Sosyal devletin temel görevlerinden ikisini hatırlatarak başlayalım. Yurttaşlarına eşit, parasız ve nitelikli eğitim sağlamak; sağlığa erişimi gelir düzeyine bağlı olmaktan çıkarmak. Türkiye bugün bu iki alanda da bir çöküş süreci yaşıyor.
Kamu hastanelerinde randevu almak ve sağlığa ulaşım neredeyse olanaksız hale geldi. Paran yoksa sağlık hizmeti almak bir mucize idi. Şimdi de “Paran yoksa doktor da olamazsın” dönemi başlıyor. Sağlık sistemi de bir süre sonra “Paran yoksa öl” sistemine dönüşecek.
Son olarak vakıf üniversitelerinin açıklanan yıllık eğitim bedellerine baktığımızda ise gelecek için hiç umut yok. Yıllık KDV dahil liste fiyatları 1 milyon 800 bin lira ile 3 milyon 740 bin lira arasında değişiyor. Türkiye’de ortalama bir vakıf üniversitesinde tıp okumanın yıllık maliyeti 42 bin ila 80 bin dolar bandına dayanmış durumda.
Hepsi değil ama ünlü üç dört vakıf üniversitesinin yıllık tıp fakültesi eğitim bedeli, dünyanın tıp devleri Harvard Medical School’un yıllık ücreti 72 bin dolar, Stanford’ın 73 bin dolarlık bedelinin üstünde.
İngiltere'de yerel öğrenciler için tıp eğitimi devlet tarafından sübvanse edilerek yıllık 9.790 £ (607.000 TL, 12.900 $) ile sınırlandırılmış. Türkiye’de vakıf üniversitesi ücretleri bunun 4-6 katı fazla. Türkiye’de yerli öğrenciler için istenen eğitim bedelleri, İngiltere’de yabancı (uluslararası) öğrenciler için uygulanan eğitim bedelleri ile yarışıyor.

Sosyal devlet olan Almanya’da ise Charité Berlin gibi dünya devi bir üniversitede tıp eğitimi sıfır TL (ücretsiz) iken; bizde tıp eğitimi tamamen rasyonellikten kopmuş, kontrolsüz bir rant ve piyasa aracı haline getirilmiş durumda. Sağlık ve eğitimin bu derece piyasalaştığı bir düzende, kamusal yarardan ve sosyal devlet ilkesinden bahsedilemez.
YETİŞMİŞ HEKİMİ KAYBET, ALTYAPISIZ FAKÜLTEYİ BÜYÜT
2002 yılında Türkiye’de yılda yaklaşık 7 bin 170 hekim mezun oluyordu. 2024–2025 öğretim yılında tıp fakültesi sayısı 124’e, toplam öğrenci sayısı 125 binin üzerine, yıllık mezun sayısı da 19 bine ulaştı. Rakamlara bakarsanız "büyük başarı" gibi sunuluyor!
Yeterli profesörü, doçenti, laboratuvarı ve hastane altyapısı olmadan açılan bu 120’den fazla tıp fakültesinde nasıl bir eğitim veriliyor?
Hacettepe, Çapa, Cerrahpaşa, Ege, Dokuz Eylül, Akdeniz, Trakya gibi geleneği ve akademik kadrosu olan köklü üniversitelerimizi dışarıda tutarsanız; yeterli akademik kadrosu, laboratuvarı ve uygulama hastanesi bulunmadan öğrenci kabul eden fakültelerde yetişen evlatlarımız ne yazık ki yetersiz altyapıyla sisteme dahil ediliyor. Geleneği olan tıp fakültelerindeki öğretim üyelerinin de büyük çoğunluğunun yakında emekliliği geliyor. Niceliği artırdık ama niteliği yok ettik!
Bir tarafta Türk Tabipleri Birliği (TTB) verilerine göre; yabancı dil bilen, nitelikli ve tecrübeli yıllık 2.700 ile 3.000 hekimimiz ağır çalışma koşulları ve liyakatsizlik yüzünden Batı’ya gitmek amacıyla “İyi Hal Belgesi” alıyor. İyi Hal belgesi alan hekimlerimizin ne kadarının yurt dışına yerleştiği hakkında elimizde kesin bir sayı yok. Ama İyi Hal Belgesi alanların sayısında patlama yaşanıyor. .
Bugünkü giriş ücretleri hiç artmasa bile, en pahalı vakıf tıp fakültelerinde altı yıllık öğrenim bedeli 450 bin dolara yaklaşıyor. Ücretlerin her yıl yeniden belirlendiği düşünüldüğünde ve ileriki yıllarda klinik eğitimlerine geçildiğinde gerçek toplamın bunun da üzerine çıkacağını söylemek abartı olmasa gerek.
Ailesi tıp eğitimi için yüz binlerce dolar ödemiş bir genç hekimin üzerine, daha mesleğe başladığı gün bu yatırımın karşılığını çıkarma baskısı bindiriliyor. Böyle bir finansman modeli hekimi kamu hizmetine değil, yüksek gelir sağlayan özel hastanelere ve yurt dışına yöneltiyor.
Böylece nitelikli uzman hekim yurt dışına gidiyor, parasını ödeyen özel sektöre kaçıyor; kamu hastaneleri ise yetişme süreçleri akademik krizlerle boğuşan tecrübesiz hekimlere ve tıkanan randevu sistemlerine mahkûm ediliyor.
Şimdi asıl anayasal ve iktisadi soruyu sorma zamanıdır:
Anayasa’ya göre Türkiye Cumhuriyeti "demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir." Sosyal devletin birinci görevi, yurttaşına parasız, eşit ve nitelikli sağlık hizmeti sunmaktır.
Eğer bu devlet;
• En nitelikli yetişmiş doktorunu yurt dışına kaptırıyorsa,
• Tabela üniversiteleriyle tıp eğitiminin içini boşaltıyorsa,
• Yurttaşını yıllık 3 milyon liralık vakıf üniversitelerine veya özel hastane patronlarının kucağına itiyorsa,
• Ve en temel insan hakkı olan sağlığa erişim bir ayrıcalık haline geldiyse...
Eğer toplanan trilyonlarca liralık vergi; ne nitelikli bir eğitimi ne de parasız ve ulaşılabilir bir sağlık sistemini finanse etmiyorsa…
O zaman soruyoruz: Biz vatandaş olarak bu vergileri neden ödüyoruz?


Çok Okunanlar
İran’dan Hazar Denizi'ndeki Ukrayna saldırısına sert tepki
YENİ Parti öncesi İstanbul ve Ankara anketinden çarpıcı sonuçlar
Süryani ve Ermeni vatandaşlarımız 'Allah Erdoğan'dan razı olsun' diyor
Cep telefonundaki kişiye el salladı, sonra dondurmacıyı öldürdü
Cumhurbaşkanlığı’nın Lozan 'Taslağı'... Özgür Özel’in Yeni Parti’si...
Yarı çıplak sokağa çıkan kadın daha sonra 3. kattan atladı
Paran yoksa tedavi olamıyordun, şimdi doktor da olamıyorsun
CHP'nin üye katılım töreninde 950 liraya figüran tutuldu
Rozet töreninde dikkat çeken isim, Şengül Yılmaz oldu
YENİ Parti'de '10 vekil istifa edecek' iddiası