Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,5919
Dolar
Arrow
43,6752
İngiliz Sterlini
Arrow
59,3927
Altın
Arrow
6943,0957
BIST
Arrow
10.729

Adresi çalınmış Atatürkçüler

Son günlerde özellikle, Atatürkçü kesimden, antiemperyalist çizgideki merkez sağ, merkez ve sol seçmenlerden CHP’ye yönelik eleştiriler artıyor. Eleştirilerin odağında ise CHP’nin Kürt seçmene yaranmak için PKK ve DEM parti ile aynı tonda bir Kürt Sorunu ve eşit yurttaşlık söyleminde bulunması. 

PKK’nın, DEM’in ve açılım sürecini destekleyen iktidar cephesinin Kürt Sorunu tanımı Lozan’ı hedefliyor. Açılım komisyonunda Türkiye Cumhuriyetinin taşıyıcı iki temel kolonu, ulus devlet ve laik devlet yapısı hedef alınıyor. 

Kürt sorununun temel nedeni orta çağdan kalan feodal yapılar, toprak ağalığı ve tarikat örgütlenmeleridir. CHP’nin bu sorunları görmezden gelerek, sınıfsal bağlamından kopararak,  Lozan’ı tartışmaya açanlara yol vermesi laik ve üniter devlet yanlısı büyük bir kitlenin hayal kırıklığıdır. 

Özgür Özel, CHP’yi eleştirenlere “Ayar vermeyin” diyor. Elbette ayar vermiyoruz, elbette CHP kendi politikalarını kendi belirleyecektir. Ancak ulus devlet ve laik devletin saldırı altında olduğu bir dönemde kurucu partinin devamı iddiasındaki partiden beklenen, Cumhuriyetin ilkelerine sahip çıkmaktı. Türkiye Cumhuriyetinin CHP’ye ihtiyacı vardı. Ama CHP’nin kaptan köşkünde yenilenme olmasına rağmen, geminin rotasında bir yenilenme yok. Siyasal İslamcılara, ayrılıkçı Kürtlere ve neoliberal düşünceye yaranma politikası devam ediyor. Hem bu politikalara devam edip hem de eleştirilere karşı “Ayar vermeyin” dersen, CHP’ye mecburen oy vermek zorunda hissedenlerden oy isteme hakkın da kalmaz.

YÜZDE 40 KARARSIZLAR NE ANLATIYOR?

Buradan şuraya geleceğim. Gelir dağılımındaki bunca bozulmaya rağmen, yapılan anketlerde CHP, AKP’nin ancak iki puan kadar önünde çıkıyor. Fakat, Türkiye’nin sorunlarını kim çözer sorusuyla yapılan araştırmalarda durum tam bir felaket.

En son iki ay kadar önce ASAL araştırma şirketinin yayınladığı araştırmaya göre, Türkiye’nin sorunlarını kim çözer? Yanıtlar şöyle:

Yüzde 36, hiçbir siyasi parti… (Bir yıl önce yüzde 40.2 )

Yüzde 23.2 AKP… (Bir yıl önce yüzde 20)

Yüzde 19.6 CHP… (Bir yıl önce 18.3)

Bu oranlar aslında kararsızların da oyunu gösteriyor. Ancak daha vahimi şu: Seçmen, sorunların çözümünde, sorunların kaynağı olan AKP’ye CHP’den daha fazla güveniyor. 

GİT DONDURMA SAT

Biz ekonomide çok sık bir cümle kullanırız. “Alınan ekonomik kararlarda herkesi memnun edemezsin. Birileri mutlaka o karardan zarar görür. Örnek olarak, faizleri artırırsan bir kesim memnun olur bir kesim zarar görür. O nedenle herkesi memnun etmek istersen, git dondurma sat.” 

Bu söz, Apple’nin kurucusu Steve Jobs'a aittir. Liderlik ve insanları memnun etmek üzerine söylenmiştir. Orijinali, "If you want to make everyone happy, don't be a leader. Sell ice cream." 

Türkçeye karşılığı, "Eğer herkesi mutlu etmek istiyorsan, lider olma. Git dondurma sat." 

Ekonomide "acı reçeteyi" birileri öder; siyasette ise bir çizgiyi savunmanın bedeli, o çizgiye karşı olanları karşınıza almaktır. 

Liderlik, belirli ilkelere bağlı kalarak duruş sergilemektir. CHP’den beklenen duruş, kendilerinin iddia ettiği gibi kurucu parti olarak cumhuriyetin kuruluş felsefesine, Atatürk İlke ve Devrimlerine, Atatürk’ün bilimi önceleyen tam bağımsız, antiemperyalist, laik, halkçı, özgür bireylere ve yurttaşların eşitliğine dayanan milliyetçi (ulusalcı), kamucu duruştur. 

Dondurma satıcılığı, laik ve ulus devlet karşıtları siyasal İslamcılar ile ayrılıkçı Kürtlere aynı anda şirin görünmeye çalışmaktır ki, bu da omurgasız bir siyasettir.

HERKESE AYNI ANDA ŞİRİN GÖRÜNMEK MÜMKÜN MÜ?

Geçmişte herkese aynı anda şirin görünmenin başarılı olduğu örnekler var. Buna siyasette “Büyük Çadır Stratejisi” deniyor. " (Big Tent) veya "Catch-all Party" kavramı, Alman siyaset bilimci Otto Kirchheimer tarafından, ideolojik keskinlikleri törpüleyip toplumun her kesiminden oy devşirmeyi hedefleyen partiler için kullanıldı.

Kirchheimer, ikinci dünya savaşı sonrası, 1954 yılından itibaren Avrupa’da yükselen refah devletleri ve buna bağlı olarak gelişen seçmen davranışlarını gözlemledi ve 1966 yılında bu kavramı ortaya attı. 

Savaş sonrası refah devletinin yükselişiyle birlikte, sınıfsal keskinlikler azalmaya başlamıştı. Seçmenler partilere din, sınıf, ideolojik aidiyetlere göre değil kim daha iyi hizmet eder kriterine göre oy veriyordu.

Bu gibi durumlarda ideolojik söylem bir kenara atılır, lider ön plana çıkartılır. Parti üyelerinin politika belirleme üzerindeki etkisi azalır. Belirli bir kesim yerine, toplumun farklı güç odaklarıyla (iş dünyası, sendikalar, sivil toplum) aynı anda ilişki kurulur.

Kirchheimer Büyük Çadır Stratejisini ortaya attıktan sonra da şu uyarıyı yapıyor. “Bu strateji başarı getirebilir. Ancak bunun bir bedeli vardır. Bu bedel, muhalefetin yok olmasıdır. Eğer tüm partiler merkeze yığılıp birbirine benzemeye başlarsa, seçmen gerçek bir alternatif bulamaz.”  

CHP’nin stratejisi, Kirchheimer’in 1966’da ortaya attığı Büyük Çadır Stratejisi ise bir daha gözden geçirmelerini öneririm.

1950’lerin Avrupası’nda olduğu gibi, savaş sonrası yıkılan bir coğrafyada yeniden oluşturulan refah devletlerinden söz etmiyoruz. 1980 darbesinden sonra oluşan atmosferde Turgut Özal’ın Dört eğilimi bir araya getiren Büyük Çadır Stratejisi o günkü konjonktürde başarı kazandı. Ama sonrasında ANAP diye bir parti kalmadı.

Bugün 1954’li yıllardan sonraki Avrupa atmosferi de 1980’li Yıllardaki darbe sonrası Türkiye atmosferi de yok. Toplum 24 yıldır yürütülen politikalar sonuncunda karpuz gibi ikiye bölünmüş durumda. Laik ve ulus devlet taraftarları ile Federe İslam Devleti taraftarları arasında çok keskin bir ayrılıktan söz ediyoruz. Etnik yapı ve inanç ayrımı yapılmaksınız, "yurttaşların eşitliği temeline dayalı laik bir toplumsal ve siyasal yapı" ile" etnik ve dinsel kimlikler üzerine dayalı toplumsal ve siyasal yapı" arasındaki büyük çelişkiye dikkat çekmeye çalışıyoruz.

Eğer ana muhalefet partisi; hem bölücü odakları, hem laiklik karşıtı siyasal İslamcıları, hem de Atatürkçü tabanı aynı anda memnun etmekte ısrarcıysa, onlara Steve Jobs’un tavsiyesine uymalarını önermekten başka çare kalmıyor: Gidip dondurma satsınlar. Hatta bir adım daha ileri gidip, ellerindeki belediye olanaklarıyla bolca bedava çikolatalı dondurma dağıtabilirler. 

ADRESİ ÇALINMIŞ ATATÜRKÇÜLER 

Siyasette kararsızlar, ilgisiz ya da apolitik kişiler olarak tanımlanır. Türkiye’de bu oran yüzde 10’lar seviyesinde idi. Türkiye’nin sorunlarını kimse çözemez inancındaki yüzde 40, esasında bir seçmen kararsızlığı değil. Mevcut siyasal yapının umut vermemesi üzerine ortaya çıkan bir tepkidir. Türkiye’de her daim kararsızlar olmuştur ama yüzde 40 büyük bir tepkidir.  Ekonomide yoksulluğun yaygınlaşması, adalet duygusunun yok olmasına rağmen yüzde 40’lık seçmen kitlesinin muhalefete yönelmemesinin altındaki sorunu iyi analiz etmek gerekir.

CHP, Atatürk’ün kurduğu bir parti idi. 1980’de kapatıldı. 1992’de Deniz Baykal tarafından aynı adla yeniden kuruldu. Bu CHP ile o CHP aynı mı bilemiyorum. Herkesi “Büyük Çadıra” davet edersen, o çadırı daimi ikametgah olarak kullananların adresini de elinden alırsın. Türkiye’nin sorunlarını kimse çözemez diyen, kararsız kalan yüzde 40 civarındaki umutsuz seçmenin çoğunluğu, “Adresi çalınmış Atatürkçüler” olabilir.

Belki de bu yüzde 40 seçmenin önemli bir bölümü, aslında evine girmek isteyen ama kapının kilidinin değiştirildiğini gören asıl ev sahipleridir.