Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
56,1044
Dolar
Arrow
48,0300
İngiliz Sterlini
Arrow
65,5347
Altın
Arrow
7198,4444
BIST
Arrow
14.498

Faiz jeopolitiği satın alabilir mi?

Haberlerini algoritmaya bırakma, hangi kaynağı okuyacağına sen karar ver. 12punto'yu tercih ettiğin kaynaklar arasına ekle!

Küresel piyasalarda son iki gündür alışılmadık bir uyumsuzluk yaşanıyor: petrol fiyatları yükselirken tahvil faizleri de yükseliyor. Normal şartlarda bu ikili genellikle ters yönde hareket eder; petrol ucuzlarsa enflasyon beklentisi düşer, faizler de geriler. Ama bugünlerde piyasa jeopolitik riski öyle bir fiyatlıyor ki, klasik korelasyonlar bozuluyor. Sorulması gereken soru artık teknik değil, felsefi: Faiz, jeopolitik riski gerçekten satın alabilir mi, yoksa sadece onu ötelemekle mi yetiniyor? Bu sorunun cevabı, önümüzdeki haftalarda hem gelişmiş hem gelişmekte olan piyasalarda kimin kazanıp kimin kaybedeceğini belirleyecek.

FAİZİN GARİP İTTİFAKI 

Önceki gün ABD tahvil faizlerinde yaşanan belirgin geri çekilmeye piyasalar önce güçlü bir iyimserlikle karşılık verdi; risk iştahı toparlanır gibi oldu. Ama dün tablo tersine döndü: petrol fiyatlarındaki artışa tahvil faizlerindeki yeni bir yükseliş eşlik etti ve küresel risk iştahı yeniden zayıfladı. Bu, yatırımcının artık petrolü sadece bir enerji fiyatı değil, doğrudan bir jeopolitik gerilim endeksi olarak okuduğunun kanıtı. Tahvil faizi yükseliyorsa, piyasa "bu gerilim kalıcı, merkez bankaları gevşemeyi erteleyebilir" diyor demektir. Petrol fiyatlarının seyri ve tahvil faizleri, haftanın son işlem gününde de küresel risk iştahı açısından odak noktasında kalmayı sürdürüyor. Euro Bölgesi ve ABD öncü PMI verileri, bu okumanın ne kadar haklı olduğunu test edecek ilk gerçek sınav olacak; büyüme sinyali zayıf gelirse, faiz-petrol ittifakı daha da güçlenebilir.

JEOPOLİTİK PRİM GERÇEĞİ 

Burada kritik nokta şu: piyasa jeopolitik riski fiyatlarken aslında bir sigorta primi ödüyor, riski ortadan kaldırmıyor. Faiz farkı, "gel bu riski al" diyen bir çağrıdır; riski yok etmez, sadece taşınabilir hale getirir, el değiştirmesini sağlar. ABD Hazinesi'nin uzun vadeli tahvil geri alımlarını artırması da tam bu noktada devreye giriyor. Görünürde teknik bir borç yönetimi adımı, ama etkisi çok daha büyük: getiri eğrisini yumuşatarak gelişmekte olan ülkelere yönelik faiz farkını bu hafta yeniden cazip hale getirdi. Sonuç olarak gelişmekte olan ülke para birimleri hafta başından bu yana dolar karşısında ağırlıklı olarak değer kazandı. Yani küresel risk iştahı zayıflarken bile, sermaye belirli bir vade ve getiri karşılığında riski satın almaya devam ediyor. Bu noktada asıl mesele, primin fiyatının doğru hesaplanıp hesaplanmadığı; tarih, piyasaların jeopolitik riski çoğu zaman geç ve eksik fiyatladığını gösteriyor. 2008 öncesinde kredi riski de benzer şekilde ucuz fiyatlanmış, gerçek maliyet krizle birlikte ortaya çıkmıştı. Bugünün jeopolitik primi de benzer bir yanılsama barındırabilir: düşük görünen fiyat, düşük risk anlamına gelmiyor, sadece piyasanın henüz tam fiyatlamadığı anlamına geliyor olabilir.

CARRY TRADE'İN CAZİBESİ

İç piyasaya döndüğümüzde ise çok daha farklı bir tablo karşımıza çıkıyor. Borsa İstanbul, yurt dışı piyasalardaki satış baskısına kıyasla belirgin şekilde daha güçlü bir performans sergiliyor. BIST-100 endeksinin 14.250 puan seviyesinin üzerinde tutunması, kısa vadeli yukarı yönlü potansiyeli koruyor. 14.650 seviyesi ana hedef konumundayken, vadeli işlem kontratlarında da teknik seviyeler bu direnci destekliyor.

Ancak madalyonun diğer yüzünde kur ve sermaye akışları yer alıyor. Türkiye'nin sunduğu yüksek yerel faiz, güçlü bir carry trade avantajı yaratmış durumda. USD/TL kurunun 48,05 seviyesinin üzerini test etmesi ve ay başından bu yana yaklaşık %1,1 oranında sınırlı da olsa yükselmesi, kontrol altındaki bir seyre işaret ediyor. Piyasa katılımcılarının ay sonu kur beklentisi 48,19 seviyesindeyken, yabancı yatırımcının davranış biçimi oldukça dikkat çekici.

DİBS'TEN HİSSEYE KAÇIŞ 

TCMB'nin son açıkladığı verilere göre, yurt dışında yerleşik kişilerin DİBS portföyü piyasa değişimi ve kur farkından arındırılmış olarak bir haftada 306 milyon dolar azaldı. Aynı dönemde yabancıların hisse senedi portföyü ise 176 milyon dolar artış gösterdi. Bu durum, yabancı sermayenin sabit getirili menkul kıymetlerden bir miktar çıkarken, görece ucuz kalan ve küresel ayrışma sergileyen Borsa İstanbul'a yöneldiğini gösteriyor.

Fakat bu sermaye geçişi, temel bir çelişkiyi de beraberinde getiriyor. Faiz jeopolitiği dengelemiş gibi görünse de sıcak paranın ana motivasyonu kalıcı yatırım değil, arbitraj imkanıdır. Yüksek faiz vahasında sunulan carry trade kurlardaki oynaklığı bastırsa da, yükselen petrol fiyatları ve küresel tedarik zincirindeki jeopolitik kırılmalar reel sektörün üzerindeki maliyet yükünü artırıyor.

SAHTE BAHAR MI? 

Gelişmekte olan ülke para birimlerinin Dolar karşısındaki değer kazanımı piyasalarda sahte bir bahar havası yaratabilir. Ancak TÜİK ve TCMB tarafından açıklanan tüketici güven endeksi, reel kesim güven endeksi ve kapasite kullanım oranı gibi makro veriler, reel ekonominin nabzını tutmak açısından çok daha kritik.

Sonuç olarak, yüksek faiz politikası sermaye akışlarını geçici olarak yönlendirebilir ve kur üzerindeki baskıyı hafifletebilir. Ancak yüksek enerji maliyetlerinin, jeopolitik risklerin ve küresel stagflasyon tehlikesinin üstünü tamamen örtemez. Faiz jeopolitiği er ya da geç masaya getirir; ancak o masadaki faturayı ödeyen her zaman reel ekonomi ve sürdürülebilir büyüme olur.