Euro
Arrow
56,0218
Dolar
Arrow
49,9925
İngiliz Sterlini
Arrow
67,0842
Altın
Arrow
6300,7618
BIST
Arrow
10.891
Anasayfa > Yazarlar > Ertürk Akşun > Dünya Savaşı yaklaşırken edebiyat bize ne anlatıyor?

Dünya Savaşı yaklaşırken edebiyat bize ne anlatıyor?

X Facebook WhatsApp Mail ABONE OL Google News
Yayınlanma: 03.11.2026 06:00

Tarihte neredeyse hiçbir savaş halkların yararına veya halklar düşünülerek başlamamıştır. Ancak sayabileceğimiz birkaç içsavaş halkların ve ezilenlerin yararına sonuçlanmıştır. Ama konumuz içsavaşlar değil.

Truva Savaşı, ticaret yollarını elinde tutan zengin ve güçlü Truva’yı ele geçirmek için Atinalıların önderliğinde,Akaların (Yunanlılar) ortak saldırısı ile başlamıştır. Savaş için hep bir bahane üretilir ve Truva Savaşı da güzeller güzeli Helen’e ve çapkın Paris’e yüklenmiştir. Tıpkı Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasının Sırbistanlı bir gencin arşidükü vurmasına bağlanması gibi. Savaş başlatmak için, yönetenlerin ve zenginlerin hep bir bahanesi vardır ve olacaktır. Bunun için ellerinde hep ideolojik bir güç var olagelmiştir.

Dünya yeni bir çıkmaza doğru hızla ilerliyor. Kimileri bunu Yeni Soğuk Savaş olarak adlandırıyor, kimileri de Kaos Çağı olarak. Nasıl tanımlanırsa tanımlansın yeni bir dünya savaşının küçük bir kıvılcım beklediği gerçeğini değiştirmiyor.

Sonda söyleyeceğimi başa alıyorum: Peki biz solda duranlar, ezilen halkların yanında konumlananlar için soruyorum, bu savaşa hazır mıyız? Çünkü ne olursa olsun savaşların kaybedeni hep halklar, özellikle de yoksul halklar olmaktadır.

Bu yazıda savaş psikolojisini ve savaşın tahribatını iki roman üzerinden incelemek istiyorum. Birincisi Erich Maria Remarque’ın Batı Cephesinde Değişen Bir Şey Yok ve diğeri Ernst Glaeser’in 1902 Doğumlular romanı.

İki roman da neredeyse aynı şekilde başlar; okulda öğrencilerin milliyetçi damarlarının okşanmasıyla. Savaş öncesinde elinde büyük ideolojik güç barındıran yönetenler, halkların beyinlerini yıkamakta hiçbir sakınca görmezler. Savaş önce halkı savaşa hazırlamakla başlar. Bugün Almanya ve İngiltere’de durum budur. İnsanların milliyetçi damarlarına oynamak ve halkı savaş olasılığına karşı hazır tutmak. Halk olası bir savaşa öylesine hazırdır ki market raflarını hücum ederek yiyecek stoklamaya başlamıştır bile.

Demek ki ilk iş ideolojiktir. Halk savaşın kaçınılmazlığına ikna edilecek.

Remarque’ın romanında, Paul Bäumer ile okul arkadaşları, öğretmenleri Kantorek’in vatanseverlik söylemlerinin de (eğitim kurumları devletin en ideolojik aygıtlarıdır) etkisiyle orduya gönüllü yazılırlar. Onlara hep savaşın kahramanlık tarafı anlatılmıştır. Ama kısa süre sonra kahramanlık masalının yerini ölüm, korku ve yoksunluklar alır. Paul yakınlarını kaybedip sivil hayata yabancılaştıkça bir neslin umudunun nasıl ortadan kalktığını gösterir.

Remarque, Birinci Dünya Savaşı sırasında Alman ordusunda görev yapan ve yaralanan Alman yazardır. Savaş deneyimlerinden etkilenerek savaşın birey üzerindeki yıkıcı sonuçlarını edebiyata taşımıştır. Roman 1928’de tefrika edilmeye başlanmış, 1929’da kitap olarak yayımlanmıştır. Nazi döneminde yazarın eserleri hedef alınmış ve yakılmıştır. İlginç olan 1902 Doğumlular romanı Remarque’ın romanından çok kısa bir süre önce yayımlanmıştır. Etkilenme var mıdır bilinmez, belki de iki ayrı romancı aynı hisleri taşıyordu.

Hikâye Birinci Dünya Savaşı’nın Batı Cephesi’nde geçer. Siper savaşı; topçu ateşi, makineli tüfekler, zehirli gaz, açlık, hastalık ve sürekli ölüm korkusuyla özdeşleşir. Diğer savaş romanlarının aksine, Remarque’ın romanı askeri stratejiden ziyade genç askerlerin gündelik ve ruhsal gerçekliğine odaklanır.

Paul Bäumer romanın genç anlatıcısı ve başkahramanıdır. Vatanseverlik beklentilerinden ruhsal tükenişe uzanan değişimi kaybolmuş kuşağı temsil eder.

Roman akışında Paul okul günleriniacı bir biçimde hatırlar. Kantorek gençleri savaşa yönlendiren öğretmendir; Kantorek’in gençleri savaşa yönlendirmesi, romantikleştirilmiş milliyetçi söylemi temsil eder.

Himmelstop’un aşağılayıcı askeri eğitim yöntemleri, otoritenin kişiyi nasıl ezdiğini gözler önüne getirir. Kemmerich’in ölümü gençlerin hayallerinin yıkılışını pekiştirir.

Paul’ün okul dönemine ve eski hayatına dönüşleri anlatıya derinlik katar. Mekânlar Batı Cephesi siperleri, askeri eğitim alanları, hastane, esir kampı ve Paul’ün evidir. Siper tehdit ve sıkışmışlığı; ev geçmişi, aynı zamanda yabancılaşmayı; hastane savaşın kalıcı hasarını temsil eder.

Roman çoğunlukla Paul’ün birinci kişi anlatımıyla ilerler. Sonunda ölümünün bildirilmesiyle üçüncü kişi anlatıma geçilir. Betimleme, diyalog, iç çözümleme, geçmişe dönüş, karşıtlık ve ironi öne çıkar. Üslup yalın ve somuttur: Açlık, çamur, çizmeler ve uyku gibi gündelik ayrıntılar savaşın korkusunu gösterir.

Roman, propaganda yoluyla gençliğin yönlendirilmesini, iktidarın kötüye kullanılmasını ve sıradan insanların devletler arasındaki çatışmaların bedelini ödemesini eleştirir. Paul’ün Rus esirlerle ve Gérard Duval ile ilişkisi, ulus sınırlarının ötesindeki ortak insanlığı vurgular. Savaşın sona ermesi, hayatta kalanların psikolojik yaralarının birden kapanacağı anlamına gelmez.

Eser, dünya edebiyatında savaş karşıtı anlatının en bilinen örneklerindendir. 1902 Doğumlular bu romanın neden gerisinde kalmıştır bilinmez. Cephedeki sıradan askeri merkeze alması, kahramanlık odaklı savaş anlatılarından ayrılmasını sağlar. Çok fazla okunan ve birçok kez filmi çekilen bu romanı burada bırakıyorum.

Şimdi gelelim aynı konuyu işleyen ve daha az bilinen Ernst Glaeser’in 1902 Doğumlular romanına.

Bu romanı seçmemde elbette bazı sebepler var. Birincisi, o dönemin en büyük ve etkisi en fazla olan Alman Sosyal Demokrat Partisi’nin savaşa bakışını irdelemek. İkincisi, romanın gerçekten iyi bir roman olması.

Glaeser cepheye değil, küçük bir Alman kasabasındaki gündelik yaşama odaklanır. Öğretmenler, aileler, işçiler, devlet görevlileri ve çocuklar arasındaki ilişkiler bir toplumun küçük ölçekli haritasını oluşturur. Militarizmin saygınlık kazanması, sınıfsal ayrımlar, antisemitizm ve farklı düşüncelere karşı tahammülsüzlük savaş başlamadan önce de mevcuttur. Bu nedenle savaş, tümüyle dışarıdan gelen bir felaket olarak değil, zaten var olan çelişkilerin şiddetli biçimde ortaya çıkması olarak okunabilir. Okul, aile ve kamu kurumları savaş düşüncesinin normalleşmesinde önemli rol oynar.

Buraya bir ara not düşmek istiyorum. İkinci Dünya Savaşı öncesinde Nazizm’in neden yükseldiği üzerine binlerce kitap ve makale yayımlandı. Romanda dikkatimi çeken unsur ise şu oldu: Aslında Nazizm’in tüm dinamikleri 1914 öncesinde de mevcutmuş. Yahudilere bakış açısı, güçlü Alman kimliği, milliyetçilik hepsi o zamanda mevcutmuş. Aslında Hitler’in yaptığı bu duyguları tekrar yüzeye çıkarmak, yarım kalmış, kaybedilmiş hissi yerine, yeniden denersek başarabiliriz düşüncesini öne çıkarmak olmuş. Şöyle bir cümlede ifade edilir bu: “Bizim ordumuz, bizim sanayimiz, bizim bilimimiz, bizim sanatımız, bizim kadınlarımız, bizim çocuklarımız, bizim özelliklerimiz, bizim zekâmız, bizim olan ne varsa hepsi, yeryüzündekilerin en iyisidir!”

Romanın ilk bölümlerindeki cinsellik merakı, savaş temasından ayrı bir yan konu değildir. Çocuk hem cinselliği hem siyaseti yetişkinlerin açıklamaktan kaçındığı, üzerine kurallar koyduğu ve çoğu zaman çelişkili davrandığı alanlar olarak tanır. Cinsellikte ahlaki söylem ile davranışlar, savaşta kahramanlık anlatısı ile ölüm ve yoksulluk arasındaki fark giderek belirginleşir. Romanda uzun uzun bu “büyük sırrın” peşinde koşar on iki yaşındaki K.

Romanın parçalı, sahne sahne ilerleyen yapısı bir çocukluk hafızası ve tanıklık hissi oluşturur. Kasaba, okul, aile ve siyasal tartışmalar tek bir toplumsal panorama içinde birleşir. Gösterişsiz gözlem gücü ve doğrudan anlatım, eseri 1920’lerin yeni nesnellik anlayışıyla ilişkilendirmeye elverişlidir. Bununla birlikte bazı karakterler belirli görüşleri temsil etmek üzere keskin çizilmiş görünebilir; epizodik kurgu da güçlü bir merkezi olay bekleyen okura dağınık gelebilir. Bunlar romanın hem ideolojik açıklığını hem de estetik sınırlarını belirleyen özelliklerdir.

Erich Maria Remarque’ın Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok (1929) romanı savaşın genç askerler üzerindeki yıkımını cephe deneyimiyle görünür kılarken, Glaeser cephe gerisinde büyüyen çocukları odağa alır. Remarque’ın gençleri savaşarak, Glaeser’inkiler çoğu kez doğrudan savaşmadan kayba uğrar. İki eser, Birinci Dünya Savaşı’nın aynı kuşağın farklı üyeleri üzerinde bıraktığı izleri tamamlayıcı biçimde sunar.

Evet romanda bazı karakterler özellikle seçilmiş ve bir düşünceyi sembolize etmektedir. Örneğin Remarque’ın romanında Kantorek gençleri nasıl savaşa yönlendiriyorsa,1902 Doğumlular’da da bu işlevi okul müdürü Dr.Brosius üstlenir. Zaten romanda çok çelimsiz ve hasta bir Yahudi öğrenci olan Leo Silberstein’e işkenceye varan beden eğitimi dersiyle başlar. Bu işkenceden zevk alan Dr. Brosius’tur. Ve Dr.Brosius’a kafa tutan iki öğrenci K. ve Ferd’dir.

August romana daha sonra katılır, bir işçi liderinin oğludur ve işçi çevreleri aracılığıyla eser, savaşın bütün topluma eşit ağırlıkta yüklenmediğini hissettirir. Başlangıçta ulusal dayanışma çağrıları sınıfsal farklılıkları perdeleyebilir; ancak kıtlık, kayıplar ve geçim zorlukları bu farklılıkları yeniden görünür kılar. Bazı çevreler için savaş siyasal güç veya çıkarla ilişkilendirilebilirken yoksul aileler açısından kayıp ve ağır yaşam koşulları anlamına gelir. Savaş kolektif bir felaket olsa da sonuçları eşit dağılmaz.

Ferd’in babası Kızıl Binbaşı ise savaşa baştan karşıdır ve o savaş ikliminde toplum tarafından dışlanır, ideolojik olarak liberalizme daha yakındır.

Kızıl Binbaşı’nın tek yakın arkadaşı ise avukat ve Bersteinci bir Alman Sosyal Demokratı, Dr. Hoffmann’dır. Dr. Hoffmann şöyle tanıtılır: “Partinin ılımlı kanadını tutuyordu. Bütün davranışlarının ölçüsü, insanoğlunun şaşmaz sağduyusuydu. Buna dayanarak kapitalist düzenin kendiliğinden çökeceğini, sosyalizmin yeni bir toplum yaratmayı hiç kan dökülmeden üzerine alacağını düşünüyordu. Zor kullanmak aptallıktır demeyi alışkanlık haline getirmişti: Aptallığı başkalarına bırakalım, böyle yaparsak başarıya daha erken ulaşırız.”

Yazı uzadı ama anlatılacaklar bitmedi,o yüzden devamı haftaya...

Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları