'Bu ben değilim' diyen bir kadının anlatacakları var…
Bir kadın düşünün…
Yıllardır çalışan, üreten, ailesine, çocuklarına, işine yetişmeye çalışan bir kadın. Bir süre sonra kendisinde bazı değişiklikler fark etmeye başlıyor. Eskisi gibi uyuyamıyor, sabahları yorgun kalkıyor. Daha önce kolaylıkla başa çıktığı durumlar artık onu zorluyor. Unutkanlıktan, eklem ağrılarından, değişen bedeninden söz ediyor. Bazen de bütün bunları tek bir cümleyle anlatıyor:
“Ben eskiden böyle değildim. Bu ben değilim.”
İşte bu cümle benim için çok önemli.
Meslek hayatımın önemli bir bölümünü, hasta yoğunluğu oldukça yüksek bir kadın hastalıkları ve doğum hastanesinde geçirdim. Binlerce kadını muayene ettim, dinledim, hayatlarına tanıklık ettim. Son beş yıldır da kendi kliniğimizde kadınlarla ilgileniyorum. Yıllar içinde gördüğüm bir gerçek var: Kadınlar çoğu zaman kendi sağlıklarını, ihtiyaçlarını ve yaşadıkları sıkıntıları ikinci plana atıyor. Ailelerinin, çocuklarının, eşlerinin ihtiyaçları öncelikli oluyor. Kendilerine sıra geldiğinde ise çoğu zaman yaşadıklarını normal kabul edip sessiz kalıyorlar.
Bugün bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanı, bir akademisyen, aynı zamanda bir anne ve bir kadın olarak söylemek istediğim şu:
Kadınları dinleyelim.
Özellikle orta yaş döneminde bir kadın kendisinde bir şeylerin değiştiğini söylüyorsa bunu hemen yaşına, strese veya hayatın doğal akışına bağlamayalım.
Çünkü menopoz doğal bir süreçtir. Ancak bu süreçte yaşanan her sıkıntıyı normal kabul etmek ve kadınlardan bunlara katlanmalarını beklemek doğru değildir.
Üstelik bu değişiklikler yalnızca adetlerin sona ermesiyle başlamıyor. Menopoz öncesindeki perimenopoz döneminde de sıcak basmaları, terleme, uyku bozuklukları, ruh hali değişiklikleri, adet düzensizlikleri, hafıza problemleri, eklem ağrıları, çarpıntı, tahammülsüzlük ve farklı birçok yakınma görülebiliyor.
Elbette her yakınma menopoz ve perimenopoz dönemindeki hormonal değişimlerden kaynaklanmaz. Bu nedenle önemli olan kadının anlattıklarını dikkatle dinlemek, gerektiğinde nedenlerini araştırmak ve uygun tedavi seçeneklerini değerlendirmek. Çünkü yakınmaların birçoğu için etkin tedavilerimiz var.
Bu konuda yalnızca biz hekimlere değil, eşlere, arkadaşlara, çocuklara, kısacası kadının çevresindeki herkese sorumluluk düşüyor.
Bir kadın yaşadıklarını anlatırken ona “Herkes yaşıyor”, “Yaşlandın artık”, “Biraz sabret, geçer” demek yerine ne anlatmaya çalıştığını anlamalıyız.
Çünkü bazen kadınlar yaşadıkları sorunlardan çok, bu sorunların önemsenmemesinden yakınıyor.
Bir başka önemli konu da menopozun hâlâ bazı kadınlar tarafından gizlenmesi. Menopoza girdiğini söylemekten çekinen, bunu yaşlanmakla, kadınlığının veya cinselliğinin sona ermesiyle eşdeğer gören kadınlarla karşılaşıyoruz.
Oysa menopoz kadınlığın da cinselliğin de sonu değildir.
Vajinal kuruluk, ağrılı cinsel ilişki, cinsel istekteki değişiklikler utanılacak veya saklanacak sorunlar değil. Bunların tedavisi için farklı seçeneklerimiz var.
Aynı şekilde sıcak basmaları nedeniyle geceleri uyuyamayan, ertesi gün işine odaklanmakta zorlanan bir kadına yalnızca sabretmesini söylemek yeterli değil.
Bugün menopozla ilişkili pek çok yakınma için bilimsel kanıtlara dayanan hormonal ve hormonal olmayan tedavi seçeneklerimiz bulunuyor. Her kadının tedaviye ihtiyacı olmayabilir, her tedavi herkes için uygun olmayabilir. Ancak kadınların bu seçeneklerden haberdar olması gerekiyor.
Üstelik orta yaş dönemi; kemik, kalp-damar, metabolik ve cinsel sağlığı değerlendirmek, ilerleyen yıllara daha sağlıklı hazırlanmak açısından da önemli bir fırsat.
Yıllardır kadınları dinleyen bir hekim olarak şunu biliyorum: Bir kadın muayene odasında “Doktor Hanım, ben kendimi eskisi gibi hissetmiyorum” diyorsa, bu cümleyi ciddiye almalıyız.
Kadınların güçlü olması, her şeye sessizce katlanmaları gerektiği anlamına gelmiyor.
Kadınlar yalnızca hastalıklarının tedavi edilmesini değil, kendilerini iyi hissetmeyi, yaşam kalitelerinin korunmasını da hak ediyor.
Bir kadın “Bu ben değilim” diyorsa, önce dinleyelim.