Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4850
Dolar
Arrow
44,4973
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7512
Altın
Arrow
6806,2388
BIST
Arrow
10.729

Hukuk yoksa yağma sermayesi gelir

Bölge İdare Mahkemesinin Mutlak Butlan kararı ve Yüksek Seçim Kurulunun Anayasa’nın amir hükümlerine rağmen kendi varlığını da inkar edecek şekilde bu karara yol vermesi, şeklen var olan sandık demokrasisinin de artık sona doğru geldiğinin bir göstergesi. Sadece bununla da sınırlı değil. İktidarın Dikte Ettirdiği Hukuk Modeline ve Yeni Ekonomik Modeline de işaret ediyor. Osmanlının son dönemlerindeki gibi Yarı Sömürge Ülke Modeli…(1)

İçeride ve dışarıda olağanüstü şartların olmadığı durumlarda bile şu değerlendirme hiç abartılı değil. Türkiye, dış borcu yüksek olan bir ülke... Her sene önemli miktarda dış açık (cari açık) veriyor. Döviz bulmak için, dünyada en yüksek faizi ödeyerek sıcak paraya muhtaç durumda. Bu nedenle sürekli yurt içinden yurt dışına kaynak transfer ediliyor.  Ayrıca sürekli artan bütçe açıkları nedeniyle Hazinenin faiz ödemeleri de her yıl bütçedeki payını artırıyor. Yurttaşlara verilmesi gereken hizmetlerden, sosyal devlet harcamalarından kısılıyor. Yurt içinde de yoksuldan üst gelir gruplarına gelir transfer ediliyor. Yoksulluk artıyor.

Bu dengesiz yapı, içeride ve dışarıda ortaya çıkan olumsuz koşullar nedeniyle zaman zaman daha da ağırlaşıyor. 

Geçtiğimiz yıl İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarına yapılan yargı operasyonunun neden olduğu ekonomik maliyetlerin faturasını hala ödüyoruz. 

Son birkaç aydır ABD-İsrail koalisyonunun İran’a saldırması sonucunda petrol piyasasında yaşanan gelişmeler, Türkiye’nin cari açığında çok ciddi artışlara neden oldu ve cari açıkta artış devam edecek. 

Ekonomide bu baskılar varken ve İran Savaşının baskısı devam ederken, yandaş kalemlerden haberler uçmaya başladı. Önce “Mutlak Butlan Davası hakkında karar verildi. Ancak ne zaman açıklanacağı belli değil.” Aradan kısa bir süre geçti. “Mutlak Butlan Davası Cuma günü akşam piyasalar kapandıktan sonra açıklanacak..”

Yandaş basında bu tür yazılar çıkarken, birçok ekonomi yazarında da şu görüş egemendi: Merkez Bankası rezervlerinin durumu malum. Enflasyonla mücadele programı çalışmıyor. Faizlerin düşürülmesi bir yana artırılması gündemde.Türkiye’nin doğrudan yabancı sermayeye ihtiyacı var. İmamoğlu operasyonun maliyeti malum… Böyle bir ortamda siyasi-hukuk operasyonu yapılamaz.

44 yıllık gazetecilik hayatımda Türkiye için çıkardığım en önemli ders şu:

“Burası Türkiye abicim, her an her şey olabilir.”

Ayrıca yabancı sermaye konusunda da birçok iktisatçı arkadaşların pek vurgu yapmadığı bir konuya sık sık değinirim. Bir örnek, 20 Temmuz 2025 tarihinde 12 Punto’daki, “Sömürge ekonomisi isen hukuk olmadan da yabancı sermaye gelir…” yazısı.

Ben de böyle bir operasyonu Temmuz ayından önce, özellikle NATO toplantısından önce beklemiyordum. İlk iki günlük etkiler şimdilik sınırlı. Türkiye’nin risk puanı CDS 20 baz puan artışla 261’e çıktı.  Merkez Bankasını izleyen finansçılar, döviz kurundaki yükselişi önlemek adına Merkez Bankasının iki günde 15 milyar dolara yakın rezerv sattığını söylüyor.

SÖMÜRGE EKONOMİSİ İSEN HUKUK OLMADAN DA YABANCI SERMAYE GELİR 

İç ve dış konjonktürün, ekonomi ve dış açıklar üzerine bu kadar baskı yaptığı bir dönemde böylesine bir kararın alınması üzerine,  “Sömürge ekonomisi isen hukuk olmadan da yabancı sermaye gelir…” görüşümü özetlemekte yarar var. 

Hemen hemen bütün iktisatçılar, ekonomik kalkınma ve gelişmişlik düzeyi için, demokrasi ve hukuk standartlarının çağdaş dünya seviyesinde olması gerektiğini söylerler. Özellikle sermaye ve teknoloji birikiminin yetersiz olduğu ülkelerde, bu açığın doğrudan yabancı sermaye girişleri ile kapatılması için, hukuk ve ekonomik istikrar (enflasyonsuz bir ülke ve alınan ekonomik kararların şeffaflığı) büyük önem taşır.

Türkiye için, şöyle bir gözlemde bulunuyorum. Hukuk olmadan da yabancı sermaye gelir. İleride iktisat tarihçileri daha net değerlendirecektir. Türkiye ekonomide yeni bir evreye geçiş yapmak üzere… Osmanlı’nın son dönemindeki gibi kapitülasyonlara dayalı yarı sömürge bir ekonomi…

“Hukuk olmadan da yabancı sermaye gelir” derken kastettiğim evre budur.  Bu evre artık Türkiye Cumhuriyetinin yarı sömürge-sömürge ekonomisine dönüşme evresidir. 

Türkiye, artık dünya ekonomisinde, işbirliği yapılacak, iş ortağı olacak bir ülke olmaktan çıktı, madenleri, doğal kaynakları sömürülecek bir ülke olarak görülmeye başlandı.

Yeri gelmişken şunu da belirtelim. Yabancı sermayenin kar transferi başkadır. Komünist Parti ile yönetilen Çin’de de yabancı sermaye kâr transferi yapar. Yüksek faizle döviz bulup (sıcak para) ekonomiyi çevirmek ayrı bir sömürü mekanizmasıdır. Her ikisinde de, yurt içinde bir katma değer yaratılır. Sömürge ekonomisi bambaşka bir mekanizmadır. Ekonomide katma değeri yoktur. Ülke kaynakları yağmalanır, sadece imtiyazları dağıtan yönetim kademesinin zenginleşmesini sağlar.

Türkiye’nin ekonomideki çarklarını döndürmek için dövize ihtiyacı var. Yüksek faizle bulunan döviz, ayrı bir sömürü düzeniydi. Artık bu yolla bulunan döviz de yetmiyor.  Duvara tosladık. Hukuku sorgulamadan, tek adam rejimini kendisine dert etmeyen yabancı yatırımcılara ihtiyacımız var. Yeni bir alan ve yeni bir yatırımcı türü lazım…

Bulunan çözüm can yakıcı. Madenlerimiz ne güne duruyor?

Trump’ın yakın arkadaşı, fahri iç işleri bakanı petrolcü, madenci iş adamı Harold Hamm diye bir dolar milyarderi var. 14 Mart 2025’te Harold Hamm’ın şirketi Continental Resources ile Enerji ve Kaynaklar Bakanlığı arasında detayları açıklanmayan bir anlaşma imzalandı. Ardından İmamoğlu operasyonu yapıldı. 23 Mayıs 2025 tarihinde, Amerikalı Fox News televizyonunun muhabiri, Trump’ın arkadaşı, fahri iç işleri bakanı petrolcü, madenci iş adamı Harold Hamm’a sordu. 

“Bir yatırımcı olarak, Türkiye’den endişe ediyor musunuz?”

Hamm’ın yanıtı, Türkiye’nin ne hale geldiğini çok net gösteriyor:

“Demokratik olmayan ya da bir dereceye kadar demokrasinin var olduğu ama yeterli olmadığı ülkelerde böyle şeyler olur. Bilirsiniz, muhaliflerinizi hapse atarsınız ve onların icabına bakarsınız. Endişelenmiyorum."

Hukuk olmadan da,  büyük imtiyazlar verirseniz, kapitülasyonları hortlatırsanız, yabancı sermaye koşa koşa gelir.

Tarihte hammadde satarak zenginleşmiş bir ülke yoktur. Fütursuzca maden ruhsatı dağıtılması, hammaddelerin ve doğal kaynakların yağmalanması dönemi, tam bir yarı sömürge-sömürge ülkesi dönemine geçiştir.

Sömürge ekonomisi özelliklerine geçiş tespitinde bulunurken, bu döneme bir de diplomasi ve dış ilişkiler üzerinden bakalım. ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve aynı zamanda Suriye özel temsilcisi, Lozan’ı hedef alıyor, Sevr’i örnek gösteriyor, laik ve üniter bir cumhuriyet yerine Türkiye için Osmanlı Millet sistemi övgüsünde bulunuyor. Büyükelçi mi sömürge valisi mi belli değil.

VE BLACKROCK

28 Şubat 2026’da ABD ve İsrail, İran’a saldırdı. Savaşın hemen bir ay sonrasında dünyanın en büyük fonu olan BlackRock’un CEO’su Larry Fink, 27 Mart’ta Dolmabahçe Sarayında Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar da vardı.

Merkez Bankası rezervlerinin durumu, savaşın ekonomiye baskısı ortadayken, ana muhalefet partisi CHP’ye böylesine bir hukuk operasyonunun neden olacağı olası ekonomik kırılganlıklar ile yabancı fon ilişkileri, gündeme “Acaba” sorusunu getiriyor.

(1) Dönemin ünlü sosyologlarından Werner Sombart, Berlin Üniversitesi doktora derslerinde Osmanlı İmparatorluğu için şu satırları not etmektedir. “Osmanlı İmparatorluğu, tipik bir yarı-koloni örneğidir. Bir zamanlar üç kıtaya yayılmış haşmetli bir imparatorluk, endüstri devriminin ekonomik ve sosyal koşullarına ayak uyduramadığı için, bugün geri kalmışlığın bütün illetleri ile malül olarak emperyalist devletlerin elinde tam bir parçalanma ve kokuşma halinde can çekişmektedir. Dr. Serdar Şahinkaya, Devrime Doğru İlk Adım, Mustafa KemalPaşa’nın Halkçılık Programı. Telgrahane Yayınları…