Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,8175
Dolar
Arrow
43,9489
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7412
Altın
Arrow
7049,6950
BIST
Arrow
10.729

Batı’nın 'Adnan Hocaları': Epstein ile örtülen ne?

Ortada giderek derinleşen bir kriz var. Yalnız Türkiye ve yakın çevresinde değil, parçası olduğu Avrupa’da da durum nitel bir farklılık arz etmiyor. Zaten biraz da o nedenle 1913-14 ikliminden söz edilmiyor mu?

Bir çaresizlik...

Öyle ve bu çaresizliği yönetenler bizzat bağırıyor zaten. 2026 ile birlikte yoğun bir iklim değişikliğine tanık oluyoruz. Siyasette. Krizin derinleşmesiyle birlikte çare bulduklarını sananlar “müesses nizam” içinde iktidar koltuğuna oturabileceklerini düşünüyorlar. Aşırı sağ denilen çevreler bunlar.

Lider ülke ABD’nin sallandığını görüyoruz. Avrupa’nın hegemon ülkesindeki iktidar elitleri adına Başbakan Friedrich Merz, ki tam bir Atlantikçidir, ABD liderliğinin sarsıldığını ilan etti. Siyasi terbiyesi bu netlikle ifade etmesine izin vermemiş olabilir, ama söylemek istediği şuydu: Artık küresel sorunları tek başına sırtlayabilecek, dünya kapitalizmini yönlendirebilecek güçte bir ABD liderliği yok. Ama yerine hiçbir ülkenin geleceği de yok. Belki Çin, o da Rusya desteğiyle ve BRICS üzerinden, fakat maocu/ilerici gelenek bazı frenleriyle sahne almış durumda. Her şeye izin vermiyor.   

Gerçi uluslararası siyasette 110 yıl önceki tehlikeli gelişmeyi andıran sürtüşmelere tanık olduğumuzu belirttik, ama II. Dünya Savaşı’nda yaşanmış bazı sahneler veya “karşılaşmalar” da yok değil.

Neyi mi ima ediyoruz?

GÜNÜMÜZÜN LENİNGRAD KUŞATMALARI: YENİDEN Mİ? 

Şunu: Rasyonel ve bilimsel olan geri çekiliyor, sahneyi her türlü metafizik, saldırgan büyüksenmeler, temelsiz güç gösterileri kaplıyor. Yani, ortada, bu yeni gericilik çağında, Gazze, Venezuela ve Küba’ya yönelik kuşatmalara, işlenen cinayetlere bakınca, aklımıza Leningrad kuşatması geliyor. Emperyalist sistem yeni (ve daha ılımlı) Leningrad kuşatmaları düzenleyebilecek güçte olduğu yanılgısı içinde.

Toprağı bol olsun, György Lukács, geçen yüzyılın ortalarında emperyalizmin ve Hitlerizmin irrasyonellik ile nasıl el ele yürüdüğünü işlemişti. Akıldışılık, emperyalist kurgunun çimentosu gerçekten de: “Aklın ve mantığın küçümsenmesi, sezginin eleştirisiz bir şekilde yüceltilmesi, aristokratik bilgi kuramı, toplumsal-tarihsel ilerlemenin reddi, mitlerin yaratılması.” Donald Trump’ın söylemine ve dünyadaki emperyal merkezlerde yuvalanmış siyaset sınıflarının tepkilerine baktığımızda, Lukacs’ın irrasyonalizm vurgusunun/soyutlamasının yerinde olduğunu görüyoruz. Öyle.

Avrupa’dayız. Almanya Avrupası’nda. Ukrayna’daki neonazi iktidarın savaşı sürdürmesini sağlayan, açıkça savaş isteyen AB yönetimi, isteği dışında, Avrupa’da daha yaygın bir içsavaşı körüklemeye başladı. Böyle şimdilik görece örtülü bir içsavaş döneminin Macaristan ve yakın komşularıyla yaygınlaşabileceği anlaşılıyor. Gün sayılan Macar seçimlerinden ne çıkacağı, Viktor Orban’ı neyin ve kimin takip edeceğini bilen  yok.

Hadi, “bilmiyorlar ama yapıyorlar,” diyelim. Birçok taşın yerinden oynadığı ortada.

Oraya geldik.

Türkiye’de derinleşen krize, Avrupa’nın Fransa-Almanya hattındaki sürtüşmeler eşlik ediyor. Atom başlıklı füzeleri kimin yöneteceğini ve AB’deki kamu ihalelerinde hangi ülkenin ağırlıklı olarak koltuklanacağını bir karara bağlayamıyorlar. Şimdilerde tekleyen Alman sanayisinin on yıllardır Fransız ve İtalyan sanayilerini tırtıkladığını, hatta gömdüğünü herkes biliyor.

Kapitalizm böyle bir şey. Demokrasisi de öyle.

Ne mi oluyor?

Bu kadar lafı şu soruya yanıt aramak için ettik galiba: Bütün bu krizlerin altından kalkabilecek bir siyaset sınıfı var mı Avrupa’da?

BATI'NIN ADNAN HOCALARI: JEFFRY EPSTEİN KULÜPLERİ

AB plütokrasisinde çanlar kimin için çalıyor, belli değil. Ama çalıyor. Elitler, bu plütokrasinin kokuşmuşluğunu, metafizik demokrasi anlayışını ve sonuçlarını, yani Jeffrey Epstein skandallarını engelleyemez hale geldi. Siyaset sınıfı bu krizin altından kalkabilecek siyasi kişilikler yaratamıyor.

Yöneten plütokratların, bu milyarderler iktidarının, derinleşen krizin altından kalkacak siyasetçiler, uzmanlar yetiştirmesinin “beyhude bir beklenti” olduğu anlaşılıyor. Epstein dosyalarını, ortaya çıkmasını engelleyemedikleri şu korkunç kiri, şimdi krizin derinliğini ve bir iktidar sorunu olduğunu unutturmak için öne çıkarıyorlar.

Macron, Starmer, Meloni, Merz... Halleri ortada. Her biri diğerinden bayağı. Düzeysizlikte yeni bir aşama, iktidarlara el koymuş görünüyor.

Ama kriz de Türkiye’dekine paralel bir biçimde derinleşmeyi sürdürüyor.

O zaman Batı demokrasisinin Adnan Hocalarını ve dosyalarını sahneye sürmenin, böylece hedef şaşırtmanın zamanıdır. Sistemin hedef şaşırtmak için böyle sis bombalarını, yükselmek için de benzer safraları (kitlelerin önüne) attıklarını çok gördük. Demokrasiler biraz da böyle şaşırtmalar ve gaz almalar sanatı değil mi mülk sahipleri için?

Öyle düşünüyor olmalılar.

Daha acısı herhalde düzen muhalefetitindeki boşluk olmalı: AB’de, ciddiye alınabilecek ve ilericilik kıstaslarıyla bakılabilecek, iktidar alternatifi, derinlikli ve etkili siyaset insanları da yok. Sahnede yok.

Bizden farklı mı?

O halde, kitlelerin önüne “Epstein Hocaları” atmak, sistemi  kurtarmak için bir yol olabilir. Onun için her gün yeni bir Epstein dosyası açılmasına, plütokrat elitlerin medya üzerinden kraliyet ailelerindeki kirli çamaşırları bile herkesin önünde yıkama kararı almalarına şaşırmayalım. Mevcut krizin derinliğine bir kanıt sayabiliriz.

Çareleri bu kirli dosyalar; iyi mi?

“Çareye bak!” diyenler haklıdır.