Zafer haftasını doyasıya kutlayalım. Gurur duyalım. Her fırsatta Atatürk’ü anlamaya çalışalım. Yaşasaydı bugün nasıl düşünürdü diye beyin fırtınası yapalım. Biraz kendimize iğne, Atatürk’ün kurduğu parti CHP’ye de çuvaldız batıralım.
İkinci dünya savaşından sonra 1947’den itibaren Atatürk’ün bağımsızlık ilkesini unuttuk, Aydınlanma Devrimlerinden, kendi kaynaklarına dayalı planlı kalkınma modelinden vazgeçtik. Önce ABD’nin Marshall Planı ve Truman Doktrinine, ardından NATO’ya üye olarak emperyalizmin kucağına oturduk. Aydınlanma Devrimlerinin en önemli ayağı eğitimde, Köy Enstitülerini kapattık, eğitimi Fulbrihgt anlaşmasıyla ABD ideolojisi ve kültürüne terk ettik. O tarihten bugüne karşı devrim adım adım Türkiye’yi kuşattı. AKP dönemi ile birlikte, emperyalizmin güdümündeki karşı devrimci siyasal İslam ile ayrılıkçı Kürt hareketi çok büyük mevziler elde etti. Kendi ifadelerine göre, Atatürk Cumhuriyetini yıkım sürecinde artık son düzlükteler.
Bu ülkenin kurtarıcısı ve kurucusu GMK Atatürk, hedef olarak çağdaş uygarlık seviyesini aşmayı gösterdi. Hukuku, sosyal yapısı, gelir dağılımı ve birçok alanda çağdaş uygarlık seviyesi benim ölçülerime göre Kuzey Avrupa’dır. Bu standartları sağlamak için de AB üyesi olmak şart da değildir. Ayrıca AB’nin kendi emperyalist emelleri için Türkiye’de rejimin kendisini koruyan sigortaların yok edilmesinde yaptığı baskı ve lobi faaliyetlerini, bugün Türkiye’yi bataklığa saplayan AKP iktidarına verdiği desteği de asla unutmam.
Büyük Zafer haftasında önerim, AB’ye girmeden de çağdaş uygarlık seviyesi ne ise ona odaklanacak politikaları tespit etmek, 21’inci Yüzyıl şartlarında Atatürk ilke ve devrimlerini hayata geçirmeye çalışmaktır.
Ben çağdaş uygarlık seviyesi olarak Kuzey Batı Avrupa’yı görüyorum. Bir başkası ABD’yi, bir başkası dünyanın yükselen yıldızı Çin’i görebilir. Bu tartışılır. Ancak olması gereken yurtta sulh cihanda sulh ilkesine sıkı sıkı sarılmak ve bağımsızlığı koruyabilmektir.
Temel ilke, Çağdaş uygarlık seviyesini aşmak, toplumun refahını artırmak için, Atatürk’ün ilkelerine sahip çıkmak ve Atatürk’ün Aydınlanma Devrimlerini bir doğmaya hapsetmeden O’nun gibi sürekli devrimci kimliğimizi korumak görevimizdir.
ATATÜRK’ÜN İLKELERİ VE ALTI OK
Atatürk ilkeleri, Altı Ok’la ifade edilir. 1927 CHP Kurultayında Cumhuriyetçilik, laiklik, halkçılık ve milliyetçilik kabul edildi, 1931 kurultayında devrimcilik ve devletçilik ilkeleri eklendi. 1933 Yılında CHP’nin simgesi olarak Köy Enstitülerinin kurucu babası İsmail Hakkı Tonguç tarafından Altı Ok olarak amblem haline getirildi. 1937’de de Anayasa’ya girdi.
Bana göre Altı Ok’un en büyük talihsizliği bir partinin amblemi olarak ifade edilmesidir. Sonradan çok partili döneme geçildiğinde, sadece bir partinin ilkeleri olarak algılanmıştır. Oysa Altı Ok bir partinin değil, Cumhuriyetin kuruluş felsefesidir. Çok partili dönemde, içeriği tartışılmadan ret edilmeye çalışılmıştır. Bu ret süreci öyle bir hale geldi ki, günümüz CHP’sinin üst yönetimi bile Altı Ok ilkelerine sahip çıkamıyor.
Yukarıdaki paragrafta ifade ettim. Atatürk’ün ilkelerini bilimin ışığında yorumlamak, 21’inci yüzyıl şartlarında tartışmak ve bir doğmaya hapsetmeden sürekli devrim prensibiyle yaşatmalıyız.
O zaman önce Altı Ok’a bakalım.
Cumhuriyetçilik: Bugün hala tartışılamaz, yoruma muhtaç değildir. Bu saatten sonra bir aile ya da hanedana saltanat mı verilir?
Laiklik: Günümüz dünyasında demokrasi için, insan hakları için, çağdaş hukuk için, insanların özgürlüğü için asla ve asla taviz verilemez. Bugün çok ağır bir saldırı altındadır. CHP’nin Altılı Masa sürecindeki özgürlükçü laiklik gibi sinsi ve saçma bir söyleme ortak olması ve bunu hala ret etmemesi affedilir gibi değildir.
Halkçılık: Sosyal devlet ve adil gelir bölüşümünün temelini oluşturur. Osmanlı, Avrupa’daki gibi sınıf çatışmalarına sahne olmadı. Çünkü işçi sınıfı yoktu. Köylü ise padişahın kulu ve tebaasıydı. Osmanlı, iç çelişkiler sonucu değil, dış çelişkiler sonucu, emperyalizmin saldırısı sonucu yıkıldı. Yerine kurulan cumhuriyet de, Marks’ın öngördüğü sınıf çatışmaları sosyolojisi üzerine değil, dönemin Durkheim, Bougle, Duguit gibi düşünürlerin iş bölümü kuramına göre sosyolojik yapılanmayı, sınıfsız toplum söylemini tercih etti. Ancak Gazi Mustafa Kemal’in daha Cumhuriyet kurulmadan 13 Eylül 1920’de Meclise sunduğu Halkçılık beyannamesi, anti kapitalist ve anti emperyalist ruh taşır. Bugün dumura uğramış devletçilik ilkesi, sağlanan sanayileşme, kapitalistleşme süreci ve aşırı bozulmuş gelir dağılımı sonucunda, Durkheim’ın öngördüğü uzlaşmaya dayalı iş bölümü ve sınıfsız toplum kuramının geçerliliği artık kalmamıştır. Ancak Halkçılık ilkesinin antiemperyalist ruhu, adil gelir bölüşüm ruhu ve sosyal devlet ilkelerinden taviz verilemez.
Milliyetçilik: Bugün laiklikle birlikte en çok saldırı altında olan ilkedir. Atatürk milliyetçiliğinde ırk ve din reddedilir. Atatürk’ün 1924 Anayasasında yer alan vatandaşlık tanımı çok net. Bu tanımda "Türkiye ahalisine, din ve ırk farkı gözetilmeksizin vatandaşlık itibarıyla Türk denilir." Bu tanımlama mevcut anayasada değişikliğe uğrasa da yine ırk ve dini vurgu yok. "Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk'tür."
Atatürk’ün milliyetçilik ilkesine ve bu ilke üzerine kurulmuş ulus devlet ilkesine, Siyasal İslamcılar da, ayrılıkçı Kürtler de, emperyalist güçler de saldırıyor. Ne yazık ki CHP, bırakın savunmayı, CHP üst yönetimi ve Cumhurbaşkanı adayı E İmamoğlu, “eşit vatandaşlık” söylemleriyle, açılım komisyonunu meşrulaştırmasıyla, Atatürk’ün milliyetçilik ilkesine saldırıyor. Anayasanın 10’uncu maddesi açık. “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür”
CHP üst yönetimi eşit vatandaşlık derken, bu maddenin farkında mı değil? Evet bugün yasalar karşısında herkes eşit değil, Sorumlusu, Atatürk milliyetçiliği değil, AKP iktidarının muhaliflerine düşman hukuku uygulaması, kendi yandaşlarının tüm hukuksuzluklarını görmezden gelmesidir.
Devletçilik: Atatürk’ün ekonomik kalkınma hamlesinde en güçlü olduğu yan. Sovyet tipi bir devletçilik değil. Ancak, tamamen ekonomiyi piyasaya bırakan liberal bir tercih de değil. Devletin, ekonomik bağımsızlığı gözetilerek, kendi kaynaklarına dayalı, planlı kalkınma modeli. Cumhuriyetin kuruluş döneminde, özel sektör ve sermaye birikimi de yok. Yatırımlar devlet tarafından yapılacak. Ancak küçük girişimler ve özel sektör de desteklenecek. Özel sektörü desteklemek için, 1924 yılında İş Bankası kuruldu, 1930 yılında sanayi teşvik planı da yapıldı. Devlet-kooperatifçilik- özel sektör girişimciliğine dayalı bir karma ekonomik model uygulandı. Bugünün dünya ekonomik konjonktüründe belki de en çok yorumlanacak ilke devletçilik… Bana göre, Türk özel sektörü hala dünya ölçeğinde rekabet edebilecek cüssede değil. Yine devlet öncülüğünde, ama özel sektör dinamizmi ve rekabet gücünü kullanan, kooperatifleri ön plana çıkaran karma ekonomik modele ihtiyaç var diye düşünüyorum. Olmazsa olmaz şartlar, planlı kalkınma, gerçekçi bir vergi düzeni, her alanda iyi yetişmiş insan gücünü önceleyen eğitim sistemi ve tüm bunlarla birlikte planlanmış bölgesel kalkınma ve kentleşme modelleri… Elbette Halkçılık ilkesinde belirtildiği gibi adil bölüşüm ve güçlü sosyal devlet.
Devrimcilik: Bir gün Yakup Kadri Atatürk’e sorar. “Paşam, sizin ve devrimlerin ideolojisi nedir?” Yanıt çok nettir. Devrimler bir ideolojiye sıkıştırılırsa, bir doğmaya sıkıştırılırsa, durağanlaşır. Cumhuriyetin çağdaş uygarlık seviyesini aşması için doğmaya değil, sürekli devrimlere ihtiyacı vardır.
İKİ ALTIN ANAHTAR
Gazi Mustafa Kemal Paşa, sürekli devrim için bize çok önemli iki altın anahtar veriyor. “Hayatta en hakiki yol gösterici bilimdir. Bir gün benim söylediklerim ile bilim çelişirse, benim söylediklerimi değil, bilimi tercih edin.”
İşte bu sürekli devrimciliktir. Bu sürekli çağdaş uygarlığı aşmanın yoludur. Ve devrimin en önemli ilkesi ve diğer altın anahtarı da, yine Atatürk’ün ifadesi ile “Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir.”
Atatürk’ün ilkelerini günümüz şartlarında Türkiye’de yeniden egemen kılmak için tartışırken, bu iki altın anahtar önümüzdeki kilitleri açacaktır.
Zafer Bayramımız kutlu olsun.
Çok Okunanlar

Sanat dünyasında taciz iddiaları gündeme gelmeye devam ediyor

Üniversitede 15 yaşındaki kızı kafasından vurdu

Genç kızların eğlencesi kabusa dönüştü

Köylü ve ahtapot

Kurultay davasına sayılı günler kala çarpıcı Kılıçdaroğlu iddiası!

Türkiye’nin kuruluş paradigmasında özerklik var mıydı?

Atatürk ilkeleri ve Altı Ok: Kendimize iğne, CHP’ye çuvaldız

Belediye personeline 'Konsere zorunlu katılım' baskısı

Türk Kürt kardeş mi?

30 Ağustos: Kurşun yağmurundan ürkmeyenlerin zaferi