Baltıklar’a yerleşeli beşinci yılım. İş-eğitim gibi sebeplerle yaşadığım İspanya ve İtalya ardından bambaşka bir coğrafya benim için Baltıklar. Evet Baltıklar’ın sessiz yıldızı Letonya’da beş yıl geçti ama bu coğrafyanın mazisi bende çok daha eski. İlk kez ayak bastığım 2009 yılından bu yana çok şey değişmiş olsa da sisli ormanlar ve turbalıklar arasında Avrupa’nın son paganları geleneklerini sürdürmeye devam ediyor.
Baltıklar; Litvanya, Letonya ve Estonya’dan oluşan, Kuzey Avrupa’da Baltık Denizi kıyısında yer alan bir bölge ve kültürel, coğrafi, mimari ve tarihi açıdan Avrupa’nın en özgün kesişim noktalarından biri. “Baltık” sözcüğünün kökenine dair birkaç temel teori var. Germen dillerindeki belt (boğaz, dar deniz geçidi) sözcüğüyle ilişkili olduğu ve Danimarka boğazlarına (Belts) atıf yapıldığı ya da Hint-Avrupa kökenli bhel (beyaz, parlak) kökünden geldiği ve Baltık Denizi’nin açık, parıltılı sularını tanımladığı ya da daha zayıf kabul gören bir teoriye göre bölgedeki erken dönem Baltık kabilelerinin isminden türediği öne sürülse de en yaygın kabul gören görüşe göre adın Orta Çağ Latincesinde kullanılan “Mare Balticum” ifadesinden türediği düşünülüyor. Bu terimin, 11. yüzyılda Alman tarihçi Adam von Bremen tarafından yazılı kaynaklarda ilk kez sistemli biçimde kullanıldığı görülüyor. Sonuç olarak “Baltık” adı, önce denizi tanımlamak için ortaya çıkmış, zamanla bu denizin çevresinde yaşayan Estonya, Letonya ve Litvanya için coğrafi ve kültürel bir üst kimlik haline gelmiş; yani ülkeler adını denizden alıyor, deniz adını ise tarihsel ve dilsel etkileşimlerin birleşiminden.
Coğrafi olarak sık ormanlar, göller, bataklıklar ve uzun sahil şeritleriyle karakterize edilen Baltıklar, kültürel açıdan Paganik ve Fin-Ugor kökleriyle Alman, İskandinav ve Slav etkilerinin harmanlandığı zengin bir mirasa sahip. Tarih boyunca Töton Şövalyeleri, İsveç Krallığı, Rus İmparatorluğu ve Sovyetler Birliği gibi büyük güçlerin egemenliği altında kalan Baltık ülkeleri, bu çok katmanlı geçmişin izlerini mimaride, dillerde ve toplumsal yapıda taşıyor. 20. yüzyılda Sovyet döneminin ardından bağımsızlıklarını yeniden kazanan bu ülkeler, günümüzde Avrupa Birliği ve NATO üyesi olarak demokratik, dijitalleşmiş ve Batı ile güçlü bağlar kuran tipik birer Kuzey Avrupa devletleri; ancak Rusya ile tarihsel ve jeopolitik ilişkiler, bölgenin sosyo-politik dinamiklerinde hâlâ önemli bir rol oynuyor.
Bugün Avrupa’nın son paganlarını biraz daha yakından tanımaya çalışalım. Baltık Paganizmi, Estonya, Letonya ve Litvanya topraklarında Hristiyanlık öncesi dönemde var olan, doğa merkezli ve çoktanrılı inanç sistemlerinin genel adı diyebiliriz ve Avrupa’da en geç Hristiyanlaşan Pagan geleneklerden biri olmasıyla da dikkat çekiyor. Bu inanç sistemi; ormanlar, nehirler, taşlar, ateş ve gök cisimleri gibi doğal unsurların kutsal kabul edildiği animistik bir dünya görüşüne dayanıyor ve tanrılar ile atalar ruhlarının günlük yaşamla iç içe olduğuna inanılıyor. Litvanya’da Perkunas (gök gürültüsü tanrısı), Dievas (göksel tanrı) gibi figürler öne çıkarken; Letonya’da Dievs, Mara ve Laima, Estonya’da ise daha çok ruhlar ve doğa varlıkları etrafında şekillenen inançlar görülüyor. 13. yüzyılda Haçlı Seferleri (Baltık Haçlı Seferleri veya Kuzey Haçlı Seferleri olarak da bilinir) ve Töton Şövalyeleri aracılığıyla zorla Hristiyanlaştırılmasına rağmen, Baltık Paganizmi halk gelenekleri, folklor, şarkılar (özellikle dainalar) ve mevsimsel ritüeller yoluyla uzun süre yaşamış; günümüzde ise bilhassa Litvanya’da Romuva, Letonya’da ise Dievturiba gibi modern Neo-Pagan akımlar aracılığıyla kültürel bir kimlik unsuru olarak yeniden canlandırılmaya devam ediyor.
Tüm Baltık ülkeleri içerisinde Pagan kültürünü hala çok daha canlı tutabilmeyi başaran kuşkusuz Letonya. Ülke, zengin kültürel ve tarihi miraslarının yanı sıra mimari açıdan da öne çıkıyor. Öyle ki Letonya’ya “Avrupa’nın Art Nouveau Başkenti” desek yanlış olmaz ki ünlü tarihçimiz sayın İlber Ortaylı’nın vurguladığı üzere Letonya'nın başkenti
Riga, %40'ı aşan Art Nouveau (Yeni Sanat) mimari yapısıyla Avrupa'nın bu tarzdaki en önemli şehri, hatta başkenti. Letonya’nın “Jugendstil” olarak da anılan Art Nouveau mimarisi, özellikle başkent Riga’da yoğunlaşmış olup Avrupa’daki en büyük ve en iyi korunmuş Art Nouveau koleksiyonlarından biri olarak kabul ediliyor. 19. yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın başında, Riga’nın hızlı ekonomik büyümesi sırasında gelişen bu mimari üslup; kıvrımlı bitkisel motifler, mitolojik figürler, kadın yüzleri, geometrik süslemeler ve zengin cephe detaylarıyla öne çıkıyor. Alman ve İskandinav etkileriyle yerel Baltık estetiğinin harmanlandığı Riga Art Nouveau’su, Mikhail Eisenstein gibi mimarların dramatik ve süslemeci yapılarıyla simgeleşmiş. Bu yapılar yalnızca estetik bir akımın değil, aynı zamanda Letonya’nın modernleşme sürecinin, kentli burjuvazinin yükselişinin ve kültürel kimlik arayışının mimari bir ifadesi olarak da görülüyor. UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Riga’nın tarihi merkezi yanında sadece Art Nouveau yapılardan oluşan bir Art Nouveau semti yer alıyor. Bu semtin sokaklarında dantel gibi işlenmiş yapılar arasında bir de Art Nouveau dönemin içinde gerçek bir zaman yolculuğuna çıkabileceğiniz bir Art Nouveau Müzesi yer alıyor.
Letonya aynı zamanda bir festivaller şehri. Özellikle Midsummer (Yaz Bayramı ya da Yaz Ortası Bayramı) döneminde ülkenin her yanında sayısız festival düzenleniyor. Bunlar arasında en ünlüsü Ligo Festivali. Letonca “Jani” olarak anılan festival her yaz gündönümü olan 23 ve 24 Haziran tarihlerinde kutlanıyor. Kökeni Hristiyanlık öncesi Baltık pagan ritüellerine dayanıyor ve doğanın zirveye ulaştığı bu dönemde bereket, güneş, doğurganlık ve yaşam döngüsünü onurlandırmayı amaçlıyor. İnsanlar çiçeklerden ve meşe yapraklarından taçlar takıyor, büyük ateşler yakıp geleneksel “Ligo” şarkıları söyleyerek dans ediyor ve gecenin sabaha kadar sürmesi uğur sayılıyor. Kimyonlu Jani peyniri ve yerel bira da bu kutlamaların vazgeçilmezi. Hristiyan takviminde Vaftizci Yahya Günü ile ilişkilendirilmiş olsa da, Ligo hâlâ güçlü biçimde Pagan sembollerini koruyor ve Letonya ulusal kimliğinin, doğayla kurulan derin bağın ve halk kültürünün en canlı ifadelerinden biri olarak kabul ediliyor.
Letonya, sadece başkent Riga ve çevresi ile değil pek çok farklı kültürel, tarihi, mimari ve doğal güzellikleriyle gezginlerini şaşırtan bir ülke. Bunlar arasında en dikkat çekici yerlerden biri de Baltıkların saklı Orta Çağ şehri Kuldiga. Avrupa’nın en geniş şelalesi olan Venta Rapid’e ev sahipliği yapan kentin sessiz sokaklarında yüzyıllık hikâyelerin izini sürebilirsiniz. Mesala Letonya’da kurulmuş olan Kurlandiya ve Semigalya Dükalığı’nın ünlü dükü Jacob Kettler döneminde (17.yüzyıl) bu küçücük ülkenin Afrika’nın bugünkü Gambia bölgelerinde fildişi, altın, kürk ve baharatlar, Güney Amerika-Karayipler’in Tobago adasında ise şeker, tütün ve kahve ticareti üzerine koloniler kurduğunu biliyor muydunuz? Aradan yüzyıllar geçse bile bugün dahi bu bölgelerde bazı Leton isimlerine rastlamak mümkün. O dönemde keşif amaçlı okyanus aşırı yapılan gemi seyahatlerinden acımasız Engizisyon örneklerine kadar bu ilginç koleksiyonları “Yaşayan Orta Çağ Müzesi”nde animasyonlu deneyimleyebiliyorsunuz.
Letonya, tüm Baltıklar içerisinde deneyimsel tur tasarımlarının da öne çıktığı bir ülke. Yukarıdaki örneklerin yanında pek çok farklı deneyimi yaşatıyor gezginlerine. Bunlardan en ilginç olanlarından biri Liepaja şehrindeki Karosta bölgesinde yer alıyor. Bölge, Avrupa’nın en sıra dışı ve ürkütücü tarihi yapılarından biri olan Liepaja Hapishanesi’ne ev sahipliği yapıyor. 1900’lerin başında Rus Çarlığı tarafından askeri disiplin hapishanesi olarak inşa edilen yapı; siyasi mahkumlar, askerler ve rejime karşı çıkanlar için bir ceza ve sorgulama merkezi olmuş; sert disiplin, tecrit ve psikolojik baskıyla ün kazanmış. Günümüzde müze olarak ziyaret edilebilen ünlü hapishane, orijinal hücreleri, sorgu odaları ve avlularıyla totaliter rejimlerin baskı mekanizmalarını çarpıcı biçimde gözler önüne seriyor. Ayrıca ziyaretçilere sunulan “mahkum deneyimi” temalı interaktif turlar sayesinde, Baltık tarihinin karanlık yüzü doğrudan ve sarsıcı bir şekilde hissedilebiliyor. Müzede konaklamanız da mümkün. Evet yanlış duymadınız! Mahkumların el yazılarının hala durduğu duvarlar arasındaki gerçek hücrelerde geceleyebiliyorsunuz. Söylediğim gibi deneyimsel pek çok tasarımla keşfetmek mümkün Letonya’yı. Mesela bir nehrin kenarında kurulu yemyeşil bir Pagan köyünde arınma ritüellerine katılabilirsiniz. Hala dönemin geleneksel keten kıyafetlerini giyen paganların hazırladığı şifalı bitkilerle yıkanabilir, Pagan sofralarında yiyebilir, Paganik fal ve kehanetlerle geleceğe dair bilgiler edinebilirsiniz. Tüm Baltık’ın en büyük çözülememiş gizemlerinden biri olan Pokaini Ormanı’nı adımlayabilir, sihirli Leton ormanlarının Pagan Yolu patikalarında Baltık mitolojisinin izini sürebilirsiniz. Ya da Baltık Denizi boyunca uzanan altın kumlar ve çam ormanlarıyla sarılı bir kıyı masalı olan Jurmala şehrinin ahşap villaları arasında yüzyıllık yazlık hayatın keyfini sürebilirsiniz.
Paganik kültür açısından Letonya’ya en yakın Baltık komşusu ise Litvanya. Avrupa’da resmi olarak Hristiyanlığı en geç kabul eden Pagan toplum Litvanyalılar. 14.yüzyılın sonuna kadar (1387) inançlarını koruyorlar. Bu tarih, Litvanya’yı Avrupa’nın son Pagan devleti yapıyor. Pagan Litvanya’nın eski kutsal alanı Gediminas Tepesi, Litvanya krallarının ruhlarının göğe uğurlandığı yer ve Pagan yakma törenlerinin yapıldığı alan olan Sventaragis Vadisi, UNESCO mirası Kernave’nin Kutsal Tepeler Kompleksi, Pagan savaşçıların son direniş noktası Medvegalis Tepesi, Orman içi eski sunaklarıyla göze çarpan Plokstine Kutsal Alanı, kumullar, ormanlar ve deniz üçlemesi ile Pagan doğa kutsallığının zirvesi UNESCO mirası Kursiu Nerija Paganik Litvanya’da keşfedebileceğiniz yerlerden birkaçı. Paganizmle daha fazla ilgili olanlar Ulusal Müze’de Pagan sembolleri, güneş motifleri ve kurban objelerinin sergilendiği bölümü ziyaret edebilir ve modern Pagan hareketini gözlemlemek üzere Romuva’yı gezebilir. Denk gelirse Rasos ve Velines gibi Pagan festivallerine de katılmayı unutmayın.
Litvanya, hem yüzölçümü hem nüfus bakımından Baltıkların en büyük ülkesi. Başkent Vilnius, Orta Çağ’ın sisli Pagan ateşlerinden Barok kiliselerin altın kubbelerine uzanan bir şehir. Trakai kenti ise, gölün ortasında yükselen masal kalesi kadar, Karay Türklerinin sessiz mirasıyla da gezginlerini büyülüyor. Ahşap evler ve kenesaların gölgesinde, Litvanya’nın en sıra dışı Türk hikâyesi yaşıyor.
Paganik Estonya da komşuları gibi, ormanlar, bataklıklar ve kutsal taşlar etrafında şekillenen derin bir doğa inancına dayanıyor. Ağaçlar, pınarlar ve tepeler ruhlarla dolu kabul ediliyor. Taara ve Ukko gibi gök tanrıları ile atalara saygı, Eston halkının dünyayı döngüsel ve canlı bir bütün olarak görmesini sağlamış. Bu inançlar bugün bile halk masallarında, mevsim bayramlarında ve doğayla kurulan saygılı ilişkide yaşamaya devam ediyor.
Günümüzde Estonya, Baltık komşuları Letonya ve Litvanya kadar Paganik mirasıyla öne çıkmasa da Toompea Tepesi’nden Lahemaa’ya, Saaremaa’dan Muhu ve Setomaa’ya kadar Paganik Estonya’nın ormancı, animistik ve şamanik Baltık-Fin mirasını merkezlerini keşfetmek mümkün ancak bilhassa başkent Tallinn’in korunmuş Orta Çağ yapıları Estonya’yı popüler bir seyahat destinasyonu yapıyor. Tallinn, Orta Çağ surlarının ardında Kuzey’in Pagan ormanlarını ve Hansa tüccarlarının taş mirasını aynı anda fısıldıyor. Arnavut kaldırımlı sokaklarında yürürken, zamanın Baltık rüzgârıyla yavaşladığını hissediyorsunuz. Hansa tüccarlarını anmışken yolunuz düşerse eski bir Hansa evinde kurulu Olde Hansa’da bir akşam yemeği denemenizi tavsiye ederim. Eski şehrin kalbinde otantik bir Orta Çağ deneyimi sunan mekanda ayı eti gibi sıra dışı gurme deneyimler de mevcut. Unutmadan Baltık ülkeleri gurme meraklıları için keşfedilmeyi bekleyen bir destinasyon. Bunu da başka bir yazıya bırakalım.
Çok Okunanlar
ABD’li ünlü dağcı gökdelene ipsiz tırmandı
İmamoğlu İstanbul'da emeklilere yapılacak yeni desteği açıkladı
YPG'nin saldırıları tekrar başladı
Elon Musk’tan çarpıcı insansı robot açıklaması
'Parti İçi Mesele' operasyonunda tutuklanan 15 Temmuz kahramanı!..
Fatih Altaylı'dan tahliye sonrası YouTube'a ilk video
Kemalist aydınlar niçin öldürüldüler?
Doğayla oynama, söyledim sana, şansını zorlama, uğurlar olsun
Gazetecilik dersi veren haber
Resmî Gazete / 19 – 25 Ocak 2026