ABD ile İran arasında geçen hafta savaşın 60 gün içinde sonlandırılmasına yönelik görüşmelerin sürdürülmesini öngören bir mutabakat zaptı imzalandı. 19 Haziran’da imzalanması beklenen ancak Lübnan’daki gelişmeler nedeniyle ertelenen anlaşma, bir yandan barış için umut yaratırken diğer yandan sürecin ne kadar süreceği ve kalıcı bir sonuca ulaşıp ulaşamayacağı yönündeki tartışmaları da beraberinde getirdi. Buna rağmen tarafların yeniden müzakere masasına oturmuş olması bölgesel istikrar açısından önemli bir gelişme olarak görülmektedir.
Mutabakat zaptında; ABD ve İran’ın birbirlerine karşı herhangi bir savaş veya askeri operasyon başlatmaması, Lübnan dahil olmak üzere tüm cephelerde çatışmaların sona erdirilmesi, Lübnan’ın toprak bütünlüğünün korunması, tarafların birbirlerinin iç işlerine müdahale etmemesi ve egemenlik haklarına saygı göstermesi gibi maddeler yer almaktadır.
Ayrıca ABD’nin deniz ablukasını 30 gün içinde kaldırması, İran’ın Basra Körfezi’nde gemi geçiş güvenliğini sağlaması, İran’ın nükleer silah elde etmemesi ve zenginleştirilmiş uranyumun seyreltilmesine ilişkin mekanizma oluşturulması anlaşmanın önemli başlıkları arasındadır. Buna karşılık İran'ın dondurulmuş varlıklarının serbest bırakılmasına ilişkin düzenlemeler yapılmasıve yaptırımlar tamamen kaldırılıncaya kadar petrol, bankacılık, sigorta ve ulaşım alanlarında çeşitli muafiyetler sağlanması öngörülmektedir.
Mutabakat zaptının içeriğine bakıldığında, sürecin büyük ölçüde ekonomik adımlar ve yaptırımların hafifletilmesi üzerine kurulduğu görülmektedir. Bu durum, siyasi ve güvenlik alanındaki sorunların çözümünde ekonomik araçların öncelikli olarak devreye sokulmak istendiğini göstermektedir.
Bununla birlikte müzakereler, uzun süredir devam eden ciddi bir güven sorununun gölgesinde yürütülmektedir. ABD, savaş seçeneğini gündemde tutarak İran üzerindeki baskıyı sürdürmek ve müzakere masasında elini güçlendirmek istemektedir. İran heyeti ise görüşmeler sırasında verdiği sembolik mesajlarla dikkat çekmiştir. İngilizce bilmelerine rağmen ana dillerini kullanmaları, ulusal kimliklerine ve devlet geleneklerine yaptıkları bir vurgu olarak değerlendirilebilir.
Görüşmeler sırasında en çok dikkat çeken konulardan biri, İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stoklarının tasfiye edilmesi konusunda, tarafların uzlaşmaya yaklaştığı yönündeki iddialar olmuştur. Ancak müzakereler yalnızca nükleer programla sınırlı değildir. ABD Başkanı Donald Trump’ın, İran’ın Lübnan’daki vekil güçlerini durdurmaması halinde daha sert adımlar atılabileceğini söylemesi, Lübnan konusunun da müzakerelerin önemli başlıklarından biri olduğunu göstermektedir.
Bu noktada Lübnan, gerilimi azaltabilecek ya da yeniden artırabilecek önemli bir unsur olarak öne çıkmaktadır. İran’ın Lübnan konusundaki ısrarı, İsrail tarafından kendi güvenliği açısından bir tehdit olarak görülmektedir. Bu doğrultuda İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İsrail güçlerinin Lübnan, Gazze ve Suriye’de gerekli gördüğü sürece kalacağını açıklamıştır.
Bu Müzakereyi Öncekilerden Ayıran Nedir?
Bugünkü müzakere süreci, geçmişte imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı’ndan (KOEP) önemli yönleriyle ayrılmaktadır. KOEP, ağırlıklı olarak İran’ın nükleer faaliyetlerini sınırlandırmayı amaçlayan bir anlaşmaydı. Mevcut süreç ise nükleer programın yanı sıra Hürmüz Boğazı’nın durumu, petrol ihracatı, yaptırımların kaldırılması ve İran’ın bölgedeki vekil güçleri gibi daha geniş siyasi ve ekonomik konuları kapsamaktadır.
Trump yönetimi de KOEP’ten farklı olarak kendi adıyla anılacak ve siyasi başarı olarak sunabileceği yeni bir anlaşma yapmak istemektedir. Bu nedenle ABD, İran’ı kendi belirlediği şartlar çerçevesinde müzakere masasında tutmaya çalışmaktadır. Ancak iki ülke arasında yıllardır devam eden güvensizlik, sadece müzakereleri değil kalıcı bir anlaşmaya ulaşılmasını da zorlaştırmaktadır. Nitekim İran, bölgede ABD ve İsrail’i en büyük güvenlik tehdidi olarak görmektedir. Bu nedenle İran’ın nükleer program konusunda atacağı adımlar, büyük ölçüde bölgesel gelişmelere bağlı olacaktır.
Lübnan Şartı
Lübnan, ABD-İran müzakerelerini etkileyen en önemli başlıklardan biri haline gelmiştir. Her ne kadar mutabakat doğrudan ABD ile İran arasındaki ilişkileri ilgilendiriyor gibi görünse de İsrail’in Lübnan’a yönelik operasyonları ve ateşkes konusu görüşmelerde önemli yer tutmaktadır.
İran’ın Hürmüz Boğazı’nın açılması veya kapanması konusundaki tavrının da müzakerelerin gidişatına ve Lübnan’daki gelişmelere bağlı olarak şekillenebileceği anlaşılmaktadır. Bu durum, Lübnan meselesinin sadece güvenlik değil, enerji ve ticaret yolları açısından da önemli olduğunu göstermektedir.
Öte yandan İsrail’in Lübnan’daki operasyonlarını sürdürmesi ve ABD’nin bu konuda İsrail üzerinde yeterince etkili olamaması, ABD’nin İran nezdindeki güvenilirliğini zedeleyen bir unsur olarak görülmektedir. İsrail basınında yayımlanan bazı raporlarda, ABD ile İran arasında yapılacak olası bir anlaşmanın İsrail-Lübnan hattındaki görüşmeleri olumsuz etkilediği yönünde değerlendirmeler yer almaktadır.
ABD ile İran arasındaki müzakerelerin nasıl sonuçlanacağı henüz belirsizliğini korumaktadır. İki ülke arasında yıllardır devam eden güven sorunu nedeniyle özellikle nükleer program ve yaptırımlar konusunda anlaşmaya varılması kolay görünmemektedir. Bunun yanında Lübnan meselesi de taraflar arasında önemli bir pazarlık konusu olmaya devam etmekte ve müzakerelerin geleceğini etkileyebilecek başlıklardan biri olarak öne çıkmaktadır.
İran’ın Lübnan konusunu ön plana çıkarması, bölgesel gelişmelere nasıl baktığını göstermesi açısından önemlidir. İran, yalnızca nükleer program ve yaptırımlar gibi konularla sınırlı kalmayıp bölgedeki diğer sorunları da müzakere sürecinin bir parçası haline getirmeye çalışmaktadır.
ABD ise bu süreçte sadece kendi şartlarını kabul ettiren bir taraf olmaktan çok ortaya çıkan yeni dengeler içinde çıkarlarını koruyarak en az zararla sonuç almaya çalışmaktadır. İran ise ABD ve İsrail ile yaşadığı çatışmaların ardından müzakere masasına oturmuş ve eline geçen bu fırsatı bölgesel sorunları gündeme taşımak için de değerlendirmiştir. Bu nedenle İran’ın Lübnan konusunu özellikle öne çıkararak ABD’nin bu konuda ne kadar istekli olduğunu görmek istediği söylenebilir.
Sonuç olarak, bu müzakerelerin kaderini yalnızca nükleer program veya yaptırımlar değil, tarafların bölgesel sorunlar konusunda ortak bir zemin bulup bulamayacakları da belirleyecektir. Bu nedenle Lübnan meselesi önümüzdeki dönemde ABD-İran ilişkilerinin geleceğini belirleyecek temel konulardan biri olmaya devam edecek gibi görünmektedir.
Çok Okunanlar
Trump yönetimi, Türkiye'ye jet motoru satışını kongreye bildirdi
FIFA'nın kararı Mısır ve İran'ı harekete geçirdi
Hande Yener'den 'kemoterapi görüyor' haberlerine açıklama
Akar'ın eski özel kalem müdürü: 'Flynn'in 15 Temmuz'da görüştüğü general kim?'
CHP kulislerini karıştıran iddia
Kemal Kılıçdaroğlu kurultayda aday olacak mı?
Milyonerler artarken toplum neden yoksullaşıyor? Türkiye'nin servet paradoksu
Türkiye göbeğinden bağlı: Almanya Avrupası’nda durum vahim
Kat karşılığı Dünya Kupası
Milli takımın yıldızının babasından Montella ve Hakan Çalhanoğlu'na tepki