ABD Başkanı Trump’un, Venezüella Devlet Başkanı Maduro ve eşini yatak odasını basarak kaçırması, büyük bir haydutluk örneğidir. Maduro’nun otoriter bir başkan olması, dünyanın en zengin doğal kaynaklarına sahip olmasına rağmen halkın sefalet içinde yaşadığı bir gerçektir. Ancak bunların hiçbiri Trump’a bir ülkeye savaş açma / dolaylı darbe yapma yaptırma / ülkeyi bombalayıp başkan kaçırma hakkı ve meşruiyeti vermez.
Trump’ın haydutluğundan sonra, Türkiye’de kimi arkadaşlar, kendisine “Sosyalist” dediği için Maduro’dan mağdur bir kahraman çıkarmaya çalıştılar. Maduro mağdur da değil, kahraman da değil.
Bu olaydan sonra olası gelişmeleri hesap etmek ve dersler çıkarmak gerekiyor.
İkinci Dünya Savaşından sonra kurallara dayalı bir dünya düzeni tesis edildi. Bu yeni düzende ABD doları dünya rezerv para birimi olarak kabul edildi. Bunu sağlamak için eş anlı olarak IMF, Dünya Bankası ve Birleşmiş Milletler, 4 yıl sonra da NATO kuruldu. Son 20 yılda Çin’in ekonomideki yükselişi ABD emperyalizmini ve özellikle de dünyanın rezerv para birimi doların tahtını sarstı.
ABD’nin esas sıkıntısı doların rezerv para birimi statüsünü yitirmesi... Çin’in geliştirdiği CIPS (Sınırlar Ötesi Ödeme Sistemi) gibi alternatifler, sadece bir teknik altyapı değil, doların “yaptırım silahı” olma özelliğini elinden alan dijital bir zırhtır. ABD finans çevrelerinin ve Trump’ın uykularını kaçıran, Çin’in oluşturduğu bu finansal zırhtır. Bu konunun detaylarına bir başka yazıda girelim.
Doların tahtının sallanmaya başlaması üzerine, ABD emperyalizmi kendi kurduğu kurallara dayalı düzeni terk etmeye başlamıştı. Son Venezüella olayı ve “gerekirse Grönland’ı asker kullanarak alırım” mesajı ile de, bu düzeni resmen yıktığını ilan etti.
Daha önce yazmıştım. Nasıl İngiliz Sterlini 1’inci Dünya Savaşından sonra, 1931’de önce Altın Standardını tek edip İkinci Dünya Savaşından sonra tahtını ABD dolarına bıraktıysa, doların tahtan inmesi de, mağlubunun ABD olacağı büyük bir savaş sonrası gerçekleşecektir. Sanırım artık dünya oraya doğru gidiyor.
Artık emperyalist ve güçlü devletler diledikleri gibi diledikleri yere saldıracaklar. Dünya Barışı, 1.Dünya Savaşı öncesine, hatta çok daha gerilere, Antik dönem şartlarına doğru gidiyor. Bu durumda her ülkenin iç cephesi, uluslararası ittifaklar kadar, belki de daha fazla önemli.
Trump haydut, ama Maduro da mağdur ve kahraman değil. Çünkü kendi ülkesinin iç cephesini dağıttı. Bolivar’ın bağımsızlık ruhunu çökertti. Ülkede hukuk, demokrasi ve özgürlükler ciddi anlamda geri gitti. Baskı rejimi kurdu.Liyakatsiz yöneticiler ile devletin, ordunun ve kurumların gücünü zayıflattı. Rüşvet ve yolsuzluklar ile toplum çürüdü.Dünyanın en büyük petrol ve altın rezervlerine, verimli tarım alanlarına sahip olmasına rağmen, halk yoksulluk ve sefalet içinde.
Maduro, liyakatsiz kadrolarla sadece devleti değil, ekonominin şeffaflığını da yok etti. Unutulmamalıdır ki; bir ülkede yolsuzluk varsa, gelir dağılımı iyice bozulmuşsa, o ülkenin iç cephesi ekonomik olarak zaten delik deşiktir. Venezüella’da olan tam da buydu.
Toplumdaki çürüme, ABD emperyalizmi için de bulunmaz bir fırsat oldu. Birçok ülkede olduğu gibi, muhalefeti de dizayn etti. Venezüella’daki muhalefet de Bolivar’ı unuttu, ulusal kimliğini kaybetti Amerikan mandası isteyen bir muhalefete dönüştü. Bütün bunlar ABD emperyalizminin saldırısını kolaylaştırdı. Tıpkı Irak’ta, Suriye’de olduğu gibi, Venezüella’da ordu direnemedi, aksine ABD ile işbirliği yaptı.
Maduro, gerçek bir antiemperyalist olsa, demokrasiyi ve halkın refahına önem verse, ABD Venezüella’ya yine saldırırdı ama ele geçirebilir miydi bilinmez. Bir ülkeye saldırmak ve işgal etmek kolaydır ama tutunmak zordur. Üstelik ABD tarihinde bunun örnekleri de vardır. Afganistan’ı Sovyetler de işgal etti ABD de… İkisi de tutunamadı. Keza Vietnam… ABD, saldırdığı ülkelerdeki işgalini artık kendi askerleri ile değil yerli işbirlikçileri ile sürdürüyor. Irak’ta, Suriye’de olduğu gibi…
GERÇEK ANTİ EMPERYALİST TAVIR
İç cephenin güçlü olması için, gerçek bir antiemperyalist olmak için Maduro’yu mağdur olarak görmemek, Maduro gibi olmamak gerektiğini söylemek isterim.
Maduro’nun ABD emperyalizmini kolaylaştırıcı politikalarını hatırlatınca, bu hatırlatmayı, Trump’ı meşrulaştırmak gibi algılayanlara, “antiemperyalist tavır nedir” konusunda bir örnek vereceğim.
Osmanlı’da başkent İstanbul, İngilizlerin liderliğinde İngiliz, Fransız, Yunan askerlerinin işgali altındadır. Güneydoğu’da Fransızlar, Güney’de İtalyanlar, Batı’da Yunanlılar toprakları işgal etmiştir.
Mustafa Kemal Paşa TBMM Başkanı olarak Eylül 1920’de Meclise Halkçılık Beyannamesi sunar. Beyanname Kasım 1920’de kabul edilir. Halkçılık Beyannamesinin başlangıç bölümü önemlidir. Bugünkü Türkçesi ile: “Asırlardır Türk milletini ezen iki zalim güç vardır. Bunlardan biri saltanat, diğeri de kapitalizm ve emperyalizmdir. Türkiye Büyük Millet Meclisi, Türk Milleti adına, kendisine zulmeden bu iki güçle de mücadele edecek orduya sahiptir.”
Özetle, Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın TBMM’ye sunduğu ve TBMM’nin de kabul ettiği bu beyanname diyor ki; “emperyalist güçler ülkeyi işgal etti. Ama Saltanat da mağdur değil. Mağdur olan Türk milleti…”
Antiemperyalist tavır budur. Olaydan mağduriyet çıkarmak yerine halkçı bir direnişi örgütlemektir.
Kurallara dayalı bir dünya düzenin son bulduğu, Büyük Ortadoğu Projesinin Türkiye’yi parçalama aşamasına geldiği bu günlerde Venezüella olayından çıkarılacak dersler budur.
Demokrasi ve hukuku askıya almayacaksın. Halkı sefalete sürüklemeyeceksin. Milleti birbirine düşürmeden siyaset yapacaksın.
Soru şudur: Ortada hem ABD emperyal gücünün, hem PKK terör örgütünün talep ettiği ve Meclisin de “komisyon” kurarak tartışmaya değer gördüğü bir açılım süreci vardır. Bu süreçte başlayan tartışmanın ilk maddesi Lozan’dır. Türkiye Cumhuriyeti’nin ulus devlet ve laik yapısı özellikle mecliste tartışmaya açılmıştır. İktidarı ve muhalefeti ile Meclisin, Türkiye Cumhuriyetinin tapusu olan Lozan’ı tartışmaya açma yetkisi var mıdır? Lozan’ı tartışmaya açan siyaset kurumu iç cepheyi kurabilir mi? Yoksa seçmen iradesine başvurmanın zamanı geldi de geçiyor mu?
Çok Okunanlar
Galatasaray-Fenerbahçe derbisine 'yağmurluk' damgası
Apo’cular Barzani’ciler!..
İç cephe çökerse haydut kapıya dayanır
Ekolojik Paradigma!
Orduevi
Gazeteler, Fenerbahçe'nin Süper Kupa zaferini nasıl gördü?
Otel müdürü isim verdi! 'Hepsi o gece oteldeydi'
Şehit ailesini otobüse almayan şoföre silahlı saldırı
Gazeteciler arasında 'yüzde 50' ve Mansur Yavaş gerginliği
Gazeteci Fatih Ergin yeniden gözaltına alındı