Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4850
Dolar
Arrow
44,4973
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7512
Altın
Arrow
6806,2388
BIST
Arrow
10.729

Yalçın Hocamız: Türkiye solunun iyi kalpli çılgın delikanlısı

Sonsuzluğa göçtü Yalçın Küçük.

Yalçın Hocamız artık bu dünyada değil. Kitaplarını ve inadını bize bıraktı.

Unutulmaz Mahmut Dikerdem, Moda Cem Sokak’taki çalışma odasında onu ziyaret ettiğimde, 1980 yazıdır, bana onu sormuştu. “Yalçın Küçük Avrupa çapında bir aydındır” demişti ve Doğan Avcıoğlu gibi Küçük’ün de dosya sahibi örnek aydınlardan biri olduğunu, biz genç kuşağın da o yolu izlemesi gerektiğini söylemişti.

Işıklar içinde uyusunlar.

Hocamızın katkısı çok büyüktür. Katkısını, en umulmadık yerlerde boy veren büyük yazınsal, sanatsal, siyasal yankılarla yeniden yaşamak mümkün. Kendisine demokrat denilmesini küfür sayan, sosyalist bir fikir fabrikasıdır. Daha çok uzun yıllar onun katkılarını aklında taşıyacak genç kuşaklar. Elbette aşarak taşıyacaklar...

Hiç abartma yapmadığımı, 1993’te yazdığım satırları yeniden hatırlatarak söyleyebilirim. Türk düşüncesine, o düşüncenin hak ettiğinden çok daha fazlasını vermiş bir yaratıcı fikir işçisidir aramızdan ayrılan.

Az sayıda bastığım “Entellektüel Şiddetin Eşiğinde” başlıklı ilk kitabımın girişinde, kendi sürgünümde yazdıklarımın altını bugün de, aradan geçen 33 okuma-araştırma-inceleme-yazı yılından sonra, çizerek hatırlatmak durumundayım:

“Türk aydınının tarihi, hiç çekinmeden de altını çiziyorum, Yalçın Küçük’le başlar. (...) Yalçın Küçük’le, onun entelektüel müdahalesiyle başlayan tarihin öncesine âşık zavallılara ise şunu söylüyorum: Yalçın Küçük’ten öncesi Türk aydınının tarihine olsa olsa bir mukaddimedir. İsteyen hazırlıktır da diyebilir. Yani Türkiye kültür devriminin orta yerinden, 1970’lerle yaygınlaşan entelektüel çürümenin ta içinden çıkan bu entelektüel şiddet vurgusu ile ben, Türk aydınının tarih öncesinin kapandığını düşünüyorum. Küçük, isteyen beğenir, istemeyen beğenmez, ama Türkçeye düşünceyi, yaratıcı düşünceyi zorla sokan adamdır. Türk düşüncesine hak ettiğinden de fazla ciddiyet taşımış bir 'mütefekkir' ile karşı karşıyayız.”

TEKNOKRATLARI KIRDI, AYDINI SEVDİ

Bundan galiba 13 yıl önce, hocamızın iki iyi öğrencisi, Merdan Yanardağ ve B. Sadık Albayrak, o zaman Merdan’ın yönettiği günlük gazete Yurt’ta, bir özel sayfa hazırlamışlardı. Orası için küçük bir yazı yazmıştım. Gazeteyi hiç görmedim, mümkün değildi.

Ama içimdeki sevgi yangınını da iyi anlattığını düşündüğüm o yazıyı, her nasılsa arşivimde ham haliyle buldum, genç kuşak için ve dijital tarihimize de kalsın diye yinelemek isterim:

“Türkiye solunun en güzel, saf ve sorumlu çocuklarından biri, galiba da artık birincisidir Yalçın Küçük. Bana sorulursa, tüm hocalarını geride bırakmıştır yaratıcılığı ve fedakârlığıyla. Jean-Paul Sartre onunla karşılaştırıldığında gerçekten çok yavan kalır. Hocamız, bu topraklardaki hocalarını da, Namık Kemal’i, Nâzım Hikmet’i, Dr. Hikmet Kıvılcımlı’yı, Mehmet Ali Aybar’ı, Doğan Avcıoğlu’nu, İlhan Selçuk’u, Aziz Nesin’i, Behice Boran’ı, hatta unutulmaz Mahir Çayan’ı, evet Mahir Çayan’ı, hepsini geride bırakmıştır. Bununla ne demek istediğimi bir başka zaman ve yerde açıklamaya çalışırım. Ama Yalçın Hoca, benim için, birkaç yıl önce de yazmıştım, iyi kalpli bir güzel yaramazdır ve bu, gelecek kuşaklar için sanıldığından çok daha büyük bir meydan okumadır.

Yinelemiş olayım: 1960’ların ikinci yarısında okula başlayanlar hatırlayabilir. Orada, muhtemelen bir okuma kitabında, vardı. Hiç unutamadığım bir metindir. Bir rüyayı anlatır. Şöyle bir sahneydi galiba: Darmadağınık bir sınıfın eşyaları, öğrenciler falan... Oturmuşlar, hep birlikte bir ve aynı çocuğu suçluyorlar. Hepsi öfkeli. Bir çocuktan dert yanıyorlar. Onun kendilerini ne kadar çok hırpaladığını, nasıl yaramazlıklar hatta haksızlıklar yaptığını, herkese illallah dedirttiğini örnekler vererek anlatıyorlar. Sonra da yargılıyorlar: Haksız ve suçlu!...

Sonra, yine galiba, öğretmeni geliyor bu çocuğun ve “Evet, o bunların hepsini yaptı, sizlere zaman zaman çok ama çok kötü davrandı, eşyaları kırıp döktü, hepinize yaka silktirdi. Haklısınız. Ama o, şunları da yaptı: Annesinin elinden kurtulup kaybolmuş bir küçük çocuğun ellerinden tuttu ve annesine teslim etti. Yaşlı bir kadının pazardan dönerken altında ezildiği ağır çantasını evine kadar taşıdı, bir körü kalabalık caddede karşıdan karşıya geçirdi, çıktığı ağacın üst dallarında ağlayan çaresiz bir kedi yavrusunu çıkıp o ağaçtan aşağı indirdi... O, bunları da yaptı” diyor.

Herhalde bu öykü bire bir böyle değildi. Muhtemelen başka türlüydü. Ama benim aklıma böyle kazınmış işte. Bu yaramaz çocuk Yalçın Küçük’tür. O öğretmen de, belki acılı, ama her zaman kahraman Türkiye solu.

Yalçın Hocamız Türkiye solunun en yaramaz ama en iyi kalpli çocuklarının başında gelir. Bizim bir parçamızdır ve biz de onun bir parçasıyız. O nedenle aramızda oluşan politik mesafeler, bir ortak zeminimizin olmadığını ve olamayacağını göstermez. Sadece konuşmamız gereken şeyler olduğunu gösterir.

O, hepimizin en gencidir. Devrimci delikanlımızdır.”

Çok güzel bir devrimci aydın aramızdan ayrıldı. Yokluğuna alışmak gerçekten zor olacak.

Bir şey kesin: Kitapları, devrimci heyecanı, kurduğu dil, “ortodoks yaratıcılık” veya “yaratıcı ortodoksluk” olarak da adlandırabileceğimiz yöntemi genç kuşakların gündeminde kaldığı sürece bu zorluk yeni yaratıcı arayışları tetikleyecektir.