Yargı darbesine uğramış CHP yönetimi, B ve C planları olduğunu söylüyor ama gündemlerindeki birinci öncelik bir süre daha CHP'nin nasıl geri alınacağı gibi duruyor. Oysa çok daha büyük ve hayati bir soru kapıya dayanmış durumda:
Ya CHP'yi kurtarmaya çalışırken seçime girme hakkını kaybederlerse?
Daha açık sorayım. Karşınızda Anayasa'yı tanımayan, yasaları tanımayan, YSK'nın yetkisini fiilen yok sayan bir siyasi operasyon varsa siz hâlâ normal hukuk düzeni varmış gibi davranabilir misiniz? Tüm hukuk yollarını denedikten sonra B ve C planlarını devreye sokmakla acaba geç kalmış olabilir misiniz?
Karşınızdaki güç, hukuku tüketmiş zaten. Mutlak Butlan kararı, anayasaya da ilgili tüm yasalara da aykırı... Adamlar anayasayı ve yasaları yok sayarak ciğerinizi sökmüş. Şimdi “Tüzüğe göre yeterli imza topladık, kurultay yapın. Ortada tüzük var. Milletvekillerini MYK yoluyla disipline veremezseniz” gibi itirazların bir sonuç vermeyeceği açık değil mi? Adam anayasanın üstünden geçmiş, siz tüzük maddesi gösteriyorsunuz. Bu hukuksuzluk ikliminde tüzük maddesi göstermek, celladına kanun hatırlatmaya benzer.
Mesele çoktan CHP meselesi olmaktan çıktı. Mesele artık bir demokrasi meselesidir; halkın seçme ve seçilme hakkının elinden alınması meselesidir. Halkın bağrına bastığı, güvendiği liderlerin ve adayların seçimlere girmesinin önceden engellenmesi operasyonudur. Mesele, Türkiye'nin birinci partisinin yargı eliyle felç edilmesi, bitkisel hayata sokulmasıdır. Ve en önemlisi; ülkenin esas gündemi olan mutfaktaki yangının, derin yoksulluğun, iktidardaki şatafatın unutturulması operasyonudur!
Burada iktidarın asıl amacı CHP tabanını sosyolojik olarak ele geçirmek falan değil. CHP'nin kurumsal yapısını hukuken felç edebilirler. Siz içeride güya CHP’yi geri alırsınız; ama bir de bakmışsınız ki o hengamede zamanında kurultay yapılamadığı için, seçime girme hakkı kalmamış!
Bu yüzden bugün sorulması gereken birinci soru "CHP'yi nasıl geri alacağız?" sorusu değildir. Asıl soru, "Cumhuriyetçi iradeyi seçime nasıl sokacağız?" sorusudur.
Bu nedenle Özgür Özel yönetiminin bir B Planını acilen devreye sokması, artık tercih değil zorunluluktur. Hukuk mücadelesi ayrı bir koldan yürür ama birinci gündem olmamalı. Gerekirse yeni bir parti kurulsun ya da seçime girmeye hak kazanmış bir partinin bünyesinde toplanılsın.
Burada konuşulan şey CHP'den ve köklü mirastan vazgeçmek değildir. Bugün CHP'nin yaklaşık iki milyon üyesi var. Bunun 100 biniyle yeni bir parti kurulur. Kalan 1 milyon 900 bin üye CHP'de kalır. İlk demokratik kurultayda partilerini işgalcilerden geri alır. Bu süreçte, o 1 milyon 900 bin üye sahada yeni kurulan partiyle omuz omuza, organik bir bağla çalışır. Seçim hakkı riske atılmadan yola devam edilir.
GÜÇLÜ BİR YENİ YAPILANMA İÇİN
Burada 1980 öncesi CHP Gençlik Kolları MYK’dan arkadaşım Kadri Atabaş’ın dikkate alınması gereken bir önerisi var. (Kendisi aynı zamanda işgal altındaki Genel Merkez binasının mimarıdır.) Yeni partinin kuruluş ön koşulu olarak, tüm topluma açık, şeffaf bir hesap yapısı içinde 2 milyon vatandaşın 1000’er lira bağış yapacağı büyük bir kampanya başlatmak…
Bu, tek kalemde 2 milyar liralık bir bütçe demektir. Kadri Atabaş’a göre, Ekrem İmamoğlu için nasıl 15 milyon imza toplandıysa, 2 milyon kişilik bu hedef de hayal değildir. Böylesi organik ve şeffaf bir sermaye yapısı, hem harekete devasa bir alan açar hem de Cumhuriyete sahip çıkan milyonların fiilen sürece ortak olmasını sağlar. Türkiye siyasi tarihinin en büyük demokratik dayanışma hareketlerinden biri ortaya çıkabilir.
GERÇEK GÜNDEM
CHP’ye yapılan yargı darbesi ve CHP’nin partiyi geri alma mücadelesi Türkiye’nin gerçek gündemini ikinci plana attı. Nüfusun yüzde 80’ini yoksulluk sınırının altında. Savaştaki Rusya’da yıllık gıda enflasyonu yüzde 2.8, uyuşturucu kartellerin iç karışıklıklar çıkarttığı Meksika’da yıllık gıda enflasyonu yüzde 5 iken Türkiye’de yıllık gıda enflasyonu TÜİK’e göre yüzde 35… Mutfakta yangın var. Gençlerin gelecekten umudu kalmadı. İşsizlik büyük bir sorun. İktidarın ve yandaşların şatafatı gündem dışı…
Bugün Türkiye’de vergi sistemi tartışılmıyor. İnsanlar vergi ödüyor ama eğitim, sağlık gibi en temel haklar ve en temel devlet görevleri, piyasanın vahşi çarklarına bırakılmış durumda. Beşli Çete diye anılan müteahhit gruplarına verilen ihalelerde belgeler ortaya konarak kamunun zarara uğratıldığı net şekilde ifade ediliyor. Tüm bunlar, Hazine garantili ihaleler, madencilere peşkeş çekilen kapitülasyonlar konuşulmuyor. Muhalefet belediyelerine yönelik yolsuzluk iddiaları üzerinden her gün yeni bir algı operasyonu yürütülüyor. Zamanında meclis kürsüsünde ve miting meydanlarında elinde belgeler sallayarak “Beşli Çete” diye haykıran, “128 milyar dolar nerede” diye soran Kılıçdaroğlu o iddialarını unutmuş, iktidarın algı operasyonunda başrol oyunculuğu yapıyor.
TÜRKİYE’NİN BEKASI
Konu sadece CHP meselesi ve demokrasi meselesi de değil. Bu gürültü patırtı içinde güme giderek gözden kaçırılan en hayati mesele: Türkiye Cumhuriyeti’nin bekasıdır. Sömürge valisi gibi davranan ABD Büyükelçisi Tom Barrack’ın Türkiye için cumhuriyet rejimi yerine "merhametli bir monarşi" ve "Osmanlı Millet sistemi" önermesi tesadüf değildir. Bu tehlikeli tezi daha önce Cumhur İttifakı’nın unsurları zaten dile getiriyorlardı. Son olarak, CHP’nin başına bir hukuk darbesiyle çöktürülen Kılıçdaroğlu’nun da ağzından "Osmanlı coğrafyası" göndermelerini duymamız, hep aynı projenin, aynı merkezde buluştuğunun açık kanıtıdır.
Ulus devlet, laik cumhuriyet yapısı topyekûn bir tasfiye tehdidi altındadır. Cumhur İttifakı ve DEM Parti’nin, dışarıdan devşirecekleri yeni desteklerle referanduma bile gerek kalmadan anayasayı değiştirme, kurucu ilkeleri sulandırma gücüne ulaşma ihtimalini kimse hafife almasın.
Bakın geçen gün Çırağan Sarayında D-8 Zirvesi başlığı ile bir toplantı vardı. 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan ve Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan yan yana geldi. Bu grup kendilerine “muhafazakar” tanımlaması yapsa da Siyasal İslam geleneğinden geldikleri, herkesin malumu…
İşte tam da bu yüzden, Özgür Özel liderliğinde ayağa kalkacak o yeni yapının ideolojik omurgası zerre esnememeli, net olmalıdır. Atatürk ilkelerini, laikliği ve Cumhuriyetin kurucu değerlerini içtenlikle benimseyen, bugüne kadar dışlanmış tüm dürüst vatansever kadrolar bu yeni oluşuma davet edilmelidir.
CHP’nin tabelasını ve binasını kurtarmak elbette önemlidir ama bugün birinci öncelik değildir. Birinci ve ertelenemez öncelik; Cumhuriyetçi, laik ve üniter devlet yanlısı muhalefetin bu topraklardaki en güçlü iktidar alternatifi olarak dimdik ayakta kalmasını ve seçime eksiksiz girmesini sağlamaktır.
Çok Okunanlar
Halı sahada çıkan ve 4 ile sıçrayan kavgada 2 kişi öldü
'Kız meselesi' kavgasında kan aktı
Ünlü türkücü Ankara'da trafikte tartıştığı kişinin saldırısına uğradı
Hurda araç sahiplerinin beklediği düzenleme Meclis yolunda
Üniversite adayları TYT sınavını geride bıraktı
Alkollü içki markalarına yeni yasaklar geldi
Halit yarbayın TSK’ya dönüş maratonu
İsrail basını: Netanyahu, Lübnan'a yönelik saldırıları durdurma talimatı verdi
Otomobilin çarptığı refüjden kopan taşlar tramvayın camından girdi
2 milyon kişi 1000 lira verirse