediği ya da çok çalıştığı anlamına gelmez. Türk milletinin AKP iktidarından duyduğu yorgunluk ve değişim isteği, bu başarının arkasındaki en önemli nedenlerden biridir.
Yerel yönetimler yalnızca belediyecilik hizmeti değildir. Geleceğin milletvekillerinin, parti yöneticilerinin ve Cumhurbaşkanı adaylarının yetiştiği siyasal kadro havuzudur.
Nitekim AKP’nin siyasi varlığını kabul ettirdiği ve yükseldiği alan da yerel yönetimler olmuştur.
Siyasette 25. yılını kutlayan AKP, her alandaki tecrübesi ve devleti yönetme yetkisinin kendisine verdiği güçle Cumhuriyet Halk Partisi’nin ahlaki üstünlüğünü koruyamayan, türlü zaaflarına yenilmiş, yerel yöneticilerinin en yakın arkadaş çevresinden davalara dahil olan itirafçılarla, ilerleyen günlerde daha da utanılacak gerçekleri gün yüzüne çıkaracağı aşikârdır.
Çok Okunanlar
Tutuklu Erdal Beşikçioğlu’ndan Kılıçdaroğlu’na dikkat çeken sözler
Fenerbahçe'de Talisca için ayrılık iddiası
Hilmi Tuna Kuriş yurt dışına kaçış hazırlığındayken yakalandı
Rasim Ozan Kütahyalı'nın tahliyesinde dikkat çeken ayrıntı
Gazilerimize 'Vefa'dan notlar!..
Ne Türk Cumhuriyetleri bizi dinliyor ne Suriye’de fikrimizi soran var
'Demokrasinin yolu Silivri’den değil İmralı’dan geçer' demişti
FC 27’de Beşiktaş reytingleri açıklandı
Sıcak paranın gölgesinde
Motorine bu gece zam bekleniyor