Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
56,4397
Dolar
Arrow
48,4725
İngiliz Sterlini
Arrow
65,6532
Altın
Arrow
6928,4550
BIST
Arrow
14.545

Yaşanabilir 'Ücretli'

Haberlerini algoritmaya bırakma, hangi kaynağı okuyacağına sen karar ver. 12punto'yu tercih ettiğin kaynaklar arasına ekle!

Türkiye’de ücret meselesini yalnızca “asgari ücret ne kadar olmalı?” sorusuna indirgemek, içinde bulunduğumuz ekonomik düzenin asıl sorununu görmemektir. Bugün tartışmamız gereken mesele, yalnızca ücretin miktarı değil; emeğin gerçek değerinin ne kadarının kayıt altına alındığı, çalışanın sosyal güvenlik hakkının nasıl korunduğu ve devletin ücret üzerinden nasıl bir mali düzen kurduğudur.

Resmî veriler, özel sektörde çalışanların yaklaşık yüzde 40 civarının asgari ücret düzeyinde ücret aldığını göstermektedir. Ancak sahadaki gerçekliğe baktığımızda, özel teşebbüste çalışan insanların gerçek anlamda asgari ücretle çalıştırılan bölümünün bunun çok daha altında, yaklaşık yüzde 10’lar seviyesinde olduğu görülmektedir. Aradaki büyük fark, Türkiye’nin ücret politikasındaki en önemli yapısal sorunlardan birine işaret etmektedir: Ücretin bir kısmı kayıt dışı bırakılmakta, çalışan asgari ücret üzerinden sigortalı gösterilirken gerçek kazancı farklı bir rakam olmaktadır.

Bu durum ilk bakışta yalnızca işveren ile çalışan arasındaki bir mesele gibi görülebilir. Oysa değildir. Bu sistemden uzun vadede devlet de kaybetmekte, çalışan da kaybetmektedir.

Çalışan gerçek ücretinin tamamı üzerinden sigortalı olduğunda bugün daha fazla prim ödeyecek gibi görünür. Fakat yarın daha yüksek emekli aylığı alacak, işsizlik sigortası hakkı güçlenecek, kıdem ve diğer sosyal güvenlik hakları gerçek kazancı üzerinden şekillenecektir. Devlet ise daha fazla prim ve vergi geliri elde edecektir. Buna karşılık ücretin asgari ücret üzerinden gösterilip kalan kısmının kayıt dışında bırakılması; vergi ve prim kaybı oluşturduğu gibi, gelecekte milyonlarca insanın düşük emekli aylığına mahkûm edilmesine de yol açmaktadır.

Bugünün düşük bildirilen ücreti, yarının düşük emekli aylığıdır.

Bu nedenle ücret meselesini yalnızca bugünün geçim şartları üzerinden değil, insanın bütün çalışma hayatını ve emekliliğini kapsayan bir sosyal devlet meselesi olarak değerlendirmek zorundayız.

Burada açık bir gerçeği de ifade etmek gerekir: Gerçekten asgari ücret alan bir insanın aldığı ücret, bugünün Türkiye’sinde insanca yaşamın bütün gereklerini karşılayabilecek bir ücret değildir. Barınma, gıda, ulaşım, eğitim, sağlık ve diğer zorunlu harcamalar dikkate alındığında, insan emeğinin karşılığı olarak asgari ücretin mevcut seviyesi izah edilebilir olmaktan çıkmıştır.

O hâlde iki sorunu birbirinden ayırmalıyız.

Birincisi, gerçekten asgari ücret alanların ücretini yaşanabilir seviyeye çıkarmak.

İkincisi, gerçekte daha yüksek ücret aldığı hâlde asgari ücret üzerinden gösterilen çalışanların gerçek ücretlerinin kayıt altına alınmasını sağlamak.

Bunun yolu yalnızca denetim ve ceza değildir. Elbette kayıt dışılıkla mücadele edilmeli, ancak işverene “gerçek ücreti bildir” demek kadar, bunu yapmasını ekonomik olarak mümkün ve cazip hâle getirmek de devletin görevidir.

Burada realist bir çözüm öneriyorum:

İşveren tarafından ödenen sosyal güvenlik priminin belirli bir bölümünü, özellikle ücretin gerçek tutarı üzerinden bildirilmesi şartıyla devlet karşılamalıdır.

Örneğin işveren payının yarısının devlet tarafından karşılanması, ücretin tamamının kayıt altına alınması şartına bağlanabilir. Bunun finansmanı için de Kurumlar Vergisi gelirlerinden yüzde 1 oranında özel bir kaynak ayrılarak “Yaşanabilir Ücret Fonu” oluşturulabilir.

Bu fon, işverenin yükünü azaltırken çalışanın gerçek ücretinin kayıt altına alınmasını teşvik eder. Ücret tam bildirildiğinde devletin SGK prim gelirleri artar; vergi tabanı genişler; kayıt dışılık azalır. Çalışanın gelecekteki emeklilik hakkı güçlenir. İşveren açısından ise kayıtlı istihdamın maliyeti aşağı çekilmiş olur.

Buna ilave olarak, gerçek ücret bildirimini teşvik eden işletmelere belirli ölçülerde vergi indirimi, prim desteği ve yatırım teşviklerinde avantaj sağlanabilir. Böylece sistem ceza üzerine değil, doğru davranışı ödüllendirme üzerine kurulabilir.

Asıl hedef şu olmalıdır:

İşveren gerçek ücreti bildirsin, çalışan gerçek ücreti üzerinden sigortalı olsun, devlet gerçek kazanç üzerinden vergi ve primini alsın.

Bu üç tarafın da kazandığı bir sistem kurulabilir.

Üstelik ücretlerin tamamının kayıt altına alınması ve ekonomik faaliyetlerin gerçek büyüklüğü üzerinden vergilendirilmesi, yalnızca sosyal güvenlik sistemini değil, kamu maliyesini de güçlendirecektir. Bugün bütçe üzerindeki yükleri azaltmanın yolu sürekli yeni vergiler koymak değil, mevcut ekonomik faaliyetin gerçek büyüklüğünü kayıt altına almaktır.

Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, emeği ucuzlatan değil, emeği kayıt altına alan ve değerli hâle getiren bir ücret politikasıdır.

Gerçek ücret üzerinden sigorta primi ödeyen insanın emekliliği de gerçek olacaktır. Bugün birkaç bin liralık prim avantajı uğruna çalışanın geleceğini yoksullaştıran düzen yerine, çalışırken de emeklilikte de insan onuruna yakışır bir yaşamı güvence altına alan bir sosyal devlet anlayışına ihtiyacımız vardır.

Çünkü mesele yalnızca “asgari ücret” değildir.

Mesele, yaşanabilir bir ücret, güvenceli bir çalışma hayatı ve onurlu bir emekliliktir.

Türkiye bunu başarabilir.

Bunun için önce ücretin gerçek değerini kabul etmeli, sonra kayıt dışılığın nedenlerini doğru teşhis etmeli ve nihayetinde işvereni, çalışanı ve devleti karşı karşıya getirmeyen; üçünün de kazandığı yeni bir ücret ve sosyal güvenlik düzeni kurmalıyız.

İnsanın emeğini kayıt dışına iten değil, emeği kayıt altına alarak insanı yaşatan bir ekonomi…

İhtiyacımız olan tam olarak budur.

Çünkü yaşanabilir Türkiye, önce yaşanabilir ücretle başlar.

Prof.Dr.Duran Bülbül