Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,3958
Dolar
Arrow
44,7018
İngiliz Sterlini
Arrow
59,1249
Altın
Arrow
6419,4481
BIST
Arrow
10.729

Savaş mutfağa sıçradı, rezervler eriyor, NATO İle ilişkiler işkillendiriyor

Savaş dördüncü haftasını doldurdu. Bu yazı üç ayrı başlıkla üç ayrı yazı olabilirdi. Ama hepsi ABD-İsrail ittifakının İran’a saldırmasıyla patlak veren savaşla ilgili… Savaş Türkiye’ye sıçrar mı endişesi var. 

Savaş, Türkiye’nin tarlasına, mutfağına sıçradı.

Para piyasaları diken üstünde…  Son bir ayda 16 milyar dolar civarında sıcak para gitti. Savaş para piyasalarına sıçramasın diye Merkez Bankasının rezervleri 39 milyar dolar eridi. 

Trump, NATO’ya ağır eleştiriler yöneltirken, Türkiye’ye güzellemeler yapıyor, Türkiye’nin, NATO ile Adana’da kolordu karargâhı, İstanbul Boğazında deniz unsur komutanlığı kuracağı açıklanıyor. NATO’nun dağılması konuşulurken NATO ile ilişkilerin geliştirilmesi savaşın fiilen Türkiye’ye sıçraması riskini gündeme getiriyor.

Bu esnada, dünyanın en büyük fonu Amerikan BalckRock’un CEO’su Türkiye’de Cumhurbaşkanı ve ekonomi yönetimi ile görüşüyor.

Hepsi ayrı bir yazı konusu ama hepsi iç içe geçmiş birlikte değerlendirilecek gelişmeler… 

ÖNCE MUTFAKTAN BAŞLAYALIM

Savaşın petrol ve doğalgaz fiyatlarının yanı sıra gübre fiyatlarına da ağır etkisi oldu. Son bir ayda Türkiye’de en çok kullanılan üre gübresindeki artış yüzde 60’ı buldu. Daha bu girdiler tarladaki üretim maliyetlerine yansımadan, çarşıda, pazarda, mutfakta yangın büyüyor.

İktisatçı İbrahim Kahveci  X hesabında paylaştı. İstanbul halinde yaş sebze fiyatları son bir ayda ortalama yüzde 47 arttı. Halde 200 lira olan biber pazarda 300 lira… Halde 65 lira olan marul pazarda 100-120 lira… Üstelik sadece İstanbul’da değil.  Ben de İzmir fiyatlarına baktım. 

Köy Biberi İzmir Halinde, son bir ayda 120 liradan 190’lira gelmiş. Yüzde 58 artış. Aynı biber, İzmir’de büyük bir zincir markette 270 lira. Domates cinsine göre bir ayda yüzde 75 ile yüzde 100 arasında artmış. Market satış fiyatı kilosu 100 lira ile 200 lira arasında değişiyor. 200 liraya domates ve 300 liraya biber mi olur?  

Tarlaya gübre artsan, büyük maliyet fiyatlara yansıyor. Gübre atmasan, üretim düşecek, bu kez ürün kıtlığından fiyatlar yükselecek. Geçtiğimiz yıl hem kuraklık hem don kuraklık vardı. Bu yıl yağışlar arttı ama mazot gübre derken, tarım ürünleri fiyatları aldı başını gitti.

Şöyle bir sıkıntı var. Müthiş bir enflasyonist baskı oluşuyor. Bizim ekonomi yönetiminin ve Merkez Bankasının enflasyonla mücadele stratejisi faizi yükseltmek, böyle dönemlerde de merkez bankası döviz rezervlerini satmak. Ama mutfakta çıkan bu yangın ve gıda enflasyonu, parasal tedbirlerle, faizi indir, faizi bindir politikaları ile önlenemez. Tarıma çok ciddi destek ve teşvik vermek gerekir. Ancak plan geleneği olmayan ekonomi yönetiminin, herhangi bir plana ve programa dayanmadan vereceği destekler ve teşviklerin pek işe yarayacağını söylemek güç.

GELDİKLERİ GİBİ GİTMİYORLAR

Savaşın birinci ayı dolarken, Merkez Bankası olası bir paniği önlemek ve dövizin yükselmesini frenlemek için son bir ayda 39 milyar dolar sattı.  Son bir yılda döviz rezervlerimizdeki artış, yüksek faiz nedeniyle gelen sıcak para ve Merkez Bankasındaki altınların değerinin artmasından kaynaklanıyordu. Şimdi savaşla birlikte, sıcak para kaçıyor, altının değeri düşüyor. 

Merkez Bankası döviz rezervlerini satarak piyasaya müdahale ediyor. Sadece dolar satmakla kalmıyor. Kasasındaki altınların bir kısmını satarak bir kısmını da swap yoluyla dövize çevirerek piyasayı kontrol altında tutmaya çalışıyor. 

İktisatçı İris Cibre’nin X paylaşımındaki tabloya göre, Merkez Bankası’nın altın rezervi 27 Şubat-19 Mart arasında 571.2 tondan 512.9 tona geriledi. Altın rezervindeki 58.4 tonluk azalmanın 28.4 tonluk kısmı satıştan, 30 tonluk kısmı da altın karşılığı swap yapılmasından kaynaklanıyor.  

Bu müdahalelerle döviz piyasalarında panik çıkması önleniyor. 

Bir yangın çıktığında itfaiyeciye su tasarrufu yap, suyu harcama diyemiyoruz. Savaş nedeniyle de piyasalarda istikrarı sağlamak için Merkez Bankasının rezerv satmasına itiraz edemez miyiz?

Bu konu tartışmaya açık. “Rezervler böyle günler için” diyenler de var, “Bir miktar rezerv satabilirsiniz, ama elinizde faiz silahı da var. Bu politikayla kaçan sıcak paranın getirisini yüksek tutuyorsunuz” eleştirileri de var. 

Son bir ayda yabancılar (sıcak para), 19 milyar dolarlık tahvil ve hisse senedi sattılar. Türk lirası ile sattıkları bu değerlerin karşılığında Merkez Bankasının yükselmesine izin vermediği doları iyi fiyattan alıp gittiler.  

Kimi iktisatçılar kaçan sıcak para için, “Geldikleri gibi gidiyorlar” diyor. Hayır, geldikleri gibi gitmiyorlar.

Merkez Bankasının ısrarla kuru sabit tutma politikası sayesinde geldiklerinin üzerine eşek yüküyle faiz kazancı alıp gidiyorlar. Sıcak para kaçıp giderken, bizim Merkez Bankamız da, döviz piyasası üzerinden çıkışı kolaylaştırıp getiriyi yüksek tutmalarını sağlıyor. Gittiğiniz gibi tekrar geri gelin diyor. (Tıpkı geçtiğimiz yıl 19 Mart’taki İmamoğlu operasyonunda olduğu gibi…  O operasyonun ekonomiye faturasının milyarlarca dolar olduğunu da hatırlatalım.)

Oysa Merkez Bankası savaşla birlikte, faizleri bir ya da iki puan yükseltse, kur üzerindeki baskıyı biraz kaldırıp kontrollü artışa izin verse; sıcak para kaçışı bu boyutta olmaz, kaçacak olan da kazancından fedakârlık ederek giderdi.

TRUMP, NATO VE BLACKROCK

Sıcak para ve Merkez Bankası döviz tartışmaları yapılırken, hafta sonunda da İstanbul’da Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Ofisinde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ev sahipliğinde,  Dünya Ekonomik Forumu (WEF) Türkiye Ülke Stratejisi toplantısı vardı.  Toplantıda dünyanın önde gelen şirketlerinin üst düzey yöneticileri, Türkiye'nin ekonomi yönetimi ve ekonomi bürokrasi bir araya geldi. Toplantıdan sonra, 14 trilyon dolarla dünyanın en büyük fonu BlackRock’un yöneticisi Larry Fink ile Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Mehmet Şimşek görüştü. Bu görüşmenin detayları basına yansımadı. 

Dünya piyasalarında gelişmekte olan ülkelerden sıcak para ve fonlar kaçarken, BlackRock’un Türkiye’de doğrudan Cumhurbaşkanı ile görüşmesi, piyasa için olumlu sinyaller verebilir. Sonuçlarını en kısa sürede finans piyasalarında görebiliriz. Ama esas soru şu:  Ne karşılığında? 

Bu karmaşa ortamında Türkiye ile NATO ilişkilerinde önemli birliktelikler kuruluyor. Geçtiğimiz hafta Adana’da NATO Müşterek Kolordu Karargâhı kurulmasının planlandığı ortaya çıkmıştı. En son olarak da Emekli Amiral Cem Gürdeniz, dün X hesabından paylaştı. Milli Savunma Bakanlığının 24 Mart’taki açıklamasına göre, İstanbul Boğazının girişinde, Anadolu Kavağında bir NATO Unsur Komutanlığı kurulması planlanıyormuş.  Cem Gürdeniz’e göre, Türkiye’nin Karadeniz’de Rusya’yı doğrudan karşısına alabilecek bir NATO deniz unsurunu İstanbul Boğazı girişine konuşlandırması, stratejik denge açısından son derece riskli bir adım… Yine emekli amiral Mustafa Özbey de, bu gelişme üzerine X hesabından önemli bir değerlendirme yaptı: 

 “Trump’ın  NATO’yu kötülerken Türkiye’ye güzellemeler yapması, hayra alamet değildir. Hele İstanbul Boğazında böyle bir yapı, Rusya’ya karşı ABD’nin kurduğu tuzaktır. Akıl tutulması yaşıyoruz.”

Alman Savaş gemilerinin İstanbul’dan Karadeniz’e çıkması sonucunda Osmanlı, Birinci Dünya Savaşına katılmak zorunda kalmış ve nihayetinde dağılmıştı. Üçüncü Dünya Savaşı’nın telaffuz edildiği bir dönemde NATO’yu İstanbul Boğazı’na yerleştirmek!

Tarihin tekerrüründen korkuyorum. Düşünmek bile istemiyorum.