Euro
Arrow
55,1480
Dolar
Arrow
49,3480
İngiliz Sterlini
Arrow
65,2399
Altın
Arrow
6694,8707
BIST
Arrow
12.151
Anasayfa > Yazarlar > İrem Yılmaz > Hayatın maskülen standartları

Hayatın maskülen standartları

X Facebook WhatsApp Mail ABONE OL Google News
Yayınlanma: 13.10.2026 06:00

Yaşadığımız modern dünyayı kimler şekillendirdi? Yasaları kimler yazdı, şehirleri kimler planladı, bilimsel araştırmaların sınırlarını kimler çizdi? Daha da önemlisi, tüm bunlar yapılırken nasıl bir insan esas alındı? Modern dünyanın kuruluşuna baktığımızda, karşımıza çoğunlukla aynı figür çıkıyor: Beyaz erkek.

Yüzyıllar boyunca, özellikle Batı toplumlarında siyasal, ekonomik ve bilimsel gücü büyük ölçüde elinde tutan erkekler yalnızca kararları vermedi; neyin normal, standart ve evrensel sayılacağını da belirledi. Erkek bedeni, insan bedeninin ölçüsü kabul edildi; fiziksel özelliklerinin, ihtiyaçlarının ve deneyimlerinin toplumun tamamını temsil ettiği varsayıldı. Kadınlar ise bu standardın dışında, farklılıkları sonradan hesaba katılması gereken bir grup olarak görüldü.Oysa kadınlar insanlığın istisnası değil, yaklaşık yarısıydı.

Bu yaklaşımın günlük yaşamımızı ne ölçüde etkilediğinin çoğu zaman farkında bile değiliz. Kullandığımız ilaçlardan bindiğimiz otomobillere, iş yerlerindeki koruyucu ekipmanlardan gündelik hayatın sayısız ayrıntısına kadar aynı anlayışın izleriyle karşılaşıyoruz.

Sorun kadınların erkeklerden farklı olması değil, erkek bedeninin insan bedeninin kendisi sanılmasıydı.

Örneğin, bir ilacın insan üzerindeki etkisi araştırılırken hangi beden esas alınıyor?

Bugün kulağa inanılmaz gelebilir; ancak ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), 1977 yılında çocuk doğurma potansiyeli bulunan kadınların erken aşama ilaç araştırmalarına katılımını ciddi biçimde kısıtlayan bir politika benimsedi. Bu yaklaşım ancak 1993 yılında değiştirildi.Gerekçeler arasında hormonal değişkenlikler ve olası gebelik riskleri bulunuyordu. Ne var ki kadınların araştırmalardan dışlanması, ilaçların kadın bedenindeki etkilerine ilişkin önemli bilgi eksikliklerini de beraberinde getirdi.Çünkü aynı ilaç kadın ve erkek bedenlerinde her zaman aynı şekilde işlemiyor; emilim, metabolizma ve hatta yan etkiler farklılaşabiliyor.

Akıllı telefonlar bile bu tartışmanın dışında değil. Ekranlar büyüdükçe tek elle kullanım zorlaşabiliyor. El büyüklüğü ve parmakların erişim mesafesi, bir telefonun ne kadar rahat kullanılacağını etkiliyor. Peki teknoloji tasarlanırken farklı el ölçüleri ne kadar hesaba katılıyor?

Benzer bir sorun iş güvenliği ekipmanlarında karşımıza çıkıyor. Hastanelerde kullanılan maskelerden şantiyelerdeki baretlere, eldivenlerden koruyucu yeleklere kadar pek çok ekipmanın tasarımında erkek beden ölçüleri uzun süre belirleyici oldu. Kadın çalışanlar ise kendilerine büyük gelen, hareketlerini kısıtlayan, hatta kimi zaman koruyuculuğunu azaltan ekipmanlarla çalışmak zorunda kalabildi.

Ofislerdeki sıcaklık tartışması da bunun ilginç örneklerinden biri. Bugün kullanılan termal konfor hesaplamalarının geçmişi 1960'lara uzanıyor. Bu modellerde esas alınan metabolizma değerleri, ortalama bir erkeğin özelliklerine dayanıyordu. 2015 yılında Nature Climate Change dergisinde yayımlanan bir araştırma, bu yaklaşımın kadınların metabolizma hızını olduğundan yüksek tahmin edebildiğini ortaya koydu. Yani ofiste üşüyen bir kadının sorunu her zaman kişisel bir hassasiyet olmayabilir; kullanılan konfor modelinin kendisi de herkesi yeterince temsil etmiyor olabilir.

Ancak mesele yalnızca günlük hayatımızı kolaylaştıran ya da zorlaştıran tasarımlarla sınırlı değil. Bazen bu standartların sonuçları doğrudan can güvenliğimizi de ilgilendiriyor. Örneğin otomobiller...

Her gün kullandığımız, ailemizi ve sevdiklerimizi taşıdığımız otomobillerin güvenliği de uzun yıllar boyunca ağırlıklı olarak erkek bedeni üzerinden test edildi. Çarpışma testlerinde kullanılan temel manken, yaklaşık 175 santimetre boyunda ve 78 kilogram ağırlığında bir erkeği temsil ediyordu. Kadınları temsil eden küçük mankenler ise çoğu zaman kadın anatomisinin özgün özellikleri yerine, daha küçük bir erkek bedenini esas alıyordu.

Otomobil üreticileri güvenliği ölçüyordu; peki ama kimin güvenliğini?

Bir düşünün: Aynı otomobile binen, aynı güvenlik kemerini takan ve aynı kazayı yaşayan iki insandan biri kadın, diğeri erkek. İkisinin de aynı ölçüde korunduğunu varsayıyoruz.Oysa araştırmalar, bunun her zaman böyle olmadığını gösteriyor.

ABD'de yürütülen trafik güvenliği araştırmaları, bazı çarpışma türlerinde kadınların erkeklere kıyasla daha yüksek yaralanma riski taşıdığını ortaya koyuyor. Üstelik bu fark yalnızca boy ve kilo farklılıklarından kaynaklanmıyor; araç tasarımı, oturma pozisyonları ve kullanılan güvenlik sistemleri de sonuçları etkileyebiliyor.

Dolayısıyla bir otomobilin güvenlik testlerinden başarıyla geçmesi, herkes için aynı düzeyde koruma sağladığı anlamına gelmiyor.

Peki, bu durum değiştirilebilir mi?

İsveçli otomobil üreticisi Volvo'nun çalışmaları, bu soruya dikkat çekici bir yanıt sunuyor.

Volvo, 1970 yılından bu yana gerçek trafik kazalarını inceliyor; insanların nasıl yaralandığını, beden özelliklerinin ve farklı çarpışma koşullarının sonuçları nasıl etkilediğini araştırıyor. Şirket, 2019 yılında başlattığı E.V.A. (Equal Vehicles for All) girişimiyle yıllar boyunca topladığı güvenlik araştırmalarını sektörün kullanımına açtı. Ekim 2026'da açıklanan ve 50 binden fazla kaza ile 80 binden fazla insanı kapsayan araştırmaya göre, 1970'li yılların Volvo modelleri ile 2010'lu yılların modelleri karşılaştırıldığında kadın sürücülerin genel yaralanma riski %88 azalmış.

Bu sonuç, otomobillerin artık herkes için eşit derecede güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Ancak güvenlik teknolojilerinin zaman içinde ne kadar gelişebildiğini gösteriyor. Volvo'nun yaklaşımında dikkat çekici olan ise bu gelişim sürecinde kadınların ve farklı beden özelliklerine sahip insanların da araştırmalara dahil edilmesi.

Bugün, kadın anatomisini daha gerçekçi biçimde temsil eden yeni çarpışma testi mankenleri geliştiriliyor. Ancak asıl mesele yalnızca yeni mankenler üretmek değil; bu modelleri güvenlik testlerinin ve otomobil tasarımının ayrılmaz bir parçası hâline getirmek.Çünkü güvenlik yalnızca standartlara uymakla sağlanmıyor; o standartların kimi temsil ettiğini de sorgulamak gerekiyor.

Aslında bütün mesele burada başlıyor.Yıllar boyunca tek bir insan bedeni ölçü kabul edildiğinde, diğer insanların bu ölçüye uymaması onların eksikliğiymiş gibi değerlendirildi.Oysa eksik olan insanlar değil, onları yeterince hesaba katmayan standartlardı.Üstelik konu yalnızca kadınlarla sınırlı değil; çocuklar, yaşlılar, engelli bireyler ve farklı fiziksel özelliklere sahip insanlar da benzer biçimde standart tanımların dışında kalabiliyor.

Bilim ve teknolojide gerçek ilerleme, yalnızca daha hızlı otomobiller, daha etkili ilaçlar ya da daha gelişmiş sistemler üretmekten ibaret değildir. Aynı zamanda bu gelişmelerin kimler için tasarlandığını sorgulayabilmektir. Çünkü bir insanın güvenliği, sağlığı ve yaşam hakkı, başka bir insanın beden ölçülerine ne kadar uyduğuna bağlı olmamalıdır.

Ve belki de artık “standart insan”ı yeniden tanımlamamız değil, böyle bir standart insanın var olup olmadığını sorgulamamız gerekiyor.

Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları