Euro
Arrow
55,4100
Dolar
Arrow
49,8077
İngiliz Sterlini
Arrow
66,2575
Altın
Arrow
6495,4151
BIST
Arrow
11.128
Anasayfa > Yazarlar > İrem Yılmaz > Atatürk'ün otomobilleri

Atatürk'ün otomobilleri

X Facebook WhatsApp Mail ABONE OL Google News
Yayınlanma: 28.10.2026 06:00

İki Lincoln ve bir Cadillac. Bugün Anıtkabir’i ziyaret edenlerin sessizce önünden geçtiği, zamana meydan okuyan üç otomobil... Onlar sadece demir, motor ve deriden ibaret değil; genç Cumhuriyet’in en coşkulu bayramlarına ve tarihin akışını değiştiren liderin adımlarına tanıklık etmiş birer zaman makinesi.

Bu üç otomobil de klasik otomobil tutkunları için başlı başına birer mühendislik ve tasarım harikası. Ancak onları değerli kılan yalnızca motorları ya da gösterişli gövdeleri değil. Her biri farklı bir hikâye taşıyan bu otomobiller, Türkiye Cumhuriyeti’nin modernleşme sürecinin sessiz tanıkları.

Törenlerin görkemli Lincoln'ü

Atatürk'ün 1935-1938 yılları arasında kullandığı 1934 model Lincoln KB Convertible Sedan, dönemin en özel Amerikan otomobillerinden biriydi. Lincoln, 1934 yılında yalnızca 744 adet KB şasi üretmiş, bunların sadece 20'si üstü açılabilen sedan gövdeyle donatılmıştı. Dört kapılı, altı kişilik otomobil, 12 silindirli motoru, deri döşemeleri ve katlanabilir tavanıyla dönemin üst sınıf otomobil mühendisliğini temsil ediyordu. İlginç bir ayrıntı ise rengiydi. Fabrikadan koyu lacivert çıkan Lincoln, Cumhurbaşkanlığı makam otomobili olarak kullanılacağı için siyaha boyanmıştı.

Atatürk bu otomobili özellikle millî bayramlarda, törenlerde ve yabancı devlet adamlarının ağırlanmasında kullandı. Atatürk, halkıyla arasında duvarlar örmeyen bir liderdi. Üstü açılabilen bu Lincoln de onun milletiyle göz göze geldiği, o meşhur tebessümüyle el salladığı bir Cumhuriyet sahnesiydi. Lincoln'ün yolculuğu Atatürk'ün vefatıyla sona ermedi. İsmet İnönü ve Celal Bayar dönemlerinde de kullanılan otomobil, 1963 yılına kadar Cumhurbaşkanlığı hizmetinde kaldı. Aynı yıl çalışır durumda Anıtkabir'e teslim edildi.

2014-2015 yıllarında gerçekleştirilen restorasyonun ardından yeniden sergilenmeye başlanan araç, bugün çok yüksek bir koleksiyon değerine sahip. Çünkü günümüze ulaşabilmiş çok az sayıdaki 1934 Lincoln KB Convertible Sedan’dan biri.

Kurşun Geçirmez Bir Kale: Zırhlı Lincoln

Atatürk'ün kullandığı ikinci Lincoln ise 1935 model zırhlı makam otomobiliydi.

Bu otomobilin tasarımında gösteriş kadar güvenlik de ön plandaydı. Yedi kişilik araçta sekiz kurşun geçirmez cam, deri kaplı sürücü koltukları, katlanabilen ara koltuklar ve dönemin üst sınıf limuzinlerinde görülen konfor donanımları bulunuyordu. Güçlü motoru ve zırhlı gövdesi, 1930'lu yıllarda devlet başkanlarının ulaşımında güvenliğin nasıl ele alındığını gösteriyordu.

Atatürk'ün vefatının ardından İsmet İnönü ve Celal Bayar tarafından da kullanılan Lincoln, 1958 yılında Anıtkabir'e devredildi. Restorasyonu 2015'te başladı ve yaklaşık iki yıl sekiz ay sürdü.

Bir portakal bahçesinden Anıtkabir'e: Cadillac'ın hikâyesi

Üç otomobil arasında belki de en ilginç hikâyeye sahip olanı Cadillac.

Türkiye İş Bankası tarafından Atatürk'e armağan edilen 1935 model Cadillac V-12, 1936-1938 yılları arasında makam otomobili olarak kullanıldı. Yedi kişilik zırhlı limuzin; 12 silindirli motoru, üç ileri manuel şanzımanı, hidrolik frenleri ve gelişmiş süspansiyon sistemiyle dikkat çekiyordu. Sürücü bölümünü yolculardan ayıran hareketli cam bölmesi ve sekiz kurşun geçirmez camı bulunuyordu.

Ancak Cadillac'ın hikâyesi teknik özelliklerinden çok, Atatürk'ün vefatından sonraki yolculuğuyla ilgi çekiyor. Otomobil, Atatürk'ün ölümünden sonra kız kardeşi Makbule Atadan'a geçti. Daha sonra ailesinin gözetiminde, Hatay'ın Dörtyol ilçesindeki bir portakal bahçesinin hangarında korundu. Bir zamanlar Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusunu taşıyan o ihtişamlı gövdenin, narenciye kokulu bir hangarda yıllarca korunmuş olması bile başlı başına büyüleyici bir tarih kesiti.

Neyse ki Atatürk’ün manevi evlatlarından Abdürrahim Tunçak’ın girişimleriyle otomobilin yeniden hak ettiği yere, yani bir müzeye devredilmesi gündeme geldi. Böylece Cadillac, yıllar sonra Anıtkabir koleksiyonundayerini aldı. 2018’de başlayan kapsamlı restorasyon süreci 2023 yılında tamamlandı. Şimdi o, Anıtkabir’in 23 Nisan Kulesi’nde, tüm yaşanmışlıklarıyla ziyaretçilerini selamlıyor.

Bu hikâye, yalnızca Atatürk’ün bindiği araçların bir dökümü değil. Bu üç otomobil; genç Türkiye Cumhuriyeti’nin dünyaya ayak uyduran modern, teknolojik ve vizyoner yüzünün birer aynası. Bugün Anıtkabir'de duran bu araçlara bakmak; sadece geçmişi yad etmek değil, o ilk yılların büyük dönüşüm felsefesini de yeniden hissetmek.

Cumhuriyet’in ilk otomotiv girişimleri

Cumhuriyet'in kuruluş yıllarında Türkiye; uzun ve yıpratıcı savaşlardan yeni çıkmış, ulaşım altyapısı yetersiz, sanayi üretimi ise yok denecek kadar sınırlı bir ülkeydi. Yeni devletin ekonomik bağımsızlığını kazanabilmesi için yalnızca fabrikalara değil; üretim merkezlerini birbirine, tarlalardaki mahsulü ise büyük pazarlara bağlayacak güçlü ulaşım ağlarına acil ihtiyaç vardı.

Atatürk, henüz Cumhuriyet ilan edilmeden önce toplanan 1923 İzmir İktisat Kongresi'nde bu hayati gerçeğe parmak basmıştı. Ülkenin demiryolları ve motorlu taşıtların çalışabileceği modern karayollarıyla örümcek ağı gibi birbirine bağlanması gerektiğini vurguluyordu. Bu vizyon, ulaşımın sadece bir seyahat aracı değil, topyekûn ekonomik kalkınmanın temel motoru olarak görüldüğünü açıkça ortaya koyuyordu. Ulaşım altyapısını geliştirme çabaları, otomotiv alanındaki ilk ticari ve üretim girişimlerine de zemin hazırladı. 

Türkiye’de otomotiv endüstrisinin gelişimini çoğunlukla 1960’lı yıllardan itibaren anlatırız. Oysa genç Cumhuriyet’in otomotiv alanındaki ilk girişimleri çok daha eskiye dayanıyor. 1928 yılında Vehbi Koç’un Ankara ve çevresinin Ford bayiliğini alması, ülkede otomotiv ticaretinin gelişimindeki önemli adımlardan biriydi. 

Daha dikkat çekici gelişme ise 1929 yılında yaşandı. Ford Motor Company, İstanbul Tophane'de bir otomobil montaj tesisi kurdu. Yaklaşık 450 kişinin çalıştığı bu tesiste otomobil ve kamyon montajı gerçekleştiriliyordu. Haziran 1931'de günlük üretim 48 araca kadar ulaşmıştı. Üstelik tesisin hedefleri arasında Sovyetler Birliği, Balkanlar ve Orta Doğu ülkelerine ihracat da bulunuyordu. Ancak 1929 Dünya Ekonomik Bunalımının etkileri, uluslararası ticarette yaşanan daralma ve ekonomik koşullar nedeniyle bu girişim sadece birkaç yıl sürdürülebildi. Bu girişim küresel kriz nedeniyle yarım kalsa da Cumhuriyet'in ilk yıllarında otomotiv üretimine yönelik atılan önemli bir adımdı.

Nitekim sonraki yıllarda Türkiye'nin otomotiv serüveni çok daha farklı ve köklü aşamalardan geçti. 1950'lerde yeniden filizlenen montaj sanayii, takvimler 1961'i gösterdiğinde tarihi bir zirveye ulaştı. Türk mühendisleri, yerli imkânlarla "Devrim" otomobilini tasarlayıp üreterek bu toprakların kendi otomobilini yapabilecek teknik bilgiye ve inanca sahip olduğunu tüm dünyaya gösterdi. Bu birikim, 1966 yılında Anadol'un seri üretime geçmesiyle Türk otomotiv sanayisinde yepyeni ve modern bir dönemin kapılarını araladı.

O yıllarda atılan adımlar, Türkiye'nin bugünkü otomotiv sanayisine uzanan yolculuğunun başlangıcıydı. Otomobiller değişti, teknolojiler gelişti ama Cumhuriyet'in modernleşme hedefi değişmedi.

Zamanın Ötesinden Bugüne

Bugün Anıtkabir’deki o üç otomobile yeniden baktığımızda, karşımızda yalnızca klasik otomobil tarihinin nadide örneklerini görmüyoruz. Bir yanda 12 silindirli güçlü motorları, ince düşünülmüş deri döşemeleri ve kurşun geçirmez heybetli zırhlarıyla dönemin en gelişmiş teknolojisi duruyor; diğer yanda ise demiryollarını genişletmeye, karayollarını sıfırdan inşa etmeye ve devasa bir sanayi altyapısı kurmaya çalışan genç, inançlı ve vizyoner bir Cumhuriyet…

Aradan tam 103 yıl geçti. Ulaşım araçları değişti, fabrikalar dijitalleşti, teknoloji bambaşka bir çehreye büründü. Bu büyük modernleşme yürüyüşünün en kıymetli şahitleri olan Atatürk'ün otomobilleri, Anıtkabir'de kendilerine ayrılan o gururlu köşede üstlendikleri tarihi rolü bizlere hatırlatıyor. Onların tanıklık ettiği o büyük sanayi ve bağımsızlık dönüşümü, bugün bizlerin açtığı yeni ufuklarla geleceğe taşınıyor.

Cumhuriyetimizin 103. yılı kutlu olsun.

Sen çok yaşa Atatürk! Sen çok yaşa Cumhuriyet! 

Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları