1876 Anayasası'nın ( Kanuni Esasi ) yürürlükte olduğu, Saltanat ve Hilafet kurumunun varlığını sürdürdüğü, Mütareke Hükümetlerinin birinin gidip, diğerinin geldiği bir dönemde, 23 Nisan 1920’de, Anadolu’nun ortasında, Ankara’da açılan Büyük Millet Meclisi ne anlama gelmektedir?
Halife Sultanın iradesi her şeyin üstünde iken, Büyük Millet Meclisi'nin 20 Ocak 1921’de kabul ettiği Anayasa’nın (Teşkilatı Esasiye Kanunu) 1. Maddesindeki ; “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Yönetim usulü halkın kaderini bizzat ve doğrudan idare etmesi esasına dayanır” cümlesi, kutsal hilafet ve saltanat makamına meydan okuma, otoritesini tanımama değil midir?
2. Maddedeki; “Yürütme gücü ve yasama yetkisi milletin tek ve gerçek temsilcisi olan Büyük Millet Meclisi'nde toplanır” cümlesi, İstanbul’u devre dışı bırakan yeni bir devletin/rejimin ilanı değil midir?
3. Maddedeki; “Türkiye Devleti, Büyük Millet Meclisi tarafından idare olunur ve hükümeti “Büyük Millet Meclisi Hükümeti” unvanını taşır” hükmü, Saltanat ve Hilafet makamında oturanın tartışılmaz yetkisinin ortadan kaldırılması, gücünün sıfırlanması değil midir?
Hiç kuşkusuz daha birçok soru sıralanabilir ama bu kadarı bile Türk Milleti'nin kutsal isyanının ve Anadolu İhtilali'nin boyutlarını göstermek için yeterlidir. Biz, Türk halkının adım adım gelişen, büyüyen ve kurumsallaşan direnişiyle birlikte yeni devlet/rejim inşasının kronolojisine bakalım.
İlk adım 19 Mayıs 1919’dan 32 gün sonra yayınlanan Amasya Genelgesi ( 21-22 Haziran 1919 ) İstanbul’a ilk meydan okuma, ilk ihtilal manifestosudur. Amasya Genelgesi'nde, İstanbul hükümetlerinin işgale karşı teslimiyetçi tutumu eleştirilmekte, Sivas’ta ulusal kurtuluş amaçlı kongre çağrısı yapılmaktadır.
Erzurum Kongresi ( 23 Temmuz- 7 Ağustos 1919 ) Eylül’de yapılacak Sivas Kongresi öncesi bir ara evredir.
Yerel/bölgesel savunma amaçlı başlayıp; “Milli sınırlar içinde vatan bir bütündür, bölünemez”, "Manda ve himaye kabul edilemez” kararlarıyla, en kısa zamanda Milli Meclis’in toplanması çağrısıyla, İstanbul Hükümeti'nin teslimiyetçi tavrı sürerse, milli bir hükümetin kurulacağı açıklamasıyla, ulusal direniş çağrısıyla biten bir kongre olması açısından önemlidir.
Sivas Kongresi, İstanbul karşısında, Anadolu’da gücünü Türk Milleti'nden alan meşru bir otoritenin, adı konulmamış bir hükümetin/devletin ortaya çıkmasıyla sonuçlanacaktır.
Kongrede seçilen ve başkanlığını Mustafa Kemal’in yaptığı Heyeti Temsiliye, idari, siyasi, askeri yetkileri olan bir kuruldur.
Türk Halkının meşru temsilcisi Heyeti Temsiliye, İstanbul ile bu sıfatla yazışmalar yapmakta, Anadolu’daki mülki ve askeri yetkililerle hiyerarşik ilişki kurmakta, buyruklar vermektedir.
Sivas Kongresi'nin çağrısına, Anadolu’nun baskısına, Heyeti Temsiliyenin ısrarına daha fazla dayanamayan İstanbul, Meclisi Mebusan
( Milletvekili ) seçimlerine gitmek zorunda kalacaktır.
Kazanan vekillerin çoğunluğu Müdafaayı Hukuk yanlısıdır. Erzurum milletvekili seçilen Mustafa Kemal, Meclis’in işgal altındaki İstanbul’da toplanmasını sakıncalı bulur, arkadaşlarını da tutuklanma tehlikesine karşı uyarır. 12 Ocak 1920’deki Meclisi Mebusan açılışına (rapor alarak ) katılmaz.
Son Osmanlı Meclisinin aldığı en önemli icraatı, ülkenin siyasi sınırlarını kayıt altına alan 28 Ocak 1920 tarihli Misak-ı Milli kararıdır.
Mütareke İstanbul’unda alınan bu karar ve Meclis-i Mebusan’ın bağımsızlıkçı tutumu işgalcilerin öfkesini çekecek, 16 Mart 1920’de İngiliz askerlerince Meclis basılacak, bazı milletvekilleri tutuklanacaktır. Bu gelişme üzerine 18 Mart 1920’de son toplantısını yapan Meclis-i Mebusan, çalışmasını sonlandırma kararı alacaktır.
Parlamentosu basılan, milletvekilleri tutuklanan bir milletin, bozkırın ortasında, kasaba irisi bir kentte 36 gün içinde seçim yapıp, yeni bir Meclisi faaliyete geçirmesi, gerçekten bir mucizedir. Türk Milleti o günün koşullarında bu mucizeyi gerçekleştirmiştir.
23 Nisan 1920’de açılan Büyük Millet Meclisi'nin ikinci toplantısı 24 Nisan’da yapılacak ve Mustafa Kemal Meclis başkanı seçilecektir. Bu tarihe kadar Heyeti Temsiliye Başkanı unvanını kullanan Mustafa Kemal, 24 Nisan 1920’den itibaren Büyük Millet Meclisi Başkanı olarak anılacaktır. Heyeti Temsiliye ve Büyük Millet Meclisi Başkanlığı dönemi, Mustafa Kemal’in hukuk meşruiyetine verdiği önem yönünden incelenmelidir.
Hiç kuşkusuz, “Milli irade mi, kişisel ve Keyfi İrade mi” sorusuna yanıt vermeden önce, kurtuluş ve kuruluşun İstiklal Madalyalı Gazi Meclisinin ve İstiklal Madalyalı Gazi Başkanının mücadele pratiğinin çok iyi incelenmesi gerekmektedir.
Parlak bir kurmayın, üstün askeri niteliklerini savaş meydanlarında kanıtlamış bir komutanın, “Ben her şeyi Meclis'ten bekleyenlerdenim” demesi, demokrasiye ve hukuka olan saygısını göstermektedir.
Gazi Meclis ile Gazi Meclis’in Reis Paşası'ndan, TBMM’nin kuruluş ve varoluş kodlarından, zor zamanlarda zorlukların hukuk sınırları içinde aşılmasından, günümüz için çıkarılacak sayısız dersler vardır.
Çok Okunanlar
İbrahim Tatlıses mirasını devlete bırakacağını açıkladı
Düğün gecesi şüpheli şekilde ölen uzman çavuşun eşinin yargılanmasına başlandı
Atlas Çağlayan’ın ailesini tehdit eden 3 sanığa tahliye
Kobani, Colani’nin yardımcısı olursa teröristbaşı ne istemez!..
Dünya İran’a bakarken, Türkiye’ye karşı çok cepheli kuşatma
Barut kokulu ateşkes: Şarjör değiştirme molası
CHP’ye sorumluluk çağrısı: 'Saraya Yürüyüş' öncesinde Ankara’da ikinci konferans
Gazi Meclis'in açılışının 106. yılında Milli irade mi kişisel irade mi?
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nın anlamı
Palantir'in manifestosu: Algoritmik Leviathan'ın doğuşu ve yeni tekno-burjuvazi