Komşu bir ülkede siyasal istikrarın bozulması ve askeri gerilimin artması, sınır ülkeleri açısından yalnızca diplomatik bir sorun değil, aynı zamanda doğrudan güvenlik ve insani kriz riski taşıyan çok boyutlu bir gelişmedir. Böyle durumlarda bölgesel istikrarsızlık, sınır güvenliği riski ve göç hareketleri ihtimali ön plana çıkar. Bu nedenle krizden etkilenme potansiyeli bulunan ülkeler, olası senaryolara karşı önleyici ve acil müdahale stratejileri geliştirmek durumundadır.
ABD ile İran arasında çıkabilecek olası bir savaş, yalnızca askeri dengeleri değil, göç hareketlerini, sınır güvenliğini ve bölgesel istikrarı da etkileyebilecek potansiyele sahiptir. Türkiye açısından en önemli risklerden biri, İran’dan gelebilecek kontrolsüz ve kitlesel bir göç dalgasıdır.
İran’dan Göçün Tarihsel Geçmişi
Göç ve mülteci denince akla ilk olarak Suriyeli, Iraklı ve Afganlı gelmektedir. Ancak bunlar arasında İranlı göçmenler de göz ardı edilmemelidir. İran’dan göç yeni bir olgu değildir. Özellikle 1979’daki İran İslam Devrimi sonrasında siyasi nedenlerle başlayan göçler, zaman içinde ekonomik ve toplumsal nedenlerle çeşitlenmiştir. Devrim sonrasında öncelikle monarşi yanlıları, eski rejim mensupları ve muhalif gruplar ülkeyi terk etmiş, 1980–1988 arasındaki İran-Irak Savaşı ise güvenlik temelli yeni bir göç dalgası üretmiştir. Devrim yanlısı kesimden de göçler olduğu görülmüştür. Buna örnek olarak, İran-Irak Savaşı sonrası rejimle ilişkili sermaye sahipleri gösterilebilir. 2009 yılında gerçekleştirilen cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından ortaya çıkan Yeşil Hareket süreci de siyasi ve nitelikli yeni bir göç dalgasına yol açmıştır.
Sonraki yıllarda ise ekonomik yaptırımlar, yüksek enflasyon, işsizlik ve gelir kaybı göçün temel itici unsurları hâline gelmiştir. Göç yalnızca siyasi muhaliflerle sınırlı kalmamış, farklı etnik ve dini gruplar, eğitimli orta sınıf, iş insanları ve genç nüfus da bu sürece dahil olmuştur. Bu durum, göçün yapısal ve süreklilik gösteren bir olguya dönüştüğünü göstermektedir.
Ekonomik Baskılar ve Beyin Göçü
Son yıllarda yaptırımların etkisiyle İran ekonomisinde yaşanan daralma, özellikle eğitimli ve nitelikli insan gücünün ülke dışına yönelmesini hızlandırmıştır. İşsizlik oranlarının özellikle gençler ve kadınlar arasında yüksek olması, mesleki ilerleme olanaklarının sınırlı kalması ve gelir eşitsizliği, beyin göçünü artıran etkenler arasındadır.
Dünyada önemli bir sorun olan beyin göçü, İran için de azımsanmayacak düzeydedir ve ekonomik olarak önemli bir kayıp yaşatmaktadır. Bu yönde İran resmi makamlarının yaptığı açıklamalar ve basının değerlendirmeleri dikkat çekicidir. Beyin göçü ile kaybedilen insan sermayesinin, İran'ın petrol satışından elde ettiği gelirin yaklaşık iki katı olduğu ya da 10 petrol kuyusunun yanmasıyla eşdeğer olduğu yorumu yapılmıştır.
Nitelikli iş gücünün ve sermayenin dışarıya yönelmesi, uzun vadede ekonomik toparlanmayı zorlaştırmaktadır. Böylece siyasi baskılar ile ekonomik kırılganlık birbirini besleyen bir göç dinamiği üretmektedir.
Yaptırımlardan olumsuz etkilenen zenginler, gelirlerini ve yatırımlarını güvence altına alabilmek amacıyla ekonomik istikrarın olduğu ülkelere göç etmeyi tercih etmiştir. Gittikleri ülkelerde şirket kurarak ve yatırımlar yaparak para transferlerini gerçekleştirmişlerdir. Dolayısıyla bu gelişmeler göçe teşvik edici bir etken olmuştur.
Türkiye: Transit Ülke mi, Yerleşim Yeri mi?
İran vatandaşları açısından Türkiye uzun süredir önemli bir hedef ülkedir. Coğrafi yakınlık, vize kolaylığı, kültürel etkileşim, görece düşük ulaşım maliyetleri ve yerleşim işlemlerinin kolaylığı bu tercihte belirleyici olmaktadır. İzmir, Antalya, İstanbul ve Denizli gibi şehirler İranlıların yoğunlaştığı merkezler arasında yer almaktadır.
2018–2025 yılları arasında İran vatandaşları Türkiye’de konut satın alan yabancılar arasında üst sıralarda yer almıştır. Bu durum, Türkiye’nin yalnızca transit bir ülke değil, aynı zamanda yerleşim ve yatırım merkezi olarak da görüldüğünü göstermektedir.
Göç Dalgasının Bölgesel Yansımaları
İran’ın çok etnikli yapısı dikkate alındığında, olası bir iç istikrarsızlık veya savaş durumunda nüfus hareketleri yalnızca Türkiye’yi değil, Azerbaycan ve Ermenistan gibi komşu ülkeler ile Körfez ülkelerini de etkileyebilir.
Coğrafi yakınlık nedeniyle Avrupa ülkeleri de dolaylı etkilenebilir. Geçmiş kriz deneyimlerinde gözlendiği gibi ilk aşamada komşu ülkelere yönelen göç hareketlerinin, zamanla Avrupa’ya doğru kayma ihtimali de göz ardı edilmemelidir. Bu durum, göç konusunu bölgesel olmaktan çıkarıp daha geniş bir güvenlik ve istikrar sorununa dönüştürebilir.
Türkiye Açısından Muhtemel Sonuçlar
Türkiye halen dünyada en fazla sığınmacı barındıran ülkelerden biridir. Bu durum, yeni bir kitlesel göç dalgasının ekonomik ve toplumsal etkilerini daha hassas hâle getirmektedir. Olası bir İran-ABD savaşında iki farklı göç profili ortaya çıkabilir. İlki, savaş bölgesinden gelmeyen, sermayesini ve birikimini güvence altına almak isteyen üst ve orta sınıf İran vatandaşlarının özellikle Türkiye’deki büyükşehirlere yönelmesi muhtemeldir. Bu durum konut piyasası, kira artışları ve toplumsal yapı üzerinde etkili olabilir.
Diğeri ise, düzensiz göç hareketidir. İran üzerinden gelen, çoğunlukla Afganistan ve Pakistan kökenli göçmenler,Türkiye’yi ekonomik ve güvenlik açısından zor durumda bırakabilir. Geçmiş yıllarda kaçak yollarla Afganistan’dan gelenler dikkate alındığında, durumun ciddiyeti ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla bu süreç, yalnızca İran vatandaşlarının göçü olmaktan çıkabilir ve İran’ın transit ülke konumu nedeniyle çok daha karmaşık bir nüfus hareketine dönüşebilir.
Sonuç
ABD ile İran arasında çıkabilecek olası bir savaş, bölgesel istikrarı ve nüfus hareketlerini derinden etkileyebilir. Yıllarca Suriyeli mültecilere ev sahipliği yapan Türkiye, bu defa İran’dan gelecek muhtemel göç dalgası ile ekonomik, toplumsal ve güvenlik boyutları içeren daha karmaşık bir durumla karşılaşabilir. Ayrıca İran’da oluşabilecek bir güvenlik boşluğu, Türkiye’nin doğu sınırında silahlı grupların hareket alanını da genişletme ihtimali taşıyabilir. Bu da göç meselesini yalnızca insani değil, aynı zamanda güvenlik boyutuyla da ele alınması gereken bir konu hâline getirmektedir.
Burada asıl soruşudur: Türkiye, böyle olası bir hareketliliğe ne kadar hazırlıklıdır?
Çok Okunanlar
Havalimanlarına bomba ihbarı yapan çocuklara rekor ceza talebi
Selefi andına bir tepki de Cübbeli Ahmet'ten geldi
Kerem Aktürkoğlu’ndan Avrupa’da tarih yazan performans
Gürsel Tekin, 'seçilmiş il yöneticisine saldırdı' iddiası
Trafik cezalarında büyük artış: Hangi ihlale ne kadar ceza var?
Kahramanmaraş'ta 4.7 büyüklüğünde deprem
Kemalist Aydınlanma Derneği: 'Türkçe eğitim dili kırmızı çizgimizdir'
350 bin liranın aylık getirisi belli oldu
Seçimde bütün dengeyi onlar değiştirecek
Doğu Perinçek yeni ittifakı duyurdu