Görünürde, öyle...
Ama ortada onlarca soru işareti var.
Ermenistan'da sandıklar kapandı, sonuçlar açıklandı, Nikol Paşinyan bir kez daha siyasi ömrünü uzatmayı başardı.
Sivil Sözleşme Partisi yaklaşık yüzde 50 oy alarak parlamentoda çoğunluğu elde etti. İlk bakışta bu sonuç, Paşinyan'ın Batı yanlısı çizgisinin Ermeni halkı tarafından onaylandığı şeklinde yorumlanabilir.
Nitekim Brüksel'den Washington'a kadar birçok başkentten gelen tebrik mesajı bu okumayı haklı çıkarır nitelikte.
Ancak Kafkasya gibi hiçbir taşın yerinde durmadığı, hiçbir denklemin göründüğü kadar basit olmadığı bir coğrafyada seçim sonuçlarına yalnızca sandıktan çıkan rakamlar üzerinden bakmak hata olur.
Çünkü bu seçim sadece Paşinyan'ın politikalarının onayı ile ilgili değildi. Bu seçim aynı zamanda Rusya'nın Güney Kafkasya'daki nüfuzunun test edildiği, Batı'nın Ermenistan üzerinden yeni bir jeopolitik hat kurmaya çalıştığı ve Türkiye-Azerbaycan ekseninin bölgesel etkisinin ölçüldüğü bir referandum niteliği taşıyordu.
Sonuçlar gösterdi kiErmeni seçmen önemli ölçüde geçmişin travmalarıyla değil, geleceğin zorunluluklarını göze alarak hareket etmeyi tercih etti.
Elbette bu kadar basit değil.
Ermeni halkı gerçekten Batı'yı mı seçti, yoksa Rusya'dan duyduğu hayal kırıklığını mı sandığa yansıttı?
Zurnanın zırt dediği yer...
Buraya büyük bir soru işareti koyalım.
Gelin şimdi, yine yakın gözlüğümüzü takalım.
Özellikle 2020 Karabağ Savaşı ve sonrasında yaşanan gelişmeler Ermenistan'ın güvenlik algısını kökten değiştirdi. On yıllarca Moskova'nın koruması altında olduğunu düşünen Erivan, savaş sırasında ve sonrasında Kremlin'in beklenen desteği vermediğini gördü. Daha da önemlisi, Karabağ'ın fiilen Azerbaycan kontrolüne geçmesi Ermeni kamuoyunda "Rusya bizi sattı" düşüncesini güçlendirdi.
Açık konuşmakta yarar var; bugün Paşinyan'ın aldığı desteğin önemli bir bölümü aslında Ermeni halkının Batı sevgisinden değil, Rusya güvensizliğinden beslendi.
Bu nedenle seçim sonuçlarını "Ermenistan Batı kampına geçti" şeklinde okumak erken bir değerlendirme olur.
Rusya açısından bakıldığında ise ortada çelişkili bir tablo var. İlk bakışta Kremlin kaybetti gibi görünüyor. Moskova'nın desteklediği düşünülen siyasi aktörler beklenen başarıyı gösteremedi. Seçim süreci boyunca Rusya, sonuçların Paşinyan aleyhine çıkması için uğraştı ama sonuç alamadı.
Ancak yine de Rusya'nın Kafkasya'yı tamamen kaybettiğini söylemek için henüz çok erken.
Çünkü Ermenistan ekonomisinin kritik sektörlerinde hâlâ Rus sermayesi var. Enerji altyapısının önemli bölümü Rus etkisi altında. Ermeni diasporasının önemli bir kısmı Rusya'da yaşıyor. Üstelik Ermenistan hâlâ Avrasya Ekonomik Birliği üyesi. Paşinyan da seçim sonrasında yaptığı açıklamalarda Rusya ile ilişkileri tamamen koparmayacağını özellikle vurguladı.
Bu nedenle Putin'in oyunu kaybettiğini değil, oyunun kurallarını değiştirmeye hazırlandığını söylemek daha doğru olabilir.
Rus dış politikasının temel refleksinin, kaybettiği alanı tamamen terk etmek değil, o alanı yönetilemez hale getirerek rakiplerinin maliyetini artırmak olduğunu biliyoruz. Yakın tarihteki örneklerine bakalım, mesela, Gürcistan'da bunu yaptı. Moldova'da yaptı. Ukrayna'da çok daha sert biçimde yaptı.
Yani, Ermenistan'da da benzer bir strateji ihtimal dışı değil.
Dolayısıyla önümüzdeki dönemde Moskova'nın Erivan üzerindeki ekonomik baskıyı artırması, iç siyasetteki fay hatlarını daha görünür hale getirmesi ve Batı'nın vaat ettiği dönüşümün maliyetlerini Ermeni halkına hissettirmeye çalışması şaşırtıcı olmayacaktır.
Peki Batı ne istiyor?
Batı'nın Ermenistan'a duyduğu ilginin temelinde romantik demokrasi söylemleri yok. Aksine, sert jeopolitik hesaplar var. Avrupa Birliği için Ermenistan, Rusya'nın güney kanadında yeni bir nüfuz alanı anlamına geliyor. ABD açısından ise İran, Rusya ve Çin ekseninin kesişim noktasında bulunan stratejik bir ülke.
Ancak buradaki sıkıntıya dikkat çekelim.
Batı, Ermenistan'a siyasi destek verebilir. Finansal yardım sağlayabilir. Reform paketleri hazırlayabilir.
Fakat Ermenistan'ın güvenlik ihtiyacını karşılayabilecek mi?
Bu sorunun cevabı net değil.
Rusya'nın yerini dolduracak bir Batı güvenlik şemsiyesi henüz ortada görünmüyor. NATO üyeliği bugünün ahval şeraitinde pek gerçekçi değil. Avrupa Birliği üyeliği ise uzun yıllar alabilecek bir süreç. Dolayısıyla Paşinyan'ın Batı'ya yönelme stratejisi şu aşamada büyük ölçüde siyasi bir tercih olsa da güvenlik açısından önemli riskleri barındırmakta.
Gelelim bizim memlekete, Türkiye açısından tablo daha farklı.
Ankara uzun yıllardır Ermenistan ile normalleşme sürecini temkinli biçimde yürütmeye çalışıyor. Paşinyan ise geçmiş Ermeni liderlerinden farklı olarak bu süreci tamamen reddeden bir çizgi izlemiyor. Son dönemde Türkiye ile ilişkiler konusunda kullandığı dil de bunun göstergesi.
Ancak burada aşırı iyimserliğe kapılmakhata olur.
Çünkü Ermenistan'daki milliyetçi refleksler hâlâ güçlü. Paşinyan'ın siyasi manevra alanı sınırsız değil. Seçimi kazanmış olması, toplumun tüm kesimlerini arkasına aldığı anlamına gelmiyor. Dahası Azerbaycan ile yürütülen barış süreci hâlâ kırılganlığını koruyor. Herhangi bir kriz, normalleşme sürecini yeniden çıkmaza sokabilir.
Bu nedenle Türkiye açısından Paşinyan'ın zaferi bir fırsat penceresi açıyor olabilir ancak bunun kalıcı bir dönüşüme dönüşeceğinin garantisi yok.
Sonuç olarak Paşinyan seçimi kazandı ama asıl sınavı şimdi başlıyor.
Ermeni seçmen Moskova'ya duyduğu güvensizliği sandığa taşıdı. Batı bu sonucu kendi hanesine yazmaya çalışıyor. Rusya ise geri çekiliyor gibi görünse de sahneden tamamen ayrılmış değil. Türkiye ve Azerbaycan ise ortaya çıkan yeni tabloyu dikkatle izliyor.
Kafkasya'da hiçbir zaferin kesin olmadığını görmek için tarih babanın defterini biraz karıştırmak yeterli olur.
Şeytanın avukatlığını yaparsak, bugün Paşinyan'ın kazandığı görünen seçimin, yarın Rusya'nın kuracağı yeni bir oyunun başlangıç hamlesi olabilir mi, diye soralım.
Seçim sonuçları önemli. Amma velakin, jeopolitik güç dengeleri de ortada duruyor.
Belki de asıl soru şudur:
Seçim sonuçları, Paşinyan için gerçekten bir zafer mi yoksa Ermenistan için yeni bir belirsizlik döneminin kapıları mı açıldı?
Sandıktan çıkan sonuç, Batı'nın vaat ettiği geleceğin garantisini ortaya koymadığı gibi Rusya'nın bölgedeki etkisinin tamamen sona erdiğinin de kanıtı değil.
Kafkasya'da hiçbir boşluk uzun süre boş kalmaz. Bugün Erivan'ın yüzü Batı'ya dönük. Fakat yarın Moskova'nın hangi hamleyi yapacağını, Washington'ın hangi noktaya kadar destek vereceğini ve bölgesel aktörlerin bu yeni tabloya nasıl karşılık vereceğini henüz bilmiyoruz.
Bu nedenle Paşinyan'ın zaferini bir sonuç olarak değil, yeni başlayan ve son derece riskli bir oyunun ilk perdesi olarak okumakta fayda var, diyerek yazımıza noktayı koyalım.
Çok Okunanlar
Oyuncu Enis Arıkan gözaltına alındı
'CHP’de genel başkanlığı kimin işgal ettiğinin bizim için kıymeti yok'
Meteoroloji'den kuvvetli yağış ve rüzgar uyarısı
Ankara-İstanbul YHT hattında seyahat süresi azalacak
862 sayfalık iddianame: Bozbey ve Erdem için hapis talebi
Ekrem İmamoğlu'ndan 'Saray kayyumu' çıkışı
Mutlak butlan anketinde çarpıcı tablo!
Siyaset kulislerini karıştıran iddia
Mahkemeden bir parti hakkında daha mutlak butlan kararı
Fenerbahçe'de üçüncü Aykut Kocaman dönemi başlayabilir