Euro
Arrow
55,2201
Dolar
Arrow
49,2600
İngiliz Sterlini
Arrow
65,2273
Altın
Arrow
6677,5473
BIST
Arrow
12.266
Anasayfa > Yazarlar > Doç.Dr. Yeşim Demir > İran’ın güneydoğusunda güvenlik mücadelesi

İran’ın güneydoğusunda güvenlik mücadelesi

X Facebook WhatsApp Mail ABONE OL Google News
Yayınlanma: 10.10.2026 09:34

İran İslam Cumhuriyeti’nin en hassas bölgelerinden biri olan Sistan-Belucistan Eyaleti, İran’ın Pakistan ve Afganistan sınırındaki güneydoğu bölgesinde yer alıyor. Geniş kara ve deniz bağlantılarıyla stratejik bir konuma sahip olan eyalet aynı zamanda işsizlik, yoksulluk, uyuşturucu ticareti ve kaçakçılık gibi sorunlarla karşı karşıyadır. Bu sorunlara silahlı grupların faaliyetleri ve güvenlik güçlerine yönelik saldırılar da eklenince Sistan-Belucistan, Tahran yönetiminin öncelikli güvenlik meselelerinden biri haline geliyor.

Son aylarda bölgede yeniden yoğunlaşan çatışmalar, güvenlik sorununun henüz çözülemediğini gösteriyor. Halk Savaşçıları Cephesi ile bağlantılı olduğu belirtilen Ceyş el-Adl ve diğer Beluç silahlı grupları, Rasak, Zahedan, Seravan, Bempur ve İranşehr’de Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) mensuplarını ve polis devriyelerini hedef alıyor. Ağır silahların da kullanıldığı çatışmalar, şu soruyu gündeme getiriyor: İran’ın güneydoğusundaki bu bölge neden sürekli bir çatışma alanı olarak öne çıkıyor?

SİSTAN-BELUCİSTAN'DA GÜVENLİK VE JEOPOLİTİK REKABET

Bu sorunun yanıtını yalnızca etnik ve mezhepsel farklılıklarda aramak yeterli değil. Sistan-Belucistan, İran’ın sınır güvenliği açısından olduğu kadar bölgesel ticaret ve enerji güzergahları bakımından da önemli bir konumda bulunuyor. Dolayısıyla bölgede yaşanan istikrarsızlık, yerel sorunların ötesinde bir anlam taşıyor. Dış aktörlerin bölgedeki gelişmelerde nasıl bir rol oynadığı sorusu da bu nedenle önem kazanıyor. Nitekim bazı değerlendirmelerde, 1980’li yıllardan itibaren İngiltere başta olmak üzere Batılı aktörlerin bölgedeki sol hareketler ve aşırı milliyetçi çevrelerle ilişki kurduğu, Irak’ın kuzeyindeki gelişmelere benzer şekilde İran’ın toprak bütünlüğünü zayıflatmaya yönelik bir stratejinin parçası oldukları görülüyor.

İRAN'IN YUMUŞAK KARNI

Bölgedeki gerilimi anlamak için önce Sistan-Belucistan’ın toplumsal yapısına bakmak gerekiyor. Eyaletin Sistan bölgesinde Şii nüfus ağırlıktayken Beluçların yoğun yaşadığı kesimlerde Sünni nüfus öne çıkıyor. Ancak bölgedeki sorunları yalnızca bu mezhepsel farklılıkla açıklamak mümkün değil. Ekonomik sıkıntılar, siyasi temsil meselesi ve yerel yönetim talepleri de tablonun önemli parçaları arasında yer alıyor.

Beluçların hiçbir zaman kendilerine ait bağımsız devleti olmamış, aşiretlerden oluşan toplumsal yapı içinde yaşamışlardır. Yaşadıkları bölge, farklı tarihsel dönemlerde çeşitli yönetimlerin etkisi altında kalsa da İran’ın egemenliği içinde kalmıştır. Beluçların Cuma İmamı Mevlevi Abdulhamid İsmailzehi, bugüne kadar Cuma namazlarında ekonomik durumlarının kötü olduğunu ve kesinlikle bir devlet kurmak istemediklerini ifade etmiştir. Beluçların taleplerinin siyasi olarak temsil ve ayrımcılığın sona erdirilmesi olduğunu vurgulamıştır.

Beluçlar, devlet talep etmemekle birlikte İran’ın federal bir devlet olmasını istemektedirler. Kaçarlar döneminde olduğu gibi iç işlerinde ve askeri güçlerinde bağımsız hareket edebilmek istiyorlar. Beluçları İran’dan ayırmak ve devlet kurdurmak isteyen ise batılı güçlerdir. Burada amaç Umman Denizi’ni kontrol altına alıp bu denizde nüfuz sahibi olmak olarak öne çıkıyor. Çünkü bu hedefe ulaşmak, Hürmüz Boğazı çevresindeki stratejik dengeler açısından da önem taşıyor. 

Umman Denizi’nin önemi, İran’ın bu bölgedeki deniz bağlantılarıyla daha da belirginleşiyor. Çabahar Limanı, İran’ın Hint Okyanusu’na açılan kapılarından biri olarak hem ticaret hem de stratejik erişim bakımından öne çıkıyor. Bu nedenle limanın önemini yalnızca ekonomik faaliyetlerle açıklamak yeterli değil. Batılı güçler açısından da Umman Denizi, deniz ticaretinin korunması, Körfez’in dışında askeri erişimin sürdürülmesi ve Hint Okyanusu’ndaki etkinliğin devam ettirilmesi bakımından önem taşıyor.

Dış aktörlerin bölgeye yönelik ilgisi, silahlı grupların faaliyetleri söz konusu olduğunda daha da belirginleşiyor. Bu yaklaşım, Beluç silahlı gruplarının faaliyetlerini Batılı devletlerin Umman Denizi üzerindeki nüfuz arayışıyla ilişkilendiriyor. Silahlı gruplar arasında yabancı devletlere mensup askerlerin ve Beluç olmayan komutanların olduğu yönündeki iddialar da bu görüşü destekler niteliktedir. 

Bu iddialar, bölgedeki silahlı faaliyetlerin Umman Denizi üzerinde kontrol ve nüfuz kurmaya yönelik daha geniş bir rekabet çerçevesinde ele alınmasına yol açıyor. Bununla birlikte, ABD ile diğer Batılı devletlerin bölgeye ilişkin önceliklerinin her zaman örtüşmediği görüşü de bu rekabet bağlamında ele alınıyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’ın parçalanmasından yana olmadığı ve anlaşmaya yönelik söylemleri bu yaklaşımın bir göstergesi olarak yorumlanabilir. 

Sistan-Belucistan’daki gelişmelerin etkisi İran ile sınırlı kalmıyor. Beluçların yaşadığı coğrafya, İran sınırlarının ötesine geçerek Pakistan ve Afganistan’a uzanır. Bu nedenle farklı ülkelerin sınırları içinde yaşayan Beluç toplulukları, aşiret ilişkileri, kültürel bağları ve ortak kimlikleri üzerinden bağlantılarını sürdürmektedir.

İran gibi Pakistan da Beluç sorunu ile uğraşmaktadır. Bu nedenle Pakistan’ın Türkiye ve Suudi Arabistan ile Mekke Ortak Savunma Anlaşması yapmış olması, bölgedeki gelişmeler karşısında nasıl bir politika izleyeceği sorusunu gündeme getiriyor. Pakistan ve Suudi Arabistan, bölgesel rekabetin ve güvenlik sorunlarının ciddiyetinin farkında. Bununla birlikte, Batılı devletlerle de iş birliği yürütüyorlar. Bu ilişkileri ülkelerin güvenlik, ekonomi ve diplomasi alanlarındaki ihtiyaçlarıyla birlikte değerlendirmek gerekiyor. Çünkü bölgede başka bir güç yok. 

SONUÇ

Sistan-Belucistan’daki istikrarsızlık, ekonomik sorunlar, siyasi temsil talepleri ve silahlı grupların faaliyetlerinin kesiştiği çok boyutlu bir güvenlik meselesidir. Bölgenin Umman Denizi’ne açılan stratejik konumu, bu sorunları İran’ın iç siyasetinin ötesine taşıyarak komşu ülkelerin güvenliği ve bölgesel güç rekabetiyle ilişkilendiriyor. İran’ın kalıcı istikrarı sağlaması, güvenlik önlemlerinin yanı sıra bölgedeki ekonomik ve siyasi sorunlara da çözüm üretmesine bağlıdır.

Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları