Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4850
Dolar
Arrow
44,4973
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7512
Altın
Arrow
6806,2388
BIST
Arrow
10.729

Buzlar erimedi ama sistem nefes aldı

Beijing'de kameraların önünde el sıkışıldı, sofralar kuruldu, kadehler kaldırıldı. Trump Xi'yi övdü, Xi ortak çıkarların farklılıklardan "daha ağır bastığını" söyledi. Borsalar yeşile döndü, petrol gevşedi, manşetler "yumuşama" dedi. Ama perde arkasındaki sesler bambaşka bir hikaye anlatıyor. Daha zirvenin üzerinden 24 saat geçmeden Trump Fox News'a çıkıp "Çin ABD'den petrol almayı kabul etti" deyiverdi. Çin tarafından ise çıt yok. Şimdi sormak lazım: Rasyonel risk okuması işte tam da bu manzara karşında hangi tarafın sözüne itibar etmekle başlıyor.

Aynı Masa, Farklı Zirve

İşin özü şu: Aynı odada iki ayrı zirve yapıldı. Trump'ın zirvesinde Çin, ABD petrolüne talip oldu, tarım ürünlerinde rekor alım sözü verdi, Boeing'e 200 uçak siparişi geçti, üstüne bir de İran'a silah vermeme garantisi sundu. Xi'nin zirvesindeyse bunların neredeyse hiçbiri yok. Çin devlet medyası sadece Boeing siparişini doğruladı, Hürmüz'ün açık kalması temennisini aktardı, geri kalan her şeyi duymazdan geldi. 

Piyasalar hangi zirveyi satın aldı derseniz; Tabii ki Trump'ınkini. Çünkü borsa sessizliği değil, sözü sever. Söz varsa fiyatlanır, yoksa beklenir. Ama burada bir pürüz var: O sözü sadece bir taraf söylüyor.

Sükunetin Kimyası

Bu haberlerin hiçbiri "barış geldi" demiyor. Piyasaların fiyatladığı şey, Morgan Stanley'nin deyimiyle "dönüştürücü bir sıfırlama değil, istikrarın devamı." Daha basit ifadeyle: Kimse bu iki devin dost olacağına inanmıyor. Ama birbirlerini mahvetmeyeceklerine dair bir güvence arıyorlar. Rasyonel risk okuması da tam burada başlıyor: Felaketi beklemekten vazgeçip kontrollü gerilimin fiyatına odaklanmak.

Bu zirvenin şifresi basit: "Piyasalar uzlaşmayı değil, istikrarlı gerilimin korunmasını fiyatlıyor." Çin hisseleri aylardır jeopolitik iskonto taşıyordu. Şimdi o iskontonun bir kısmı geri alınıyor. Yuan, dolar karşısında güçlendi. Ama kimse tarifelerin sıfırlanacağını beklemiyor. Beklenti şu: ABD'nin Çin mallarına uyguladığı yaklaşık tarife bir süre daha artmayacak. Çin'in misillemesi tırmanmayacak. Gerginlik tavanda asılı kalacak, ama o tavanın yeri belli olacak.

Piyasa için rasyonel olan işte bu: Kötü haberin dozunun sabitlenmesi. Çünkü öngörülebilirlik, ucuzluktan daha değerlidir. Tedarik zincirleri mükemmellik istemez; duvarların nerede olduğunu bilmek ister. Yatırımcı her sabah yeni bir tarife sürpriziyle uyanmayacaksa, o duvarların yüksekliğine razıdır.

Petrol Masalı

Şimdi dönelim Trump'ın o iddialı sözüne. Çin ABD'den petrol almayı gerçekten kabul etti mi? Hikâyeyi eşeleyelim. Çin, Mayıs 2025'ten beri ABD'den bir varil bile petrol almadı. Gerekçe basit: ABD ham petrolüne uyguladıkları yüzde 20'lik tarife. Bu tarife dururken Çin'in ABD'den petrol alması ekonomik intihar olur. Xi'nin "beğendim" dediği şey, büyük ihtimalle tarifeler kalkarsa değerlendirilecek bir fikirdi. Trump ise bunu "anlaşma tamam" diye pazarladı. İkisi aynı şey değil.

İran boyutu daha da karmaşık. Çin, İran petrolünün yaklaşık yüzde 90'ını alıyor. Xi'nin Trump'a "yaptırımlara rağmen İran'dan petrol almaya devam edeceğiz" dediği bildiriliyor. Şimdi aynı lider, bir yandan İran petrolüne devam deyip öte yandan ABD petrolüne talip olabilir mi? Olabilir. Ama bu dengeyi kurmak, bir basın açıklamasına sığacak kadar basit değil.

Risk Körlüğü mü?

Piyasa bütün bunları gördü. Gördü ve yine de yükseldi. Neden? Çünkü piyasa için rasyonel olan, hakikatin ta kendisi değil; hakikatin fiyatlanabilir versiyonudur. Trump'ın anlattığı hikaye fiyatlanabilir bir hikaye. Petrol alınacak, tarifeler gevşeyecek, Hürmüz açılacak. Bunların hepsi bilançolara pozitif yansır. Xi'nin sessizliği ise fiyatlanamaz. Sessizlik ne alınır ne satılır, sadece beklenir.

Ama sorun şu: Ya Trump'ın hikayesi gerçek değilse? Ya Xi sadece masada diplomatik nezaket gösterdiyse? O zaman piyasanın bugün fiyatladığı her şey, bir yanlış anlamanın üzerine inşa edilmiş demektir. Geçen hafta "jeopolitik risk körlüğü" demiştim. Şimdi o körlüğün yeni bir türüyle karşı karşıyayız: Kaynak körlüğü. Piyasa, tek bir kaynaktan gelen iyimserliği sorgulamadan satın alıyor.

Tayvan'ın Gölgesinde

Zirvenin bir diğer kritik maddesi Tayvan. Xi, Trump'a "Tayvan farklılıklarının yanlış yönetilmesi ilişkiyi tehlikeli bir yere sürükler" uyarısında bulundu. Piyasa bu uyarıyı şimdilik ciddiye almıyor gibi. TSMC hisseleri, Asya teknoloji endeksi, savunma şirketleri... Hepsi Tayvan'da statükonun korunacağını varsayıyor. Bu belki de masadaki en kırılgan bahis. Çünkü Tayvan, dünyanın en gelişmiş çiplerinin yüzde 90'dan fazlasını üretiyor. Bir abluka senaryosu, fabrikaya tek bir mermi düşmeden bile küresel tedarik zincirini felç edebilir. Yatırımcılar bu riski görmezden gelmeyi sürdürüyor; sigorta primleri hâlâ geçici bir sıkıntıyı fiyatlıyor, yapısal bir kırılmayı değil.

Bu Okuma Neye Evrilir?

Piyasaların bugünkü rasyonel risk okuması şu: "Büyük patlama olmayacak" senaryosuna oynuyorlar. Ama bu senaryo kırılgandır.

Birincisi, kimse tarifelerin kalıcı olarak düşeceğine inanmıyor. ABD yönetimi, Çin'e karşı yüksek tarifeleri stratejik bir zorunluluk olarak görüyor. Yani gerginlik tavanda asılı kaldı, piyasa bunu "iyi haber" diye okudu. Bu rasyonel mi? Kısa vadede evet; ama orta vadede gerilimin kronikleşmesinin yarattığı yapısal maliyetler bilançolara yayıldıkça, bu okuma değişebilir.

İkincisi, Hürmüz Boğazı hâlâ tam açılmadı. İran 30 geminin geçiş yaptığını söylüyor, ama bu rakam savaş öncesi günlük 140 geminin çok altında. Trump ve Xi boğazın açık kalması gerektiğinde mutabık kaldılar, ama Tahran'ın ne yapacağı meçhul.

Üçüncüsü, Boeing vakası uyarıcı. Piyasa 200 uçak haberiyle hayal kırıklığına uğradı. Demek ki bir süredir "iyi haber"i fazlasıyla fiyatlamış, rüyasında çok daha büyük rakamlar görmüş. Rasyonel risk okuması, haber gerçeğe dönüştüğünde satışa dönüşebiliyor.

Beijing'den çıkan fotoğraf karesinde Trump gülümsüyor, Xi hafif tebessümlü. Aynı kareye iki ayrı hikaye sığdırmayı başardılar. Perdenin arkasında ise Hürmüz'de bekleyen tankerler, Tayvan Boğazı'nda gölge gibi dolaşan destroyerler var. Piyasalar bugün "idare eder" senaryosunu satın aldı. Çünkü idare etmek, bu çağın en büyük lüksü haline geldi.

İnsanın aklına ister istemez şu geliyor: Acaba artık hepimiz, tek tarafın anlattığı bir hikayeyi "anlaşma" sayacak kadar barış ve istikrara susamış olabilir miyiz?