Bu da oldu… Son iki hafta içinde hem Anayasa Mahkemesi’nin kararının alt mahkeme tarafından uygulanmadığını gördük hem de “kararları tartışmasız” olan Yüksek Seçim Kurulu’nun yok sayıldığını…
Peki; Anayasa’nın 79’uncu maddesine göre astığı astık, kestiği kestik YSK’yı “takmayan” kurumu duydunuz mu?
Duymadınızsa ben söyleyeyim:
Yargıtay…
Yargıtay Başsavcılığı dün öyle bir görüş bildirmiş ki anayasal bir kurum olan Yüksek Seçim Kurulu’nu adeta buruşturup çöpe atmış…
***
Olayı biliyorsunuz:
Anayasa Mahkemesi, Türkiye İşçi Partisi (TİP) Milletvekili Can Atalay hakkında ‘hak ihlali’ olduğuna karar Verdi.
Bu durumda Atalay’ı tahliye etmesi gereken İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi topu taca attı ve dosyayı Yargıtay 3. Ceza Dairesi’ne gönderdi.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da dün Yargıtay Ceza Dairesi’ne mütalaa sundu.
Atalay’ın tutukluluğunun devam etmesini talep etti.
Buna gerekçe olarak 'soruşturma ve kovuşturmaya milletvekili seçilmesinden önce başlanması' gösterildi.
Bu nedenle Atalay'ın yasama dokunulmazlığından yararlanamayacağını iddia etti.
***
Benim Basın Yayın Yüksek Okulu’nda dört yılda okuduğum 12 hukuk dersinden öğrendiklerim bile, bu mütalaanın hukuka aykırı olduğunu bana söylüyor!
Bu mütalaaya sıradan bir vatandaş olarak iki itirazım var:
Bir: Anayasamızın 79. Maddesine göre YSK’nın kararları kesindir. Yani tartışılamaz, itiraz edilemez, bozulması istenemez. Sırf bu yüzden YSK’nın “mühürsüz oyların sayılması” gibi saçma sapan bir kararı bile hayata geçirilmedi mi?
Bu karar olmasaydı belki de siyasi hayatımızın kaderi değişecekti. Peki; şimdi nasıl oluyor da Yargıtay, üyelerinin çoğu kendi bünyesinden çıkmış hakimlerden oluşan YSK’nın kararını yok sayıyor?
YSK’nın “seçimlere girmesinde hiçbir sakınca bulmadığı ve adaylaştırdığı” Can Atalay’ın, “dokunulmazlık zırhına bürünemeyeceğini” yani seçilmiş sayılamayacağını iddia ediyor?
Bu, en hafif deyişle, YSK’ya hakarettir,
Bu anayasal bir kurumu “korkuluk” yerine koymaktır.
Tartışılamaz denilen kararlarını yok saymaktır.
Yani haddini aşmaktır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı gibi bir hukuki kurumun, başka bir hukuk kurumunu katletmesidir.
***
İki: Hayatında hukuk fakültesinden içeri adım atmamış ortalama bir vatandaş bile bilir ki; bir kişi, mahkeme tarafından suçlu bulununcaya kadar masum sayılır.
Buna da “masumiyet karinesi” denir.
Bu temel hukuk kuralı bu kadar net bir şekilde ortadayken Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, adeta hukuk cinayeti işlercesine diyor ki, “Atalay’ın tutukluluğu devam etmelidir. Çünkü soruşturma ve kovuşturmaya milletvekili seçilmesinden önce başlanmıştır!”
Haydaaa…
Masumiyet karinesi açık!
Cezalandırma işlemi ancak sanığın hakkındaki suçlamanın kesinleşmesinden sonra başlayabilir…
Adli sistemimizin en tepesindeki Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise, bunu soruşturmanın başladığı güne çekiyor…
***
Kimse kusura bakmasın ama bunca skandal gelişmeden sonra içimden şu sözleri haykırmak geliyor:
Hukuka güvenmek istiyorum ama buna hukukçular engel oluyor!
Çok Okunanlar
Ekip aracında çocuğu istismar eden polis için Danıştay kararı
Tedesco’nun Bologna macerası kötü başladı
Alabora olan geminin kaptanlıyla ilgili ortaya atılan vahim iddia doğrulandı!
'Öfke kontrolü' sıkıntısı mı var?
GTA 6 için Rockstar’dan dikkat çeken karar
KKTC liderinin sözlerinin hangisi doğru?
Hainler, satıcılar her yerde: Demokrasilerde de bol bol var
Özgür Özel'den 'Yeni Anayasa' açıklaması İnce'ye 'turşu' yanıtı
ABD’de çoğunluk Trump’tan memnun değil
TIR dorsesinde yakalanan Arif Kocabıyık'tan ilk açıklama