Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
54,6041
Dolar
Arrow
47,5206
İngiliz Sterlini
Arrow
63,7686
Altın
Arrow
6277,6710
BIST
Arrow
13.260

Savaş sınır tanımıyor

Haberlerini algoritmaya bırakma, hangi kaynağı okuyacağına sen karar ver. 12punto'yu tercih ettiğin kaynaklar arasına ekle!

Irak'ta Haşdi Şabi saldırılarıyla artan gerilim ve bunu izleyen ABD-Suudi operasyonları sonrasında İran'ın Ürdün'deki ABD üslerini hedef alması, çatışmanın bölgesel ölçekte yeni bir evreye geçtiğini göstermektedir. Bu tırmanışın önemli kırılma noktalarından biri, İran'a yakın Haşdi Şabi unsurlarının Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları ve buna verilen askeri karşılık olmuştur.

Irak'taki İran yanlısı Haşdi Şabi'nin Suudi Arabistan'daki belirli hedeflere yönelik saldırısının ardından Suudi Arabistan, Birleşmiş Milletlerin (BM) 51. maddesi kapsamında meşru müdafaa hakkını kullandığını açıkladı. ABD Başkanı Donald Trump da operasyonun Irak hükümetiyle koordineli yürütüldüğünü belirtti. Ancak Irak'ta bazı çevreler tarafından, ABD’nin direniş güçlerini gerekçe göstererek Irak hükümetine baskı ve şantaj yaptığı şeklinde yorumlar yapılmıştır. 

Bu gelişmeler, karşılıklı saldırıların yalnızca askeri sonuçlar doğurmadığını, aynı zamanda savaşın coğrafi sınırlarını genişlettiğini de göstermektedir. İran'ın Ürdün saldırısı, bu genişlemenin en dikkat çekici örneklerinden biri olmuştur.

Vekalet Savaşında Yeni Bir Boyut

Haşdi Şabi ya da resmî adıyla Halk Seferberlik Güçleri, IŞİD'in Irak'ta güç kazanmasının ardından 2014 yılında çoğunluğu Şii gönüllülerden oluşan bir yapı olarak kurulmuştur. Yaklaşık 40 grubu bünyesinde barındıran yapı 2016 yılında resmen Irak güvenlik kuvvetleri içine dahil edilmiştir. İran’ın Irak’taki nüfuz alanını genişletmesinde önemli araçlardan biri olmuştur.

Haşdi Şabi'nin Suudi Arabistan'a yönelik saldırısı da bu çerçevede değerlendirilmelidir. İran’ın, fiilen çatışmaya girmeden vekil güçleri üzerinden baskı kurmaya çalıştığı söylenebilir. Bu doğrultuda son dönemde izlediği strateji, savaşı farklı ülkelere yayarak ABD ve müttefiklerinin askeri ve ekonomik maliyetlerini artırmaya dayanmaktadır. 

Bu nedenle mesele yalnızca hangi tarafın kaç füze kullandığı ya da ne kadar kayıp verdiği değildir. Asıl önemli olan, savaşın güç dengelerini nasıl değiştirdiğidir. ABD ile İran arasındaki mücadele artık bölge ülkelerini doğrudan etkileyen çok katmanlı bir güvenlik krizine dönüşmektedir.

Bu süreçten etkilenen ülkelerden biri de Ürdün'dür. ABD ile yakın ilişkileri bulunan ve Filistin meselesinde önemli bir konuma sahip olan Ürdün, bazı Körfez ülkeleri gibi savaşın artık taraflarından biri haline gelmeye başlamıştır.

İran ile Ürdün arasındaki gerilimin tarihi geçmişi vardır. Bunun kökenleri İran-Irak Savaşı'na kadar uzanmaktadır. O dönemde Ürdün, Irak'ın yanında yer almış ve ona destek vermiş, Akabe limanı Irak'ın ihracat ve ithalatı için hayati bir çıkış noktası haline gelmiştir. Ayrıca Ürdün'den çok sayıda gönüllünün Irak saflarında savaşmak üzere cepheye gitmesi, İran’da olumsuz bir izlenim bırakmıştır.

2003 yılında Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesi, İran-Ürdün ilişkilerinde yeni bir dönüm noktası oluşmuştur. Bu gelişme, bölgesel güç dengesini de önemli ölçüde değiştirmiştir. Irak'ın iki ülke arasında dengeleyici stratejik konumu ortadan kalkmıştır. Böylece İran'a yakın siyasi ve askeri yapıların Irak'ta güç kazanması, Ürdün tarafından ciddi bir tehdit olarak algılanmıştır.

Nitekim "Şii Hilali" kavramı da ilk kez 2004 yılında Ürdün Kralı Abdullah tarafından dile getirilmiştir. Kral Abdullah, İran'dan başlayıp Irak, Suriye ve Lübnan'a uzanan etki alanının Sünni Arap ülkelerini çevrelediğini ifade ederek geniş çaplı değişime dikkat çekmişti.

Kuruluşundan itibaren güvenliğini büyük ölçüde dış güçlerle kurduğu ittifaklara dayandıran Ürdün, 1949 yılına kadar İngiltere'ye, 1950'lerden itibaren ise ABD'ye yakın bir güvenlik politikası izledi. Irak ve Suriye'deki devlet otoritesinin zayıflamasıyla İran etkisinin artması, Ürdün-ABD iş birliğini daha da güçlendirmiştir.

Bu saldırıyla birlikte, Ürdün toprakları çatışmanın doğrudan cephelerinden biri haline gelmiştir. Yaşanan gelişmeler, uzun süredir tartışılan ABD askeri varlığını yeniden gündeme taşımış ve bu tesislerin kapsamı konusunda Ürdün'de şeffaflık tartışmalarını artırmıştır.

Bütün bu gelişmeler, yalnızca İran ile ABD arasındaki rekabeti değil aynı zamanda Ortadoğu'daki güvenlik mimarisinin yeniden şekillendiğini göstermektedir. Arap devletleri uzun yıllardır İran’ı kendilerine tehdit olarak görmektedir. Buna karşılık İsrail, yalnızca İran'ı değil, zaman zaman diğer Arap ülkelerini ve bölgedeki farklı güç odaklarını da güvenlik tehdidi olarak değerlendirmektedir. Bu yaklaşım, İsrail'in bölgesel güvenlik anlayışının yalnızca mevcut tehditlerle sınırlı olmadığını, gelecekte güç dengelerini etkileyebilecek aktörleri de kapsadığını göstermektedir. Bu bağlamda geçmişte Nasır dönemindeki Mısır nasıl hedef alındıysa gelecekte de farklı gerekçelerle Türkiye'nin de benzer baskılarla karşı karşıya kalma ihtimali göz ardı edilmemelidir. Bu nedenle Arap devletlerinin komşularıyla gireceği ve ABD ile İsrail'in de dahil olacağı geniş ölçekli bir çatışma hem kendileri hem de bölge açısından ağır sonuçlar doğurabilecek bir risk oluşturmaktadır.