İnsanoğlunun, cömertliğiyle nam salmış tabiatla, doğayla mücadelesi yüzyıllardır süren bir çakışma ve çatışma.
Doğa sürekli verici, insanoğlu ise sürekli alıcı oldu.
Doğa, insanoğluna, ihtiyacından fazlasını verirken bile vakarını korudu.
Nefes borusu olan fay hatlarına müdahaleye bile elinden geldiğince ses çıkarmadı.
İnsanoğlu ise, bu değirmenin suyu nereden geliyor diye sormadı da umrunda da olmadı.
Yağmacı, istilacı gibi davrandı.
Tarih öncesinden beri cömert doğanın olanaklarını kullanarak bu günlere kadar geldi.
İlk organize silahlarını, parçaladığı taşın kenarını sivrilterek, bir çubuk ucuna takarak yaptı.
Vahşi hayvanları elle değil, bu silahla avlamaya başladı ve av esnasındaki boğuşmada yaşanan iş kazası sayısını azalttı.
Üzeri bol tırtıklı bazalt taşının dokusunu keşfederek rende, havan ve dibek olarak kullandı.
Hem atölyesinde zımpara olarak kullandı hem de tarlasındaki tahılları işleyerek, beslenme şeklini değiştirti.
Böylece üretim ekonomisine geçti.
Nerdeyse varlığından beri silisli çakmaktaşını yontarak bıçak, hançer, ok yaptı.
Bu malzemeyi işledi, kadınların süsü için takı malzemeleri yaptı.
Taşın sertliği ve keskinliğini avantaja çevirerek kullanmayı başardı.
Çakmak taşının birbirine sürtünmesinden ateşi yeniden yaratıp buldu.
Obsidiyen gibi ekstrüzif doğal magmatik bir taşı kullandı.
Bu malzemelerle işlediği tahıl sofrasını zenginleştirdi.
Beslenmesi değişti.
Kebaba geçmesiyle gelişen beyni, ciddi bir dönüm noktası oldu.
Prefrontal korteks yani beynin frontal-ön lobu, güçlendi ve ilkel temel bilimlerin temelini attı.
Böylece, metalurjiye giden yolu da açtı,
Ancak doğanın bu cömertliğini yanlış anladı, insanoğlu.
Elini doğanın mahrem yerlerine sokarak, bağrındaki hazinelerine, yaşamsal ünitelerine maden diye göz dikti. Bakırı madenini bulup, kalayla karıştırdı ve çeliğe geçti.
Ardından, endüstri ve kent toplumunun temellerini attı.
Böylece hammaddeye ihtiyaç daha da arttı.
Özellikle sanayi devrimleri sonrası ortaya çıkan aşırı ham madde ihtiyacını, ağır iş makineleri ve patlayıcılarla doğanın böğrüne, bodoslama dalarak elde etti.
Doğayı, dişçi koltuğunda, sağlam azı dişine, yanlışlıkla matkapla veya freze girişilen mağdura çevirdi.
Gökten yağan suyu becerip toplayamayan insanoğlu, doğanın metrelerce derinlerindeki ciğerine su kuyusu açtı.
Cobalt için dağları düzledi, derelerdeki kumu çekti, ormanları tahrumar etti.
Bunları yaparken, doğanın canlı bir organizma olduğunu düşünmedi.
Canının yandığını göz ardı etti.
Doğanın cömertliğinin sınırsız olduğunu sandı ya da işine öyle geldi.
Kim böyle düşünüyorsa, doğan onun canını okudu.
Doğa nimetlerini, ihtiyaçtan veya gereğinden fazla hoyratça kullananların, alnını karışladı.
Bu kadar acımasızca yapılan işgale karşı elbette doğanın da elinde silahları yok değil.
Fukuşima, bu yazdıklarıma en önemli bir delil.
Depreme karşı tüm önlemleri aldığını düşünen Japonları, saniyede yerle bir etti.
Doğa, gelişmiş mühendislik prensipleriyle tasarlanarak sırtına eklenen yükleri yıkamayacağını anlayınca, atağını denizden tusunani ile yaptı.
Su ile Japonların nükleer tesisine saldırdı, kendini kurtarmak için.
Doğa, tesisini tsunamiden korumak için Japonların tasarladığı beş metre yüksekliğindeki seti, ürettiği altı metrelik tsunami dalgası ile aştı.
Böylece tesis içindeki dizel motorlar ıslandı ve devre dışı kaldı.
Enerjinin kesilmesi ile soğutma kabiliyetini kaybeden dizel motor sistemi, santralin patlamasına ve bir gecede on beş bin japonun ölmesine sebep oldu.
Doğa kendisine yapılan düşmanlığı asla affetmiyor.
Denemesi bedava.
Çok Okunanlar
DSÖ’den Türkiye dahil 12 ülkeyle hantavirüs teması: Yakından izlemeye başlandı
Bulgaristan'da seçimlerin galibi Radev'e hükümeti kurma görevi verildi
CHP'li Burcu Köksal'la ilgili katılım iddiası
Hulusi Akar’ı 'ürküten' albay kimler için 'FETÖ’cü ve sahtekâr' dedi?
Vatikan: Papa ile Rubio arasındaki görüşme samimi geçti
Özgür Özel'in Burcu Köksal sözleri ortaya çıktı
Kübra'nın katilleri, sosyal medya hesabına girip yaşıyor süsü vermiş
İktidar kulislerinde 'çözüm' süreci kulisi
İkinci tur senaryolarının hepsinde geride
Sefalet Endeksi'nde zirveye yakın Türkiye: Sorun geçici mi yapısal mı?