Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
52,2513
Dolar
Arrow
45,0141
İngiliz Sterlini
Arrow
59,8473
Altın
Arrow
6634,7665
BIST
Arrow
10.729

Savaşlar savaş meydanında başlamaz

Savaşlar çoğu zaman ilk kurşunun atıldığı anda başlamaz aksine, uzun süredir biriken gerilimlerin görünür hale geldiğinin göstergesidir. 

27 Şubat’ta Pakistan’ın Afganistan’a yönelik başlattığı askeri operasyon, ilk bakışta iki ülke arasındaki kronik güvenlik sorunlarının yeni bir yansıması gibi görünse de gelişmelerin zamanlaması bu müdahaleye daha geniş bir perspektiften bakmayı gerektiriyor. Taliban yönetimini doğrudan hedef alan bu operasyon sadece sınır güvenliği ya da terörle mücadele perspektifiyle açıklanabilecek bir hamle olmaktan uzak kalmaktadır.

Mevcut tabloyu yalnızca güvenlik eksenli okumak yetersiz kalır. Çünkü Pakistan’ın operasyonu, İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırısından yalnızca bir gün önce gerçekleşti. Bu çarpıcı zamanlama, bölgedeki gelişmelerin birbirinden bağımsız olmadığını, aksine daha büyük bir stratejik resmin parçaları olabileceğini düşündürüyor.

Bu gelişmeler doğrultusunda, İran’a yönelik askeri baskının arttığı bir dönemde, Pakistan’ın Afganistan hattında askeri bir cephe açması, “İran’ın çevrelenmesi” tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. Afganistan’daki Taliban yönetiminin İran’a destek verdiğini açıklaması, bölgedeki kırılma noktalarını daha da belirgin hale getirirken, Pakistan’ın Suudi Arabistan ile geliştirdiği savunma iş birliği olası bir bölgesel cepheleşmenin ipuçlarını veriyor.

Bunun yanında, Pakistan’ın son yıllarda izlediği çok yönlü dış politika da dikkat çekmektedir. Bir yandan Çin ile ekonomik ve stratejik ilişkilerini sürdürürken, diğer yandan ABD ile yeniden yakınlaşma arayışında olan İslamabad, aslında iki büyük güç arasında denge kurmaya çalışmaktadır. Ayrıca ABD’nin Afganistan’dan çekilmiş olması bölgeyi terk ettiği anlamına gelmiyor, aksine ABD’nin Pakistan üzerinden yeni bir denge siyaseti kurmaya çalıştığı görülüyor.

Bu çerçevede söz konusu stratejinin arka planında üç temel unsur öne çıkıyor: Çin’in bölgesel etkisini sınırlamak, İran’ı dengelemek ve Orta Asya’nın enerji ve nadir toprak kaynaklarına erişimi kontrol altında tutmak. Dolayısıyla Pakistan’ın Afganistan’a yönelik operasyonu, sadece güvenlik değil aynı zamanda ekonomik ve jeopolitik bir hamle olarak da okunmalı.

Öte yandan Afganistan’ın son dönemde Pakistan’a olan ekonomik bağımlılığını azaltarak İran ve Hindistan ile alternatif ticaret hatları geliştirmesi, İslamabad açısından ciddi bir stratejik kayıp anlamına geliyor. Hindistan’ın Çabahar Limanı üzerinden Orta Asya’ya açılma hamlesi, Pakistan’ı bölgesel ticaret denkleminden dışlama potansiyeli taşımaktadır. Bu durum, askeri hamlelerin ekonomik rekabetle ne kadar iç içe geçtiğini açıkça gösteriyor.

Bu gelişmelerin doğal sonucu olarak, bugün Pakistan ile Afganistan arasında yaşanan gerilim, artık iki ülke arasındaki bir sınır sorunu olmaktan çıkmış durumdadır. Güney Asya, Orta Asya ve Ortadoğu’yu birbirine bağlayan bu hat, küresel güç rekabetinin yeni cephelerinden biri haline gelmektedir.

Nitekim, İran’a yönelik askeri baskının arttığı, enerji ve ticaret koridorlarının yeniden şekillendiği bir dönemde, Afganistan’ın jeo-stratejik konumu daha da kritik hale gelmiş durumdadır. Bu coğrafyada yaşanacak her istikrarsızlık, yalnızca bölge ülkelerini değil, Rusya’dan Avrupa’ya kadar uzanan geniş bir ekonomik ve güvenlik ağını etkileyebilir.

Sonuç olarak, Pakistan’ın Afganistan’a yönelik operasyonu, ne yalnızca bir sınır güvenliği hamlesi ne de anlık bir askeri refleks olarak değerlendirilebilir. Bu gelişme, İran savaşıyla eş zamanlı olarak ortaya çıkan ve giderek genişleyen bir jeopolitik kriz zincirinin parçasıdır.

Dolayısıyla, bugün karşımızda olan tablo çok açıktır: Farklı cephelerde yaşanan çatışmalar, aslında aynı stratejik oyunun farklı hamleleridir. Ve bu oyun, artık sadece bölgesel değil, küresel güç dengelerini yeniden şekillendirecek kadar büyümüştür.