Türkiye’miz kurumlarıyla, toplumsal yapısı, siyaseti ve ekonomisiyle çoklu bir çürüme ve çöküş yaşıyor. 20. Yüzyılın başında atalarımızın İstiklal Savaşı vererek kurduğu devletimiz, göz göre elimizin altından kayıp gidiyor.
Toplumun birçok kesiminden Türkiye’nin kuruluş dönemi ilkelerine ve felsefesine dönmesi talepleri yükseliyor. Değerli dostum Prof. Dr. Gökhan Çapoğlu’nun ifadesi ile “Atatürk Cumhuriyetini yeniden kurmak…”
Geçmişte çok daha zor koşullarda başarmıştık, şimdi de başarabiliriz. Yarını planlarken, geçmişi ve yaşadığımız dönemi gerçekçi analiz etmek gerekiyor.
Türkiye, 20. Yüzyıla 1923 Cumhuriyet Devrimiyle girdi. İstiklal savaşı, yeni bir devletin siyasal kuruluşu ve sıfırdan bir ekonomik kalkınma ile bezenmiş müthiş bir başarı öyküsüydü bu. Cumhuriyet, bu müthiş öyküden yüz yıl sonra Karşı Devrimin ağır saldırısı karşısında ayakta durmaya çalışıyor. Neler oldu da Türk toplumu, kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyet’ine ve Aydınlanma Devrimlerine sahip çıkamadı?
Karşı Devrim, Lozan’ı hazmedemeyen, Sevr’in devamını hayata geçirmek isteyen emperyalizmin büyük bir projesidir. Birinci Dünya Savaşı sonrasında, dünyayı yeniden şekillendirmeye çalışan emperyalist devletlerin, bağımsız Türkiye Cumhuriyeti ile hesaplaşma hamlesidir.
Amaç, Türkiye’nin askeri ve siyasi gücünün kontrol edilmesidir. Amaç, emperyalizmin boyunduruğundaki yarı sömürge Osmanlı’dan sonra ortaya çıkan Türkiye Cumhuriyetinin, emperyalizme muhtaç olmadan kendi kaynakları ile başardığı sanayileşme ve kalkınma hamlesinin önlenmesidir. Amaç, Orta Doğu coğrafyasında, halkının çoğunluğu Müslüman olan bir ülkenin modern hukuku temel alan laik bir cumhuriyete dönüşmesinin, diğer ülkelere örnek olmasının önlenmesidir.
Dünya yeniden şekilleniyor. NATO’nun geleceği tartışılıyor. NATO üyeliği, Türkiye’nin Atatürk ilkelerinden sapıp karşı devrime teslim olmasının önemli bir kilometre taşı olduğunu unutmamamız gerekiyor. Avrupa NATO’suz yeni bir güvenlik mimarisi planlıyor. Avrupa güvenlik mimarisinin içinde Türkiye’nin yeri ne olacak? Kore Savaşına asker göndererek ve NATO’ya girerek yaptığımız hatayı, bu kez Avrupa Güvenlik Mimarisi içinde yer alarak bir kez daha tekrar etmeye çok yakınız. Avrupa, bu güvenlik yapılanmasını, tehdit olarak gördüğü Rusya’ya karşı kuracaktır. Türkiye’nin bu yapı içinde yer alması, Rusya’ya karşı düşman bir kampta bulunması anlamına gelecektir.
KARŞI DEVRİMİN DÖRT ÖNEMLİ KİLOMETRE TAŞI
Yarını planlarken, Karşı Devrimin geçmişte; ekonomide, savunma ittifaklarında ve eğitimde gerçekleştirdiği ve büyük ölçüde de başarıya ulaştığı hamleleri iyi kavramak zorundayız. Geçmişten ders çıkarmak ve geleceği tasarlamak için bu konuyu çok önemli buluyorum.
Karşı Devrimin Ekonomideki, savunma sistemi ve eğitimdeki 4 Önemli Kilometre taşını şöyle sayabilirim:
BİRİNCİ DARBE. TOPRAK REFORMU VE KÖY ENTSİTÜLERİNİN ENGELLENMESİ: Birinci ve en önemli darbe 1945 yılında Çiftçiyi Topraklandırma Yasasının (Toprak Reformunun) kadük hale getirilmesi ve 1946 yılından itibaren de Köy Enstitüleri’nin işlevsizleştirilmeye başlaması ve 1954’te de tamamen kapatılmasıdır. Nüfusun yüzde 80’ini kırsalda yaşamaktadır ve Cumhuriyetle, Aydınlanma Devrimleri ile daha henüz tam tanışmamıştır. Bu darbe ile nüfusun önemli bir bölümünün ümmetten millete, padişahın kulluğundan Cumhuriyetin özgür bireylerine geçiş süreci ağır bir darbe almıştır. Cumhuriyetin en sağlam temeli olacak olan “Ulus ve Yurttaşlık Bilincinin” oluşması sakatlanmıştır.
İKİNCİ DARBE: TRUMAN DOKTRİNİ-MARSHALL PLANI-FULBRİGT-NATO:İkinci ve en önemli darbe ABD ile imzalanan 1947 Savunma Anlaşması Truman Doktrini ve ardından gelen Marshall Planıdır. Türkiye kendi kaynakları ile kalkınmayı hedefleyen üçüncü sanayi planını çöpe atar. Marshall Planı ve ABD’li iktisatçı Thornburg’un hazırladığı rapor benimsenerek sanayileşmeden vaz geçen, tarımı ve karayollarını önceleyen plan (Verner Planı) hazırlanır. Ekonomi, emperyalizmin güdümüne girmeye başlamıştır.
1947 yılına kadar dış ticaret açığı vermeyen Türk ekonomisi, bu tarihten itibaren sürekli dış açık vermeye başlar. 1950’de NATO’ya başvurulur ancak kabul görmez. Kore’ye asker gönderilir ve 1952’de NATO üyeliği gelir. NATO üyeliği ile artık bağımsız Türkiye’den söz etmek olanaksızdır. Bir çok NATO ülkesinde olduğu gibi Pentagon’un kontrolünde Derin Devlet oluşmaya başlar. Bu süreç de, önceki karşı devrim hamlesi gibi CHP tek parti iktidarı ile başlamış, Demokrat Parti iktidarı ile perçinlenmiştir.
Bu süreçte, eğitim sistemi de, Fulbright Anlaşması ile ABD’nin kontrolüne verilmiş, bu eğitim sistemi ile Atatürk’ün ilke ve devrimlerinin genç nesillere ve halka anlatılması sulandırılmış Türk tarihi saptırılmış, toplumsal kültürün oluşmasında ABD çıkarları gözetilmiştir.
ÜÇÜNCÜ DARBE. 4.PLAN- 24 OCAK - 12 EYLÜL 1980:Türkiye, 1978 yılında ekonomide tekrar Atatürk’ün ilkelerini hatırladı. Başbakan Bülent Ecevit, DPT Müsteşarı da Prof. Dr. Bilsay Kuruç’tur. 1947 yılında çöpe atılan “Türkiye’nin kendi kaynakları ile kalkınması ve yatırım malları sanayilerine öncelik vermesi” ilkesine dönmesi hedeflenir. Bu amaçla, 4. Beş Yıllık Kalkınma Planıhazırlanır. Plana karşı, IMF, Dünya Bankası ve Türk özel sektörünün girişimleri sonucunda hükümet düşürülür. Dünya Bankası adına bu girişimleri yürüten kişi de tanıdık bir isimdir. Daha sonraları tekrar Türkiye’ye gelen Kemal Derviş.Derviş – Robinson Raporu ile plan çöpe atılır. Yerine 24 Ocak Kararları gelir. 24 Ocak Kararlarının arkası da 12 Eylül 1980 askeri darbesidir.
Türk ekonomisi sanayileşmesini tamamlayamadan iç pazarını tamamen dış pazara açar. 1947’de başlayan ekonomideki dış açık verme hastalığı 1980’den sonra kronikleşir. Ancak bu açıklar 2000’li yılların başına kadar kontrol edilebilir seviyededir. Eğitimde devletin resmi ideolojisi, Atatürk ilkelerinden tamamen kopar, Türk İslam sentezine dönüşür.
DÖRDÜNCÜ HAMLE. REKABET GÜCÜNÜN YOK OLMASI, ÇOKLU KURUMSAL ÇÖKÜŞ SÜRECİ: Karşı Devrimin en büyük dördüncü hamlesi, 2001 Krizi ve 2003 Kasım seçimleri ile gelir. 2001 yılında Kemal Derviş tekrar sahnededir. Bu kez sessiz sedasız bir Dünya Bankası memuru olarak değil, kurtarıcı rolündedir. 2001 yılında IMF’in önerdiği, Kemal Derviş’in hayata geçirdiği program meyvelerini vermeye başlar. Ekonomik göstergeler, Türkiye’nin krizden çıktığına işaret eder ama refahın halka yansıması henüz başlamamıştır. İşte tam bu süreçte iktidar ortağı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli erken seçim ister. Ekonomik krizin etkisi ile birçok parti barajı aşamaz. AKP toplam oyların yüzde 25 civarı, geçerli oyların yüzde 35 civarı ile mecliste yüzde 65 çoğunluk sağlar. Süreç içinde muhalefet partilerinin de Atatürk ilke ve devrimlerine sahip çıkmadığını, aksine muhafazakârlaşmaya başladığını da not edelim.
İki yıllık bir süre için uygulanması gereken IMF ve Kemal Derviş programı, sıcak paraya ağır bedeller ödenerek Merkez Bankasının döviz rezervlerini artırmayı hedefliyordu. Ve ekonomideki dengelerin sağlanmasından sonra bitirilmesi gerekiyordu. Bol dövizin verdiği rahatlık nedeniyle, program 2008 yılına kadar uygulandı. Bu program sonucunda Türkiye’nin, tarımda ve sanayideki rekabet gücü yok oldu. Kronikleşen ama kontrol edilebilir dış açıklar artık kontrol edilemez seviyeye geldi. Ülke, kamu kesiminden özel sektöre kadar dış borç batağına saplandı. Başta ekonomi olmak üzere savunma ve dış politikada dışa bağımlılık had safhaya ulaştı. 2008 sonrasında uygulanan ekonomi politikaları ile toplum yoksullaştırıldı, orta sınıf ortadan kalktı. Eğitim, sağlık hizmetleri çöktü. Yargı bağımsızlığı, hukukun üstünlüğü, laiklik ilkeleri, ortadan kalktı, anayasanın süslü cümleleri olarak kaldı.
Bu dört hamle sonucunda, Türkiye, yarı sömürge ülke görünümüne girdi, ekonomide ve beraberinde dış politika ve savunmasında bağımsızlığını tamamen yitirdi.Bu ekonomik saldırı; Karşı Devrimin dış politika, savunma, hukuk ve toplumsal yapıdaki tahribatları ile birleşince Türkiye Cumhuriyeti’nin ciddi bir beka sorunu ortaya çıktı.
YARINI KURMAK İÇİN…
Eğer Türkiye Cumhuriyetini yeniden Gazi Mustafa Kemal Atatürk ilkelerine göre kurmayı hedefleyeceksek, karşı devrim sürecinden almamız gereken dersler bunlardır.
NATO’yu ve Avrupa Güvenlik mimarisini tartışırken de…
Yeni anayasa tartışırken, yurttaşların eşitliği ile eşit yurttaşlık tanımlamaları arasındaki temel farkı kavramaya çalışırken de…
Laik devleti, ulus devleti, demokratik devleti, hukuk devletini ve sosyal devleti konuşurken de…
Gerçek anlamda bir ekonomik kalkınma modelini ararken ve adil bir bölüşüm ilkesi ile yurttaşların refahını nasıl artıracağımızı planlarken de…
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün temel ilkelerini ve düşünce yapısını Yirmi Birinci Yüzyılın şartlarına taşıyacağız.
Aydınlanma Devrimlerinin temel kolonlarına göz attığımızda, bir strateji dehasının bakış açısıyla yarınları daha net öngörebiliyoruz. Çözümü de buradan esinlenerek arayacağız.
Çıkış yolu için önce bir siyasi irade ve seçmenin siyasi tercihi gerekiyor. Bunu yapabilecek unsur ise siyasi parti örgütlenmesidir. Türkiye, mevcut siyasi partileri ile bu ilkeleri benimseyen siyasi parti ve kadrolarına sahip midir? Bu sorunun yanıtını ben veremiyorum. Siz okuyuculara bırakıyorum.
Atatürk ilkelerini hangi zaman dilimine taşırsanız taşıyın, zamandan ve mekandan bağımsız olan iki altın anahtar vardır.
Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir…
Elbette gelişen dünyada ekonomide karşılıklı işbirlikleri önemlidir. Başta hammadde ve teknoloji olmak üzere her ülke bir şekilde başka bir ülkeye bağımlı olabilir. Ama burada önemli olan bağımlı olduğunuz konuyu kontrol edebilmektir. Ve en önemlisi de antiemperyalist karakteri korumaktır. Ekonomide bağımsız olmayan (bağımlılıklarını kontrol edemeyen) ülkeler, savunmada da, dış politikada da bağımsız kalamazlar. Özellikle yüzyıldan fazla süredir gündemde olan ve günümüzde bir çatışma coğrafyasına dönen Doğu Akdeniz ve Orta Doğu şartlarında emperyalist güçlere boyun eğip jeopolitik değerlerinden taviz vermek zorunda kalırlar.
Hayatta en hakiki mürşit bilimdir. Benim sözüm ile bilim çelişiyorsa, benim dediğimi değil bilimi esas alın.
Teknolojideki çok hızlı atılımlar, dünyada ülkeler arasında da sınıflar arasında da dengeleri değiştiriyor. Üretim ilişkilerinin, devletlerin, toplumların, sınıfların, toplumsal iş bölümünün, bireylerin, kentlerin kısacası her şeyin hızla değişeceği “Gelecek”, teknolojideki büyük ve hızlı atılımlarla beklenenden daha hızlı geliyor.Devleti yeniden inşa ederken ve ekonomiyi şekillendirirken, yarınları düşünüp planlayıp mutlaka yeni arayışlar içinde olacağız.
Son 40 yıldır dünyada egemen olan neoliberal sistem başka bir sisteme dönüşecek. Ne olacağı pek belli değil. Ama ufukta iki yol görülüyor. Ya devasa teknoloji şirketlerinin sadece pazarda değil, devlet yönetimlerinde dolaylı değil doğrudan egemen olduğu “Dijital Faşizm” ya da kalkınmayı ve adil bölüşümü önceleyen “Devlet Kapitalizmi…” (Devlet kapitalizminin daha sonraki aşamada, yeni bir komünizm modeline evrilme olasılığı, Merkezi Planlama ve Yapay Zeka çağında fiyat mekanizmasıyla birlikte ele alınması gereken ayrı bir yazı konusudur. Daha sonra bir deneme yazısı yazmak için ajandama not ediyorum.)
ÜÇ EKSENDE KÖKLÜ DÖNÜŞÜM
Türkiye’nin yeniden ayağa kalkması, ancak üç temel eksende köklü bir dönüşümle mümkündür:
Birincisi, ekonomik bağımsızlıktır.
Kendi kaynaklarına dayanan, bilim temelli, planlı bir kalkınma modeli kurulmadan; üretim ekonomisine geçmeden ve adil bölüşüm sağlanmadan gerçek bir bağımsızlıktan söz edilemez.
İkincisi, hukuk devletidir.
Güçler ayrılığına dayalı, laik ve demokratik parlamenter sistem; sadece bir tercih değil, Cumhuriyetin varlık şartıdır.
Üçüncüsü, kurumsal yeniden inşadır.
Temel insan hakları ve kamusal mülkiyet hakları yeniden tanımlanmalıdır. Devletin tüm yapısı, insanı ve yurttaşların eşitliğini merkeze alan bir anlayışla yeniden kurulmalıdır. Ulus devlet ilkesinden vazgeçilemez.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Hayatta en hakiki mürşit bilimdir” sözü, yalnızca bir ilke değil, bir devlet aklıdır.Bilim ve aklın rehberliğinde, sürekli devrimcilik anlayışıyla hareket etmek, Cumhuriyet’i geleceğe taşımanın tek yoludur.
Çok Okunanlar
Trabzon'da hafif sıklet maçında Türk ve Rus boksör arasında kavga
İstanbul'da metro tünelinde su sızıntısı: Seferler değişti
Osimhen'de son söz hakem Yasin Kol'da olacak
Donald Trump'a silahlı saldırı girişimi
Nisan ayında yapılan son ankette dikkat çeken tablo
Suriye’yi 'aldık' da kimlere kaptırdık?!
Köy otobüsüne bombalı saldırı: 14 ölü, 38 yaralı
Yavaş'tan belediyelere yönelik operasyonlara karşı tarihi çağrı!
Türkiye neden çöktü, nasıl yeniden kurulur?
Yaşlılıkta bakım sigortası geliyor