Euro
Arrow
55,6306
Dolar
Arrow
49,5338
İngiliz Sterlini
Arrow
66,0488
Altın
Arrow
6681,8564
BIST
Arrow
11.722
Anasayfa > Yazarlar > Ertürk Akşun > Gençlik, çalışma ve yeni ebeveynlik

Gençlik, çalışma ve yeni ebeveynlik

X Facebook WhatsApp Mail ABONE OL Google News
Yayınlanma: 19.10.2026 06:00

Her iktisadi altyapı, üstyapıyı belirler. Her iktisadi altyapı, çalışma alışkanlığını hatta çalışma tanımını, hukuk tanımını, hukuk kurallarını, aşk ilişkisini, evliliği, kısacası yeni bir ahlaki yapıyı oluşturur. Günümüzün siyasal ve kültürel yapısı neoliberalizmdir; yapıtaşları ise, tüketim toplumu, aşırı bireyselleşme, insana duyulan güvensizlik, yeni bir mafya düzeni, yeni bir emperyalizm anlayışı, yeniden ortaçağa dönüş gibi kavramlarla açıklanabilir. Ulus devletlerin yıkılışı, ulusal kurumların yok edilmesi, sermaye sınıfına sonsuz özgürlük, emekçi sınıfların gittikçe fakirleştirilmesi, tekno feodalizm diye de devam edebiliriz açıklamaya; ancak şu nettir ki, bunun adı: Toplumsal çürüme...

O yüzden çok sık tartışılan bu konuyu (toplumun çürümesi, kirlenmesi) tek bir tema üzerinden tartışmaya çalışacağım. Ama asıl soruyu ortaya koymam gerekiyor, biz bu sistemi değiştirsek bile (devrim yoluyla) az önce sıraladığım arızaları ortadan kaldırmış olur muyuz acaba? Bununla birlikte başka bir soru daha çıkıyor ortaya: Bugünden sadece iktisadi altyapıyı değiştirmek tüm sorunlarımızı çözecek midir? (Fikrimi makalenin sonuna saklıyorum.)

Bu makalenin sınırlarını, “yeni ebeveynlik” kavramı ve yeni ebeveynlerin yetiştirdiği çocuklar oluşturmaktadır. Çalışma ahlakı ve gençlik de yazının sınırları içerisindedir. Yeni orta sınıf çocuklarının neden çalışamadıkları ve bunun sebeplerini detabii ki irdelemek istiyorum.

Tartışmanın bu noktada çetrefilleşmesi kaçınılmaz, orta sınıf kavramı başlı başına bir kitap konusu ve hatta, orta sınıfın geçmişi, çıkışı ve bugünkü durumu, günümüzü anlamak açısından çok önemli, ayrıca “Neden çalışamıyorlar?” sorusunun cevabı eksik, çünkü, neoliberalist ekonomik düzende, işsizlik başlı başına ayrı bir sorun, lakin bu makalenin sınırları içerisinde değil... Bu kısa notu da ekledikten sonra devam edebiliriz.

Neden orta sınıf üzerinden okuma yapmamızı önerdiğimin cevabı şudur:

“Orta sınıf” olarak tanımlanan bu kesim, toplumun genel ahlaki yapısını (üstyapısını) büyük ölçüde belirlediği için ağırlığı bu sınıfa veriyorum.

Ama...

Ben ise bu makalenin sınırları içinde konuyu, herkesin gündelik hayatta hissedebildiği ancak tam olarak anlamlandıramadığı görünür yönleriyle ele almak istiyorum. Bu nedenle daha duygusal ve yüzeysel bir bakış açısını tercih ediyorum. Özellikle kendisini solda hisseden ama sistemin tüm yapıtaşlarına adapte olmuş bir kesimin çocuklarından da bahsetmek istiyorum.

Bir kısa not daha eklemem elzem oldu bu durumda. Yeni gençlik üzerine bir nevi kötüleme yazısı yazarken, Fransa’da liseli gençlerin önderliğinde başlayan ve tüm ülkeye yayılan başkaldırılar bu makalenin ana eksenini değiştirmiyor.

Hindistan’da başlayan, hatta geçtiğimiz dönemde Nepal’de gerçekleşen ve hükümetin değişmesini sağlayan gençlik hareketi, Brezilya, Şili, İspanya’da da devam etmekte. Bu sokak hareketlerinin içeriğine bakmakta fayda var: Daha çok yolsuzluğa, kamusal hizmetlerin çöküşüne, ayrıcalığa karşı bir patlama olarak nitelendirebiliriz. Bir siyasal hattan uzak, kendiliğindenci hareketlerdir. Burada görev elbette sosyalistlere, partilere ve örgütlere düşmektedir, devrimci yön çizecek, devrimci bilinç taşıyacak olan onlardır.

Elbette şu yanlış anlamayı da önlemek gerekiyor: Bu tür eylemleri kötülüyor değilim, sadece eksik buluyorum, eksikliği de özellikle sosyalist örgütlerde buluyorum.

Konumuza dönecek olursak, öncelikle “orta sınıf” üzerine kısa bir açıklama yapmak gerekiyor.

“Orta sınıf” nedir?

Kavramın kökenine inmeyeceğim. Karl Marx’ın kitaplarında da geçen orta sınıf, bugün kullanılan anlamıyla 1930’lardan sonra, daha çok sosyal demokratların varlığıyla ilişkili olarak ortaya çıkmıştır. Sanayi kapitalizminin hâlâ etkin olduğu bu dönemde, sosyalizme karşı bir bariyer oluşturmak amacıyla çalışan kesimlere yüksek ücretler sağlanması, eğitimde ve adalette eşitlik ilkelerinin benimsenmesiyle şekillenmiştir.

Temel özelliği, belirli bir gelire sahip olmak, bu gelirin sürekliliğine güvenmek, hatta sınıf atlayacağına inanmaktır. Çalışarak birikim yapabilen, ev ve araba gibi yatırımlara yönelebilen bu kesimin genel olarak eğitim düzeyi toplum ortalamasının, geliri ise yoksulluk sınırının üzerindedir. Gelecek kaygısı taşımaz.

Çocuklarına iyi eğitim verdiğinde belirli yerlere geleceğini umut eder, hatta bu yerlere bir dönem gelirlerdi de. 1980’den sonra neoliberalizme geçişten sonra ve özellikle 1991’de reel sosyalizmin çözülüşüyle hakları birer birer elinden alınan, geleceğe güvenini kaybetmeye başlayan bir sınıftan bahsediyoruz.

Yeri gelmişken birkaç soruyu daha gündeme getirmek istiyorum: Sol-sosyalistler çocuk yetiştirmede neden başarılı olamamışlardır? Acaba neoliberalizmden en çok etkilenen grup sol-sosyalistler midir? Sol-sosyalistler ile orta sınıf arasında bir bağ var mıdır? Varsa bu bağın boyutu nedir?

Makalemizin ana hattına dönecek olursak, orta sınıf mensupları, yeni bir çocuk-ergen tipolojisi ortaya çıkarmıştır.

Devlet veya özel okullarda okuyan bu çocuklar orta sınıf ideolojisini anne babalarına oranla daha net görünür, tahlil edilir hale getirmiştir.

Şimdi bunun görünen birkaç yansımasını yazalım:

1. Orta sınıftaki “çalışırsak olur” ütopyası, orta sınıfın çocuklarına “çalışırsak olmalı, olacak” anlayışıyla yansımıştır. Çocuklar okuyacaklardır ve onları güzel bir iş bekleyecektir, önlerinde parlak bir gelecek uzanacaktır...

Emekçi ve yoksul çocuklarında var olan “Yaşamak için çalışmalıyım” ilkesi, orta sınıf çocuklarında mevcut değildir. Çünkü ebeveynleri onlara böyle bir ilke aktarmamıştır.

2. Bu sınıfın çocukları çalışmayı sadece para kazanmak ve yaşamak için mutlak gerekli olarak görmezler.

Bu sınıfın çocukları için çalışmak, “Kazanmanın yanı sıra, mutlu da olabileceğim ve yükselebileceğim bir işim olmalı” anlayışıyla şekillenir. Çalışmaktan mutlu olmak, yaptığı işi sevmek, çalışırken mutlu hissetmek... Ne demekse bütün bunlar!

İnsan işine saygı duyabilir, yaptığı işi iyi yapmaya çalışabilir, yaptığı iş sayesinde topluma faydalı olduğunu hissedebilir. Bunlar farklı şeylerdir. Ancak hem çalışıp hem de mutlu olmak ne demektir? Bu, belirsiz bir beklentidir ve çağımızın neoliberalizmine uygun bir ideolojidir. Hem çalışıp hem de eğlenmek; başlı başına ideolojik bir manipülasyondur ve bu sınıf çocukları bunun farkında bile değildir. Ve gerçek dünyaya atıldıklarında sudan çıkmış balığa dönmeleri tam da bu yüzdendir.

Gerçek hayatta var olmayan bu durumu anne babaları yaratmış ve çocuklara aşılamışlardır. Çünkü anne babaları 1980’den sonra büyük bir ideolojik manipülasyonla, neoliberalizm bataklığında büyümüşlerdir.

3. Orta sınıfın çocukları açısından, toplum için çalışmak fikri zaten baştan kapı dışarı edilmiştir ve içeri alınan düşünce tarzı, “Ben özelim!” inancıdır. Artık her çocuk özeldir ve özel olma durumu çocuğu toplum dışına iter; öteki ile ve toplum ile bağını zayıflatır.

Bu yeni çocuklar, çalışma hayatına adım atar, ancak kendilerine öğretildiği gibi hem çalışıp hem de mutlu olamayacaklarını anladıklarında işten ayrılırlar. En temel sorunları, sorumluluk almamaktır. Sorumluluk almak; emek, süreç ve fedakârlık gerektirir. Hayatlarında hiçbir sorumluluk almamış, hiç fedakârlık yapmamış, hiç emek vermek zorunda kalmamış bu orta sınıfın çocukları, sorumluluğun olmadığı eve sığınırlar. Artık yeni arkadaşları bilgisayar oyunları ve dizilerdir. Ve böyle de yaşanabileceğini keşfederler. Artık onlar için hayat, hayatı tüketmektir, zamanı öldürmektir.

4. Ütopyalarını, bu sanal ortamda keşfederler. Başkasının hayatını yaşamayı, dizilerde bulurlar. Onların intikamlarını, dizi karakterleri, oyun karakterleri almaya başlamıştır artık. Kendi yapamadıkları kahramanlıkları, kendi alamadıkları intikamları bu yeni dizilerde, filmlerde ve oyunlarda bulurlar. Son dönemde bu tür film ve dizilerin ortaya çıkması tam da bu yüzdendir.

5. Hal böyle olunca bu kez devlet basar yaygarayı “Kimse sıradan bir işe girmek istemiyor” diye. Sıradan işler, göçmenlere ve çaresiz insanlara kalır. Bunun üzerine ne olur? Evde oturan orta sınıf çocukları bir anda faşistleşmeye başlar. Sanki ellerindeki bütün işleri göçmenler alıyormuş gibi davranırlar. Devletin ve sermayenin böyle bir derdi zaten yoktur.

6. Çalışma çağındaki 22-35 yaş aralığında yaklaşık 3,5 milyon gencin evde oturduğu tespit edilmiştir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, orta sınıfın özelliklerinden biri, toplumun ideolojik yönelimini belirlemesidir. Bu ideolojik hegemonya, daha yoksul kesim çocukları içinde bir yaşam biçimi haline geliyor. Yoksul mahallelerin çeteleşmesine ve mafya için nasıl bir insan tarlası haline geldiğine de değineceğiz ancak bu konuyu başka bir makalede ele alacağız.

Sözünü ettiğimiz 3,5 milyonluk “ev genci” grubunun ağırlığını erkekler oluşturmaktadır. Kadınlarda bu oranın daha düşük olmasının nedeni, daha derinlerden gelen ezilmişlik deneyimiyle kadınların ekonomik özgürlüklerine daha sıkı bağlanmalarıdır. Çalışma hayatının giderek hizmet sektörüne kayması ve büro işlerinin yoğunlaşması da bunda etkili görünmektedir.

Elbette MESEM’i de bu kapsamda değerlendirmek gerekir. Çocukların işçi olarak sömürülmesi başlı başına bir illüzyondur ve devletin geliştirdiği yeni bir sömürü biçimidir.

Bir ülkeyi yok etmek istiyorsanız, eğitim sistemini çökertmeniz, sağlık sistemini işlemez hale getirmeniz ve hukuk düzenini perişan etmeniz yeterlidir. İşte neoliberalist dönemde özellikle eğitime saldırılar bu yüzden ilk sırada olmuştur. Neoliberalizm insan aklına düşmandır, aydınlanmacı akla, yani aklı yoketmekle başlar ilkönce.

7. Eğitim sisteminin özelleştirilmesi, bu süreçte kullanılan en büyük silahtır. Örneğin, yeni eğitim sisteminde %1’lik dilime giren bir öğrenci ile %50’lik dilime giren bir öğrenci aynı sırada oturabilmektedir. Ne gariptir ki %50’lik dilimde yer alan ve parasını vererek üniversite okuyan kesim, iş hayatında daha öne geçmektedir. Ailesi, çevresi ve sahip olduğu zenginlik ona bu imkânları sağlamaktadır.

Diyelim psikoloji bölümünü okumuş 10 öğrenci olsun, birisi 300 puanla girmiş, diğerleri 400 puanla girmiş ve okullarını bitiriyorlar. 300 puanla giren paralı öğrenci, kendisine klinik açıyor ve 400 puanla girmiş olan 9 psikoloğu yanında çalıştırıyor. Bu durum elbette yeni çalışma hayatına girecek her genç için bir yıkımdır. Farkında olmasa da, dışa vurmasa da, içinde bu haksızlığı yaşayacak ve hayatına etki edecektir.

8. Bu çocukların temel özelliği tüm risklerden korunarak büyütülmeleridir. Sürekli olarak korkutulmaktadırlar. “Sokak” bu çocuklar için öcüdür, okulların güvenliği en büyük sorundur, sağlıksız büyümek, virüsler, hastalanma korkusu bu çocuklara erken yaşlarda enjekte edilmiştir. Elbette bu sonucu doğuran kendi ebeveynleridir. Bütün bu korkular çocukları yalnızlaştırmış ve bireyselleştirmiştir. Ama daha da önemlisi, kendisinden başka hiçbir kuruma ve topluluğa hatta diğer insanlara güvenmeme olarak yansımıştır.

9. Bu korkuların temelinde neoliberalizmin baskın ideolojisi vardır. Neoliberalizm insanı önce tarihinden koparmıştır, yeni gençlik tarih bilmemektedir, tarihinden kopuktur ve aileleri tarafından sürekli “anı yaşamanın” önemi üzerinden yetiştirilmişlerdir. Tarihi zaten olmayan, gelecekten de zaten umudu kalmayan gençlik patlama noktasına gelmiştir ve yeni öğrenci eylemlerinde bunu netlikle görmekteyiz.

10.Neoliberalizm her şeye özgürlük vaadiyle sınırları ortadan kaldırmayı vaat etmiştir ve ulus devlet fikrine savaş açmıştır. Ulus devlet ve kurumları birer birer çürütülmüş ve işlemez hale gelmiştir. İnsanın en temel içgüdüsü ise, güven aramaktır. Bu yeni gençlik hiçbir kuruma güvenemez halde büyümüştür. Sürekli bir güvensizlik içerisindedir. Güvenin olmadığı yerde birlikte iş yapma fikri zaten yoktur. Gençlik birlikte iş yapamaz haldedir.

11. Bu çocuklar, evde sınırlar konulmadan büyütülmüşlerdir. Bebekliklerinden itibaren ebeveynlerinin benimsediği saçma bir özgürlük anlayışıyla yetiştirilmişlerdir. Oysa özgürlük, sınırların ortadan kalkmasıyla değil, başkalarının sınırlarını ihlal etmeden, kendi sınırları içinde var olabilmekle mümkündür. Çocuk yetiştirmede yapılan en büyük yanlışlardan biri budur. Çocuklar sınırlara ihtiyaç duyar. Sınırlar olmadığında kendilerini güvende hissetmezler. Oysa çocuk için ruhsal dengenin en önemli koşulu, kendini güvende hissetmesidir.

12. Bu çocuklar, dış dünyayı ve başkalarını sürekli bir tehlike olarak gören ebeveynleri tarafından, daima onların gözetiminde, kurstan kursa taşınmışlardır. “Sen değerlisin, sen en iyisisin!” denilerek büyütülmüş, kendilerine saçma bir özgüven aşılanmıştır. Örneğin, çocuk tenise başladığında hemen milli takıma yükseleceğini hayal eden ebeveynlere sahiptirler. Bu boş özgüven, çocuğun gelecekte bir iş yapmasını, ortaklık kurmasını ve ortak bilinç geliştirmesini engellemiştir.

Sonuca gelirsek, yeni gençlik olgusunun temel nedeni, büyük bir ideolojik manipülasyona denk gelmiş ebeveynlerdir. İki kutuplu dünyanın ortaya çıkardığı “orta sınıf” sosyalizmin çözülüşünden sonra yavaş yavaş orta sınıflığını kaybetmeye başlamıştır. Bu olumlu bir gelişmedir, çünkü orta sınıf neoliberalist ideolojiyi özümseyen ve yayan bir yapıya sahiptir. Yetiştirdikleri çocuklar ise, korkutulmuş, bireyselleşmiş, tarihinden kopmuş, sınıf bilincinden uzak olmuşlardır.

Ama asıl soru şudur: Sosyalistler bu “orta sınıf” ideolojisinden neden bu kadar etkilenmiştir?

Peki sol-sosyalistler için şu soruyu soruyorum: İktisadi altyapıyı değiştirmek tüm sorunlarımızı çözecek midir?

Bir örnek verelim. Ekim Devrimi tüm toplum altyapısını devrim sayesinde hemen değiştirebilmiş midir? Devrimden sonra, köylü düşüncesini, feodal kalıntıları, dini değerleri hızla değiştirebilmiş midir?

Elbette devrim, toplumun değişime inananlarına büyük bir güven yüklemiştir ama değişim uzun sürmüş hatta tam olarak başarılamamıştırda.

Yeni insanı sadece bugünden oluşturmaya çalışmak eksikliktir, sadece devrimle değişeceğini savunmak da eksikliktir, bu ikisinin ancak bir arada yürümesi olumlu sonuçlar doğuracaktır.

Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları