Etnik köken ve mezhep temelli politikaların Orta Doğu’yu getirdiği yer uçurumun kenarıdır.
Ülkemizde “Terörsüz Türkiye” ambalajlı “Çözüm Süreci” de bu özden bağımsız değildir. Değildir çünkü dünün terör faaliyetlerinin ülkemize çektirdiği acılar; terör kurbanı 50 bin yurttaşımız, katledilen öğretmenler, hemşireler, kamu görevlileri, birinci çözüm sürecinde yollara döşenen mayınlar, patlatılan minibüsler, yetmedi kentlerin ateşe verilmesi, bombalı katliamlar…
Bir yanda ağaların, tarikat ve cemaatlerin, şeyhlerin köleleştirdiği bölge halkı, bir yandan barış kardeşlik ve demokrasi nutukları…
Bir yanda kapsayıcı, kucaklayıcı kavramlarla gerçek niyeti arkalamalar, bir yanda cumhuriyet haftasında teröristbaşı Apo’nun posteri altında taziye çadırları!
Soruyorum bugün o taziye çadırlarında fotoğrafları bulunan çoğu reşit olmayan gençleri dün terör örgütünün mensubu haline getirenler kimlerdi?
Ne demokrasi ne kardeşlik ama…
Peki, bütün bunlar niye?
Toplum uyanmasın diye çünkü toplum uyanırsa hiçbir şansları olmayacağını biliyorlar.
DOĞU VE GÜNEYDOĞU’DA KÜRT SORUNU DEĞİL, FEODALİZM SORUNU VARDIR!
Soruyorum çözüm süreci diyenler, barış ve demokrasiyi dillerinden düşürmeyenler, sınıf bilincinin oluşmasından neden korkuyorlar?
Feodal ağaların saltanatını korumayı neden kendilerine görev sayıyorlar?
Tarikat ve cemaatlerin bölgede oluşturdukları ağlara neden göz yumuyorlar?
Oysa barış, kardeşlik birlikte yaşamak, birlikte kalkınmak, birlikte gelişmek ilerlemek değil midir?
Soruyorum, Anayasal toplumsal düzenin hukuksal anlamda neresinde eşitsizlik var?
Hukuk önünde eşitliği ortadan kaldıran yukarıda ifade ettiğim feodalizmin maraba sistemi, işverenin sömürü düzeni, tarikat ve cemaatlerin oluşturduğu ilkel ağlar değil midir?
Dolayısıyla sorunun özü bellidir. Bu öze rağmen algılarla olguları değiştirmeye çalışanların niyeti açıktır, nettir. Bu yüzden emperyalizmin sözcülerinin söylediklerini tekrarlıyorlar!
TÜRK, KURT, ARAP ÜÇLEMESİNİN ARKA PLANI
Son zamanlarda adeta yarışırcasına “Türk, Kürt, Arap” söylemlerini duymaya başladık ve bunlarla birlikte yeni Osmanlıcılık söylemlerini de…
Hatta Türkiye’de ne zaman anayasa yapmaktan söz edilirse 1921 Anayasası gündeme getirilir!
1921 Anayasası olağanüstü koşullarda düzenlenmiş bir anayasadır. Milli direnişin adı “Müdafaa-i Hukuk” olan dönemin 23 (+1) maddelik geçiş anayasadır. Dolayısıyla 1921 Anayasası işgallerin, Kurtuluş Savaşı karşıtı fetvaların, hilafet ordusunun, isyanların yaşandığı olağanüstü bir süreçte hazırlanmıştır.
1921 Anayasası’nın 1. maddesi: “Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir; idare şekli halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesine dayanır” dır.
Etnik köken ve mezhep temelli politika izleyenlerin 1921 Anayasasına kapsayıcı ve demokratik demelerinin sebebi 11. maddesinde yer alan “muhtariyet” düzenlemesidir. Oysa aynı Anayasa’nın 22 ve 23. maddeleri olağanüstü koşullarda belli alanlarla sınırlandırılmış yerel yetkiyi denetlemek üzere “Genel Müfettişlik” organını da düzenlemiştir.
Öyle görünüyor ki 1921 Anayasasını hazırlandığı zaman ve zeminden kopararak, üniter ulus devletimize, laik cumhuriyetimize, dil birliğimize karşı silah olarak kullanmak isteyenler var. Oysa bu anayasanın birinci maddesi halk egemenliğini esas kılmıştır. Oluşturulan “Müdafaa-i Hukuk” ruhu emperyalizmi yenmekle kalmamış saray saltanatını da yıkmış ve cumhuriyeti kurmuştur.
DÖRT PARÇA KÜRDİSTAN KİMİN PROJESİ
ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Mart 2026’da yaptığı açıklamada “Türkiye’de yürütülen çözüm ve barış sürecinin dört ülkeye yayılmış olan Kürt nüfusu bir araya getirmek ve kendi yaşam tarzlarını tayın etmelerine imkân tanımak için bir fırsattır” demiştir.
Dolayısıyla bu açıklama sonrasında hazırlanan “Çerçeve Yasa” nın kime/kimlere hizmet ettiği bellidir.
Peki Türkiye’nin muhalefeti nerededir?
Atatürk’ün kurduğu partinin tam bağımsızlık ideolojisi nerededir?
Samsun’a çıktığında 38 yaşında olan, uyguladığı örgütlenme adımlarıyla ulusu birleştiren, Erzurum Kongresi öncesinde saray tarafından görevi üzerinden alındığı için askerlik görevinden de istifa eden, Sivas’ta “Ya Bağımsızlık Ya Ölüm!” diyerek Temsil Heyeti’ni kuran; Temsil Heyeti’ni Ankara’da Büyük Millet Meclisi’ne taşıyan, verilen amansız mücadele ile düşmanı yurdumuzdan söküp atan ve devamında ülkesini cumhuriyet ile taçlandıran Mustafa Kemal’in kurduğu partisi nerededir?
Emperyalizmin istekleri ve sürecin adımları gereği ikiye bölünmüş partisinin biri belli üç dilde Türkçe, Kürtçe Arapça: “Yaşasın halkların kardeşliği” diyor!..
Peki diğer diğeri?
Duymuyor, görmüyor, konuşmuyor!...
Çok Okunanlar
UEFA'dan Guendouzi ve Greenwood'a soruşturma!
Süper Lig devi Adil Demirbağ için masada
Batan gemideki 10 mürettebatın kimliği açıklandı
Dilan Polat ikinci kez bebeğini kaybettiğini duyurdu
Melih Gökçek'ten 'AKP sizi gözden çıkardı mı?' sorusuna yanıt
Güllü dosyasında yeni delil
‘İç çatışma’ uyarısı mı?
Rasim Ozan Kütahyalı tahliye sonrası ilk kez ekranda
ENAG ağustos enflasyonunu duyurdu
Özgür Çelik, YENİ Parti'nin Cumhurbaşkanı adayını duyurdu