Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Basra Körfezi’nde yer alan ve monarşik geleneklere sahip yedi küçük şeyhlikten oluşan federal bir yapıdır. Arap dünyasında şehir merkezli federatif yapılanmanın en belirgin örneklerinden biri olarak öne çıkan BAE, ekonomik gücünü büyük ölçüde petrol ve doğal gaz gelirlerinden elde etmektedir. Bununla birlikte ülke, yalnızca enerji ihracatına dayalı bir ekonomiyle sınırlı kalmamış, yeşil enerji, sivil nükleer enerji, savunma sanayii, siber teknoloji, yapay zekâ ve uzay teknolojileri gibi alanlarda da önemli yatırımlar yapmıştır.
Ekonomik kapasitesi, stratejik coğrafi konumu ve küresel ticaret ağlarıyla kurduğu ilişkiler sayesinde BAE, zamanla yalnızca ekonomik bir aktör değil, aynı zamanda bölgesel güvenlik ve jeopolitik dengelerde etkili bir ülke hâline gelmiştir.
BAE- İran gerginliğinde tarihsel geçmiş
BAE ile İran arasındaki ilişkiler, yalnızca güncel bölgesel krizler üzerinden değil, tarihsel ve jeopolitik rekabet çerçevesinde değerlendirilmelidir. İngiltere’nin 1971 yılında Basra Körfezi ve Süveyş Kanalı'ndan çekilmesi bölgede önemli bir güç boşluğu oluşturmuş ve yeni güvenlik sorunlarını beraberinde getirmiştir. Bu süreçte ortaya çıkan temel anlaşmazlıklardan biri, Basra Körfezi’ndeki Büyük Tunb, Küçük Tunb ve Ebu Musa adaları üzerindeki hak iddiaları meselesidir.
İran ile BAE arasındaki ilişkilerin temel anlaşmazlık konularından biri hâline gelen bu adalar sorunu, iki ülke arasındaki siyasi güvensizliği kalıcı hâle getirmiştir. BAE, 2018 yılında Kapsamlı Ortak Eylem Planı’ndan (KOEP) ABD’nin çekilmesini destekleyip İran’a yönelik yaptırımlara yakın bir pozisyon alması BAE ve İran arasındaki gerilimi daha da artırmıştır.
Bununla birlikte iki ülke arasındaki ilişki aynı zamanda ekonomik bağımlılık ve karşılıklı çıkarları da içerir. İran’ın BAE’yi doğrudan varoluşsal bir tehdit olarak görmediği, ancak kendi ulusal güvenliğini tehdit edecek bir cepheye dönüşmesini engellemeye çalıştığı söylenebilir.
Arap Baharı Sonrası BAE’nin Bölgesel Faaliyetleri
2011 yılında gerçekleşen Arap Baharı sonrasında BAE’nin dış politika yaklaşımında belirgin bir değişim yaşanmıştır. Daha önce büyük ölçüde Suudi Arabistan’ın gölgesinde kalan BAE, bu süreçten sonra daha aktif ve müdahaleci bir dış politika izlemeye başlamıştır.
BAE, Yemen, Libya ve Sudan gibi kriz alanlarında doğrudan veya dolaylı biçimde etkili olmuş, liman yatırımları, askerî üsler ve vekâlet aktörleri üzerinden bölgesel nüfuz alanı oluşturmaya çalışmıştır. Aynı zamanda Batılı ülkelerle ortak hareket ederek IŞİD gibi radikal örgütlerle mücadelede etmiş ve güvenlik iş birliğini güçlendirmiştir.
BAE'nin başkenti ve en zengin emirliği olan Abu Dabi, İran’ın bölgesel etkisini sınırlandırmayı temel güvenlik önceliklerinden biri olarak değerlendirmiştir. Bu nedenle BAE, ABD’nin İran’a yönelik baskı politikasını destekleyen Körfez ülkeleri arasında ön sıralarda yer almıştır. Bunun yanında İran’ın bölgesel etkisine karşı Arap ülkeleri arasında bir Arap NATO ittifakı oluşturulmasına yönelik girişimlerde aktif rol üstlenmiştir.
Ticaret ve Güvenlik İkilemi
Siyasi gerilimlere rağmen İran ile BAE arasındaki ekonomik ilişkiler uzun yıllar güçlü biçimde devam etmiştir. Dubai, İran sermayesi ve İranlı şirketler için önemli bir ticaret, finans ve lojistik merkezi hâline gelmiştir. BAE’de yaşayan İranlı nüfusun önemli bir kısmı da bu şehirde yoğunlaşmaktadır. Ancak ABD’nin KOEP’ten çekilmesi ve yaptırımların yeniden sertleşmesi, bu ekonomik dengeyi önemli ölçüde zayıflatmıştır.
Dolayısıyla Abu Dabi’nin güvenlik eksenli İran politikası ile Dubai’nin ticari çıkarları arasında zaman zaman farklı öncelikler ortaya çıkmıştır. Bu durum, BAE içinde ekonomik pragmatizm ile güvenlik kaygıları arasında hassas bir denge bulunduğunu göstermektedir.
BAE’nin ABD ve İsrail ile Stratejik Yakınlaşması
BAE’nin dış politika ve güvenlik stratejisinde ABD ile kurduğu yakın ilişki belirleyici unsurlardan biri olmuştur. Basra Körfezi’nin girişinde ve Orta Asya’ya uzanan ticaret yolları üzerinde bulunması, ülkeye önemli bir stratejik avantaj sağlamaktadır. Ancak bu coğrafi konum aynı zamanda ciddi güvenlik risklerini de beraberinde getirmektedir.
BAE yönetimi geçmişte Arap milliyetçisi örgütlerden ve bölgesel istikrarsızlıktan endişe duyarken, ilerleyen süreçte İran destekli grupları, el-Kaide ve IŞİD gibi farklı aktörleri güvenlik tehdidi olarak görmeye başlamıştır. Bu nedenle ülke, güvenliğini büyük ölçüde ABD ile kurduğu askerî ve stratejik ortaklık üzerinden sağlamaya çalışmaktadır.
ABD açısından ise BAE hem önemli bir silah pazarı hem de İran’ın bölgesel etkisini sınırlamada stratejik bir ortak olarak değerlendirilmektedir. Bu karşılıklı güvenlik ilişkisi, son yıllarda İsrail ile gelişen ilişkilerle daha da derinleşmiştir.
İsrail açısından Körfez ülkeleri yalnızca güvenlik alanında değil, teknoloji, enerji, istihbarat ve ekonomi bakımından da önemli fırsatlar sunmaktadır. Bu nedenle İbrahim Anlaşmaları sonrasında BAE-İsrail ilişkileri hızla gelişmiştir. Ancak bu yakınlaşma, Arap dünyasında ve Körfez kamuoyunda farklı tartışmaları da beraberinde getirmiştir.
İran-İsrail geriliminin tırmandığı dönemde İsrail’in BAE’ye hava savunma sistemi yerleştirdiği ve bu sistemi kullanacak İsrail askeri personelinin gönderildiği yönünde haberler gündeme gelmiştir. Ayrıca sızdırılan belgelere göre İsrail’in BAE’nin Suudi Arabistan sınırına yakın Arrade bölgesinde askeri üs kuracağına ilişkin iddialar da özellikle Arap ülkelerinde güvenlik kaygılarını artırmıştır.Yine İsrail Başbakanı Binyamin Netenyahu ile birlikte Mossad ve Şin Bet başkanlarının BAE ziyareti de BAE yetkililerinin yalanlamasına rağmen tartışmalara neden olmuştur. Her ne kadar taraflar bu iddiaların bir kısmını reddetmiş olsa da ortaya çıkan tartışmalar Körfez’de yeni güvenlik dengelerinin oluştuğunu göstermektedir.
Bu tablo, BAE’nin güvenlik yaklaşımında Batılı müttefikleri ve İsrail ile ilişkilerine daha fazla ağırlık verdiğini göstermektedir.
Mısır’ın Sürece Dahil Olması ve Yeni Güvenlik Denklemleri
Ortadoğu’daki son gelişmeler yalnızca Körfez ülkelerini değil, Mısır gibi bölgesel aktörleri de doğrudan etkilemektedir. Mısır’ın BAE’de bulunan el-Zafra Hava Üssü’ne,çok önemli işlevleri olan Rafale savaş uçakları göndermesi, bölgesel güvenlik dengeleri açısından dikkat çekici bir gelişme olarak değerlendirilmektedir. Bu üs daha önce de ABD ve Fransa’ya da ev sahipliği yapmıştır.
Mısır’ın bu adımı, Husilerin Babülmendep Boğazı ve Kızıldeniz hattına yönelik tehditleri karşısında Süveyş Kanalı’nın güvenliğini koruma çabasıyla ilişkilendirilebilir.
Ancak bu gelişmelerin İran-ABD arasındaki ateşkes sürecine denk gelmesi, bölgede çatışmaların yeniden tırmanabileceği yönündeki tartışmaları da beraberinde getirmiştir. Özellikle Körfez’deki askerî hareketlilik, taraflar arasındaki güvensizliğin hâlen devam ettiğini göstermektedir.
Öte yandan BAE’nin 2013 sonrasında Mısır ekonomisine sağladığı ekonomik destek, altyapı yatırımları ve Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi yönetimine verdiği siyasi destek dikkate alındığında, Mısır-BAE ilişkilerinin stratejik bir boyut kazandığı görülmektedir.
Bununla birlikte İran’ın, Körfez ülkelerindeki üslerin kendisine karşı kullanılmasını doğrudan tehdit olarak algıladığı bilinmektedir. Bu nedenle, İran, Mısır’ı da bu kapsamda değerlendirerek, bölgedeki yabancı askerî varlığın artmasını daha sert saldırılar için bir gerekçe olarak görebilir. Böyle bir senaryo, çatışmaların yayılma riskini artırırken bölgesel ekonomiler üzerinde de ciddi bir baskı oluşturabilir.
Sonuç
BAE ile İran arasındaki ilişkiler, yalnızca iki ülke arasındaki ikili anlaşmazlıklarla sınırlı değildir. Bu ilişki aynı zamanda Körfez güvenliği, ABD’nin bölgesel stratejisi, İsrail’in normalleşme politikaları ve enerji jeopolitiği gibi çok katmanlı unsurların kesişim noktasında yer almaktadır.
Monarşik yapıya sahip Körfez ülkelerinin geçmişte İngiltere, günümüzde ise büyük ölçüde ABD’nin güvenlik desteğine dayandığı görülmektedir. Son dönemde İsrail ile geliştirilen ilişkiler de bu güvenlik mimarisinin yeni bir boyutunu oluşturmaktadır.
ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee’nin çağrısında da görüldüğü üzere, Körfez ülkelerinin, önümüzdeki süreçte İran ile İsrail arasında daha net tercihler yapmaya zorlanması ihtimali, bölgedeki kutuplaşmayı derinleştirebilir. Bu durum yalnızca güvenlik dengelerini değil, enerji ticaretinden finansal ilişkilere kadar geniş bir alanı etkileyebilecek sonuçlar doğurabilir. Dolayısıyla BAE-İran ilişkilerinin geleceği, yalnızca iki ülkenin politikalarıyla değil, aynı zamanda Ortadoğu’daki genel jeopolitik dönüşümün yönüyle de şekillenecektir.
Çok Okunanlar
İstanbul Valiliği'nden kitap listesi üzerine açıklama: Okul müdürü açığa alınd
AKP'li vekil eşi için fakirlik belgesi düzenledi iddiası
Sinan Akçıl'ın A Milli Takım'a yazdığı Dünya Kupası şarkısı 'Türkler geliyor'
Bülent Arınç'tan Semih Yalçın'a 'fosil' yanıtı
Gözaltına alınan Rasim Ozan Kütahyalı Adana’ya getirildi
Fethiye'de meyhane açılışını duayla yaptılar
Haçlı Saldırıları!..
Dolu ve sağanak yağış etkili oldu, günlük yaşam aksadı
'Ben ekonomistim, verin yetkiyi bu kardeşinize'
Küresel gıda jeopolitiği ve Türkiye'nin stratejik tarım vizyonu