Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
53,9551
Dolar
Arrow
44,7358
İngiliz Sterlini
Arrow
63,0525
Altın
Arrow
6309,2681
BIST
Arrow
10.729

Sahanın yeni kuralı: Yıpratma

Haberlerini algoritmaya bırakma, hangi kaynağı okuyacağına sen karar ver. 12punto'yu tercih ettiğin kaynaklar arasına ekle!

ABD ile İran arasında gerilimi azaltmaya yönelik önemli adımlardan biri olarak değerlendirilen mutabakat zaptı, ABD'nin İran'a yönelik yeniden başlattığı saldırılar sonrasında fiilen askıya alınmış görünmektedir. Bu gelişme, taraflar arasında diplomatik çözüm ihtimalinin zayıfladığına ve krizin yeniden askeri bir boyut kazandığına işaret etmektedir.

SAHADAKİ GELİŞMELER 

Son dönemde ABD'nin bazı Arap ülkeleri ve hatta Umman ile İran konusunda koordinasyon içinde hareket ettiği yönünde çeşitli iddialar gündeme gelmektedir. Bununla birlikte, İran'ın güneyindeki Huzistan, Sistan-Belucistan ve Basra Körfezi'ndeki bazı adalara ilişkin farklı senaryolar da dile getirilmektedir. Geçmişte İran'ın toprak bütünlüğünü destekleyen bir söylem benimseyen ABD’nin, bugün bu söylemden vazgeçtiğini gösteren yorumlar dikkat çekmektedir.

Bu süreçte Pakistan'ın üstlendiği arabuluculuk girişimleri de dikkat çekmektedir. Özellikle ABD ile ilişkileri iyi olan Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir'in ABD yönetimi ve İran’daki aktörlerle temaslarını sürdürdüğü yönünde değerlendirmeler bulunmaktadır. Ayrıca, Pakistan üzerinden ABD ile İran arasında dolaylı temasların kurulduğuna ilişkin çeşitli iddialar kamuoyuna yansımaktadır. 

Diplomatik temaslarla eş zamanlı olarak sahadaki hareketlilik de artmaktadır. ABD, İran'ın güney kıyılarına yönelik saldırılar düzenlemekte, aynı zamanda hava saldırılarını da sürdürmektedir. Güney bölgelerindeki köprüler ve ulaşım hatları, özellikle Bender Abbas ve Çabahar'a giden yollar hedef alınmaktadır. Bu saldırıların temel amacının, ABD'nin olası bir kara harekatı durumunda İran'ın kuzeyden güneye askeri sevkiyat yapmasını engellemek ve İran ordusunun müdahale kabiliyetini sınırlandırmak olduğu değerlendirilebilir.

Bunun yanında olası kara harekatı da giderek daha fazla tartışılmaktadır. İran'ın güneyine yönelik çıkarma hazırlığı yapıldığı ihtimalini güçlendiren çeşitli değerlendirmeler dikkat çekmektedir. Bu süreçte ABD'nin dikkatli ve aşamalı bir strateji izlediği görülmektedir. Ayrıca, olası bir harekatın İran içerisinden destek bulması durumunda operasyonun daha kolay yürütülebileceği yönünde yorumlar yapılmaktadır. Böyle bir durumda yalnızca ABD askerlerinin değil, bazı Arap devletlerine ait askeri unsurların da operasyona dâhil olabileceği ihtimali dile getirilmektedir.

Bütün bu gelişmeler, çatışmanın yalnızca iki ülke arasında kalmayabileceğini göstermektedir. Karşılıklı saldırılar Körfez bölgesini güvenlik ve yaşam koşulları bakımından giderek daha kırılgan hale getirmektedir. Arap devletlerinin de çatışmalara doğrudan dâhil olması halinde ise bölgesel krizin daha geniş bir coğrafyaya yayılma ve çok daha ağır sonuçlar doğurma ihtimali artacaktır. Bu durum, mevcut gelişmelerin bölgesel güvenlik açısından taşıdığı riskin boyutunu göstermesi bakımından önem taşımaktadır. 

PSİKOLOJİK SAVAŞ

Askeri gelişmelerin yanı sıra bilgi ve algı yönetimi de çatışmanın önemli unsurlarından biri haline gelmiştir. Son dönemde sosyal medya platformlarında Farsça hazırlanan ve İran kamuoyunu hedef alan çeşitli videolar dolaşıma sokulmaktadır. Bir videoda konuşan kişi kendini İran kökenli ve ABD ordusunda görev yapan bir asker olarak tanıtmakta, İran halkına yönelik uyarılarda bulunduğunu ifade etmektedir. Söz konusu içeriklerde, İran halkına ABD askerleriyle karşılaşmaları halinde tepki göstermemeleri yönünde çağrıda bulunmaktadır.

Bu tür içeriklerin temel amacının, toplumun moralini zayıflatmak, belirsizlik ve güvensizlik duygusunu artırmak ve psikolojik üstünlük sağlamak olduğu değerlendirilebilir. Bu nedenle, çatışmanın yalnızca askeri alanda değil, bilgi ve algı yönetimi üzerinden de sürdürüldüğü görülmektedir. Bu durumun özellikle Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) mensupları ve aileleri üzerinde endişe ve psikolojik baskı oluşturmayı hedeflediği değerlendirilen bu faaliyetler savaşın görünmeyen cephesini oluşturmaktadır.

Benzer şekilde, ABD ile İran arasında yaşanan 12 günlük savaş sırasında Afganistan ve Irak sınırlarından İran'a silahlı grupların giriş yaptığı yönünde haberler yayımlanmıştı. Sınır bölgelerindeki bazı askeri hedeflere yönelik saldırılar da bu dönemde gündeme gelmişti. O tarihte bu grupların kimliklerine ilişkin net bilgiler paylaşılmamış olması, bugün yaşanan gelişmelerle birlikte farklı değerlendirmelerin yapılmasına neden olmaktadır.

BÖLGESEL RİSKLER 

İran açısından mevcut koşullarda öne çıkan seçeneklerden biri, çatışmanın coğrafi alanını Körfez ülkelerine yayarak ABD'nin bölgedeki askeri varlığının maliyetini artırmaya çalışmak olabilir. Nitekim ABD'nin bölgedeki geniş askeri konuşlanması, çatışmaların uzaması halinde ABD açısından askeri, ekonomik ve siyasi maliyetleri de artırmaktadır. Bu kapsamda İran, ABD askeri varlığının bulunduğu bazı ülkelere yönelik saldırılar gerçekleştirmiş, son olarak da Ürdün'deki ABD üssünü hedef alan saldırıları olmuştur. 

Bununla birlikte savaşın kontrolden çıkması durumunda İran'ın askeri ve siyasi açıdan daha fazla baskı altına girerek iç istikrarının ciddi biçimde zayıflama ihtimali yalnızca İran'ın toprak bütünlüğü açısından değil, aynı zamanda bölge ülkelerinin güvenliği ve istikrarı açısından da ağır sonuçlar doğurabilecektir. Bu ihtimallerin gerçekleşmesi halinde, ortaya çıkacak tablo bölge devletleri için felaket ve yıkımdan başka bir sonuç doğurmayacaktır. 

Savaşın etkileri yalnızca güvenlik alanıyla sınırlı değildir. Çatışmaların uzaması, ekonomik sorunları derinleştirerek toplumsal istikrar üzerinde de yıkıcı sonuçlar doğurabilmektedir. İran'ın hâlihazırda içinde bulunduğu ekonomik krizin boyutu da bu riski daha görünür hâle getirmektedir. İranlı uzmanlar, özellikle yüksek enflasyonun kontrol altına alınamamasının ekonomik ve sosyal sorunları derinleştirebileceğini, bunun da iç karışıklık riskini artırabileceğini ifade etmektedir.

SONUÇ

Her ne kadar mevcut gelişmeler askeri boyutuyla öne çıksa da mücadelenin belirleyici unsurları yalnızca sahadaki çatışmalar değildir. Ekonomik dayanıklılık, psikolojik direnç ve uluslararası destek savaşın seyrini belirleyen temel faktörler arasında yer almaktadır.

Bu nedenle asıl soru, savaşın askeri olarak kimin üstün geleceğinden çok, uzun süreli baskıya hangi tarafın daha fazla dayanabileceğidir. Ancak tarih, savaşların gerçek bedelini çoğu zaman devletlerden çok toplumların ödediğini göstermektedir. ABD ile İran arasında yaşanan her yeni gerilim de bu gerçeği bir kez daha hatırlatmaktadır.