Önemli bölgesel değişimler çoğu zaman dünyanın dikkati başka krizlere odaklanmışken ortaya çıkar. İran’a karşı savaşın sürdüğü bir dönemde İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırıları yeniden gündeme gelmiştir. Bu saldırılar, Lübnan’da uzun yıllardır yaşanan en ciddi istikrarsızlaştırıcı gelişmelerden biri olarak görülmektedir.
İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırıları İran ile ilişkilendirilse de aslında daha geniş bir bölgesel hesaplaşmanın yansıması niteliğindedir. İsrail’in Lübnan’a müdahalesi yeni değildir. 1978 ve 1982 yıllarında gerçekleştirilen askeri operasyonlar, bu politikanın tarihsel arka planını oluşturmaktadır. Bu müdahaleler, Hizbullah’ın etkin bir aktör olarak sahneye çıkmasından önceki dönemde görülmüştür. Lübnan’ın jeopolitik konumu, ülkeyi tarihsel olarak bölgesel çatışmaların merkezinde konumlandırmıştır.
İsrail’in Lübnan’a saldırısının nedenleri çok boyutludur. Bunlardan ilki, İsrail’in kendi güvenliği açısından tehdit olarak gördüğü Hizbullah’ın Lübnan’daki askeri ve siyasi gücünü zayıflatma ve mümkünse ortadan kaldırma hedefidir. İkinci olarak, Lübnan’ın güneyini kontrol altına alarak topraklarını genişletmek. Üçüncü olarak ise İran’a karşı yürütülen geniş çaplı mücadelede, İsrail ve ABD’nin farklı cephelerde hareket ederek birbirlerinin yükünü hafifletmesi stratejisidir.
Hizbullah Faktörü
İsrail saldırılarının odağında sürekli olarak Hizbullah yer almaktadır. Hizbullah, Lübnan’da faaliyet gösteren güçlü bir siyasi ve silahlı aktör olmakla birlikte ülkenin tamamını temsil etmemektedir. İsrail, Hizbullah’ı İran’ın bölgesel nüfuz ağının bir parçası ve kendi güvenliği açısından doğrudan bir tehdit olarak görmektedir. Bu nedenle Hizbullah’ın eylemlerini gerekçe göstererek Lübnan’a yönelik askeri operasyonlarını meşrulaştırmaktadır. Bu durum, İsrail’in müdahalelerine uluslararası düzeyde dayanak oluşturma çabası olarak da değerlendirilmektedir.
Ancak sahadaki gerçeklik, bu saldırıların yalnızca Hizbullah ile sınırlı kalmadığını göstermektedir. İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırıları doğrudan ülke topraklarını, altyapıyı ve sivil yaşamı da hedef almaktadır. Su kaynaklarının zarar görmesi, altyapının tahrip edilmesi ve sivil yerleşimlerin etkilenmesi bu durumun somut örnekleridir. Bu yönüyle Gazze’de yaşanan yıkım süreci, benzer bir örnek olarak akla gelmektedir.
İsrail’in bölgede genişleme ve güvenliğini sağlama yönündeki hedefleri bilinen bir gerçektir. İsrail’in Filistin, Suriye ve Sina Yarımadası gibi bölgelere yönelik güvenlik yaklaşımlarının yanı sıra, Lübnan’ın güneyinde Litani Nehri hattına kadar uzanan bir tampon bölge oluşturma hedefi bulunmaktadır. Bu strateji, tehditlerin sınırlandırılması ve İsrail’in kuzey sınırlarının güvenliğinin sağlanması amacını taşımaktadır. İran ile yaşanan gerilim ise bu hedeflerin uygulanması açısından İsrail’e önemli bir stratejik fırsat yaratmıştır.
İsrail açısından Hizbullah’a yönelik saldırılar, İran’ın Akdeniz’e uzanan stratejik nüfuz hattının kesilmesi anlamına gelmektedir. Böylece İran’ın doğu Akdeniz’e erişiminin sınırlandırılması hedeflenmektedir.Ayrıca askeri baskı yoluyla Lübnan hükümetinin Hizbullah’ı silahsızlandırmaya zorlanması da bu stratejinin bir parçası olarak görülmektedir. Nitekim Lübnan içinde Hizbullah ile merkezi hükümet arasında uzun süredir devam eden belirgin bir siyasi gerilim bulunmaktadır. Hükümet, Hizbullah’ın askeri ve güvenlik faaliyetlerini yasaklamışve İran büyükelçisinin ülkeyi terk etmesini talep etmiştir.
İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırıları aynı zamanda ABD’nin İran ile yürüttüğü müzakerelerde dolaylı bir baskı unsuru olarak da kullanılmaktadır. Bununla birlikte yalnızca İsrail ve ABD değil, Körfez ülkelerinin bir kısmı da Lübnan hükümetinin Hizbullah’ın silahlı gücünü sınırlamaya yönelik adımlarını dolaylı olarak desteklemektedir.
Öte yandan, Lübnan ile müzakere masasına oturulması İsrail açısından saldırıların sona ereceği anlamına gelmemektedir. İsrail, diplomasi ile askeri operasyonları birbirini tamamlayan araçlar olarak değerlendirmektedir.
Sonuç
İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırıları, yalnızca Hizbullah eksenli bir güvenlik meselesi değil, daha geniş bir bölgesel güç mücadelesinin parçasıdır. Bu çerçevede Lübnan, İran ile İsrail arasındaki rekabetin doğrudan etkilediği bir bölge haline gelmiştir. İsrail’in stratejisi, askeri baskı ile hem sahada caydırıcılık oluşturmak hem de Lübnan iç siyasetini yeniden şekillendirmeye çalışmak yönünde olduğu söylenebilir. Ancak +bu yaklaşım, devlet dışı aktörleri hedef alırken aynı zamanda devlet yapısını ve sivilleri de olumsuz etkilemekte, dolayısıyla uzun vadeli istikrarsızlık riskini artırmaktadır. Bölgedeki vekâlet savaşları dikkate alındığında, Lübnan’ın kırılgan siyasi yapısı bu tür müdahalelere karşı oldukça hassas bir konumdadır.
Çok Okunanlar
Fenerbahçe itiraz etmişti: Galatasaray’dan Osimhen savunması
Tahran'da yeniden patlama sesleri duyuldu
Mustafa Türkay Sonel’in kamuflajlı ve silahlı fotoğrafı ortaya çıktı
İran'da mahsur kalan THY uçağı yurda döndü
İktidar ortağında baraj sorunu! Üçüncü sıra değişti
Trump tamam ama Miçotakis’ten de korkuyor olamazlar!..
CHP Genel Başkanı Özel ve Ercan Seki arasında 'haysiyet cellatlığı' gerginliği
Güvenin ekonomisi: Tüketici ne hissediyorsa piyasa bir süre sonra onu yaşar!
Frenler boşaldı! Avrupa ve Türkiye savaş hattında
ABD 'İran yerine İtalya katılsın' demişti: İtalya’dan Dünya Kupası yanıtı