Euro
Arrow
56,0720
Dolar
Arrow
50,1543
İngiliz Sterlini
Arrow
67,1636
Altın
Arrow
6575,9289
BIST
Arrow
11.307
Anasayfa > Yazarlar > Doç.Dr. Yeşim Demir > Nükleer eşik

Nükleer eşik

X Facebook WhatsApp Mail ABONE OL Google News
Yayınlanma: 06.11.2026 06:00

ABD’li gazeteci Tucker Carlson, Trump’ın7 Kasım’da İran’a yönelik nükleer saldırı kararı alabileceğini öne sürdü. Ancak 3 Kasım’da yapılan ara seçimlerin ardından Cumhuriyetçilerin Kongre’deki çoğunluğunu kaybetmesi, Trump yönetiminin İran politikasının iç siyasi boyutunu da değiştirmiş durumda. Nitekim Temsilciler Meclisi üyesi Ted Lieu, seçimlerin ardından yaptığı açıklamada İran savaşını sona erdirmeye yönelik bir yasa tasarısı üzerinde çalışacaklarını belirtti. Bu gelişme, ABD’de siyasi dengelerin İran politikasına olası etkilerini de tartışmaya açtı. Hatta ülkede, “İran rejiminden önce Teksas’taki rejim değişti” ifadesi mizah konusu oldu. Ayrıca Donald Trump, nükleer silah kullanma iddialarına ilişkin olarak da buna ihtiyaç olmadığını, İran’ın askeri kapasitesinin büyük ölçüde ortadan kaldırıldığını savundu.

Bu gelişmeler, Trump’ın İran konusunda bundan sonraki adımlarını atarken Kongre’de daha güçlü bir siyasi muhalefetle karşılaşabileceğini gösteriyor. Bununla birlikte seçim sonuçlarının başkanın askeri yetkilerini ortadan kaldırmadığını da belirtmek gerekir. Dolayısıyla seçim sonuçları, İran’a yönelik yeni bir operasyonu imkansız hale getirmemekte; ancak böyle bir kararın da kolay alınamayacağı bir gelişme olarak öne çıkmaktadır.

Nükleer saldırı iddiası gerçekleşsin ya da gerçekleşmesin, dünya gündemini meşgul eden bir konudur. Peki, gerçekten böyle bir saldırı mümkün mü? Ya da saldırı olursa bunun askeri, siyasi ve çevresel sonuçları ne olur?

Olası hedef ve silah seçenekleri

Hedefler arasında, İran’ın Natanz nükleer tesisinin yakınında, Kazma Dağı’nda bulunan yeraltı tesisi de yer alıyor. Tesisin işlevi ve içeride yürütülen faaliyetleri net olarak bilinmemekle birlikte İran’ın nükleer programını sürdürdüğü gerekçesiyle bu tesisin vurulması gerektiği ileri sürülüyor. Bu çerçevede, olası bir saldırıda hangi silahların kullanılabileceği sorusu da gündeme geliyor.

ABD’nin “tüm bombaların anası” olarak nitelendirilen güçlü konvansiyonel silahı kullanmayı düşündüğü iddia edilmiştir(İran’ın da buna karşın tüm bombaların babasını tanıtacaklarını söylemiştir). Ancak söz konusu konvansiyonel bombanın yerin derinliklerinde bulunan bir tesisi imha edemeyeceği için B61-11 veya B61-12 gibi yeraltı delici bir nükleer bomba kullanılacağı gündeme gelmiştir. 

Askeri hareketlilikle ilgili gelişmeler de olası bir operasyon ihtimaline yönelik değerlendirmeleri artırdı. ABD’nin Ekim ayında bölgeye yaklaşık 9 bin asker gönderdiğine, kasım başında çok sayıda ABD nakliye ve yakıt ikmal uçağının İsrail’deki Ramon Hava Üssü’ne konuşlandırıldığına ilişkin haberler yayımlandı. Bu gelişmeler, bölgede olası bir askeri operasyon için hazırlık yapıldığı yönündeki iddiaları güçlendirdi. Bununla birlikte ABD Başkanı Donald Trump’ın Florida’daki malikanesinin de bulunduğu Mar-a-Lago’ya hava savunma sistemleri konuşlandırılması da dikkat çeken gelişmeler arasında yer aldı.

Diğer taraftan İranda olası nükleer saldırı durumunda vatandaşların alması gereken önlemleri içeren birvideo yayımladı.

Nükleer saldırının sonuçları

Olası bir nükleer saldırıda B61-11 veya B61-12 gibi silahların kullanılabileceği yönündeki iddialar, nükleer tehdidin niteliğini daha da önemli hale getiriyor. 

Olası bir saldırının Hiroşima’ya atılan bomba ile aynı ölçekte olacağını söylemek mümkün değildir. Ancak daha düşük patlama gücüne sahip bir nükleer silahın kullanılması da sonuçların sınırlı kalacağı anlamına gelmez. Nükleer patlamanın etkisi, kullanılan silahın gücünün yanı sıra patlama yüksekliğine, hedefin özelliklerine, çevresel koşullara ve ortaya çıkan radyoaktif serpintinin yayılımına bağlıdır.

Nükleer silahların yıkıcı etkisini yalnızca patlama anında açığa çıkan enerjiyle açıklamak da yeterli değildir. Bu silahlar, atom çekirdeklerinin parçalanması veya birleşmesi sonucunda çok büyük miktarda enerji açığa çıkarır. Açığa çıkan enerji, patlama dalgası, yoğun ısı ve iyonlaştırıcı radyasyon yoluyla geniş çaplı yıkıma neden olur.

Ancak nükleer silahların en önemli sonuçlarından biri, patlama sonrasında ortaya çıkabilen radyoaktif serpintidir. Özellikle yer yüzeyine yakın veya yeraltında gerçekleşen patlamalarda toprak, kaya ve diğer maddeler radyoaktif hale gelerek atmosfere taşınabilir. Rüzgar ve yağış gibi meteorolojik koşullar, bu maddelerin geniş alanlara yayılmasına neden olabilir. Böyle bir durumda yalnızca hedef alınan tesis ve yakın çevresi değil, sınırları aşan geniş bir coğrafya da etkilenebilir. Bununla birlikte radyoaktif kirliliğin süresi ve yayılım alanı, patlamanın niteliğine ve çevresel koşullara göre değişir.

Burada Çernobil örneğine de dikkat çekmek gerekir. Ancak Çernobil’de yaşananlar bir nükleer silah patlaması değil, nükleer santralde meydana gelen bir reaktör kazasıdır. Dolayısıyla iki olayın fiziksel mekanizmaları ve etkileri aynı değildir. Buna rağmen Çernobil, radyoaktif maddelerin sınırları aşan çevresel ve sağlık sonuçlarını göstermesi bakımından önemli bir örnektir. İran’da gerçekleşebilecek bir nükleer saldırı yalnızca askeri hedefle sınırlı kalmayacak, İran halkının yanı sıra komşu ülkelerde yaşayan milyonlarca insanı etkileyebilecek sonuçlar doğurabilecektir.

Bölgesel Savaş Riski

Böyle bir saldırı karşısında İran’ın teslim olacağını veya askeri karşılık vermeyeceğini düşünmek gerçekçi değildir. İran yönetimi, varlığını tehdit eden bir saldırı karşısında elindeki askeri imkanlarla misilleme yoluna gidebilir. İranlı yetkililerin olası bir saldırının karşılıksız kalmayacağını ve çatışmanın geniş bir alana yayılabileceğini belirten açıklamaları da bu açıdan önem taşımaktadır. Dolayısıyla nükleer saldırı, savaşı sona erdirmek yerine çatışmanın coğrafi ve askeri kapsamını genişletecektir.

Özellikle İran yönetiminin artık kaybedecek bir şeyi kalmadığı düşüncesine kapılması, daha yüksek risk içeren misilleme yöntemlerine yönelmesine neden olabilir. Bu durum, yalnızca ABD ile İran arasındaki çatışmayı değil, ABD ile iş birliği yapan bölge ülkelerini de doğrudan etkileyecektir.

Saldırı hedefe ulaşır mı?

Nükleer saldırı seçeneğinin değerlendirilmesinde yalnızca askeri hedefin imha edilip edilemeyeceğine değil, bu saldırının siyasi sonuçlarına da bakmak gerekir. İran’ın nükleer tesislerinin vurulması, nükleer programın belirli unsurlarına zarar verebilir. Ancak bu durum, İran’ın nükleer faaliyetlerini tamamen sona erdireceğini garanti etmez.

Ayrıca böyle olası bir saldırı, İran’da rejime karşı toplumsal tepki oluşturmak yerine milliyetçi duyguları güçlendirebilir. 

Dolayısıyla temel soru, olası bir operasyonun İran’ın nükleer kapasitesine ne ölçüde zarar vereceğinden ibaret değildir. Asıl mesele, bu operasyonun daha önceki askeri müdahalelerde elde edilemeyen sonucu sağlayıp sağlayamayacağı ve savaşı sona erdirip erdiremeyeceğidir. Üstelik böyle bir müdahalenin askeri sonuçlarının yanı sıra uluslararası hukuk bakımından doğurabileceği sorumluluklar da göz ardı edilmemelidir.Böyle bir saldırıyı gerçekleştirenlerin, bugün olmasa bile gelecekte uluslararası hukuk çerçevesinde hesap verme ihtimali göz ardı edilmemelidir.

Sonuç olarak, İran’a yönelik olası bir nükleer saldırı, yalnızca bir nükleer tesisin imha edilmesi veya İran’ın askeri kapasitesinin zayıflatılması meselesi değildir. Böyle bir karar, bölgesel savaşın genişlemesi, enerji güvenliğinin zarar görmesi, radyoaktif kirliliğin sınırları aşması ve nükleer silahların yayılmasının önlenmesine yönelik uluslararası çabaların zayıflaması gibi çok boyutlu sonuçlar doğuracaktır.

Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları