Yemen’de askeri müdahale ikilemi
ABD Başkanı Donald Trump, Yemen’deki Husilere yönelik olası ortak operasyon için Türkiye’den askeri destek isteyebileceğini söyledi.
Türkiye böyle bir talep karşısında Yemen’e asker gönderebilir mi?
Göndermesi halinde amacı ne olur ve bu karar Türkiye’nin bölgesel çıkarlarını nasıl etkiler?
Husiler, Suudi Arabistan’ın Yemen hükümetine verdiği desteği sürdürmesi halinde Riyad’ın hem ekonomik hem de güvenlik maliyetlerinin artacağı mesajını veriyor. Husilerin saldırılarını yoğunlaştırması, Suudi Arabistan’ın güvenlik kaygılarını artırırken diplomatik çözüm arayışlarını da etkiliyor. Riyad, diplomatik girişimlerin yanı sıra Yemen hükümetine desteğini sürdürmeye ve dış destek arayışlarını genişletmeye yöneldi. Böylece Yemen’deki çatışma yalnızca ülke içindeki taraflar arasındaki bir mücadele olmaktan çıkarak bölgesel ve uluslararası bir güvenlik meselesine dönüşmektedir.
Bu süreçte Suudi Arabistan, Körfez ülkelerinden, Arap dünyasından ve Batılı devletlerden destek aramayı sürdürüyor.
Mısır’ın Suudi Arabistan’ı desteklemeye hazır olduğunu söylemesi, ABD, İngiltere, Fransa ve birçok devletin askeri yardım seçeneklerini gündeme getirmesi, Yemen’deki gelişmelerin uluslararası boyutunu göstermesi bakımından önem taşıyor. Ancak bu ülkelerin güvenlik alanındaki tutumlarını değerlendirirken diplomatik destek, savunma yardımı ve doğrudan askeri müdahalenin birbirinden farklı seçenekler olduğunu göz önünde bulundurmak gerekiyor. Bir ülkenin Suudi Arabistan’a destek vermesi, Yemen’de Husilere karşı yürütülecek bir operasyona doğrudan asker göndereceği anlamına gelmiyor.
Türkiye’nin de taraf olduğu Mekke Ortak Savunma Anlaşması, bu noktada Türkiye’nin olası tutumunu değerlendirmek açısından önem taşıyor. Bununla birlikte, anlaşmaya taraf olmak, Türkiye’nin Yemen’de yürütülecek her türlü askeri operasyona katılacağı anlamına gelmiyor. Nitekim Türkiye, anlaşmanın savunma amaçlı olduğunu ve saldırı amaçlı bir nitelik taşımadığını açıkladı.
Yemen neden bu kadar önemli?
ABD açısından Yemen, deniz ticaret yolları, Kızıldeniz’in güvenliği ve İsrail’in deniz bağlantıları ve güvenliği bakımından stratejik öneme sahip. Babülmendep Boğazı’nın kontrolü ve bu hat üzerinden gerçekleşen ticaretin güvenliği, yalnızca bölge ülkelerini değil, küresel ticareti de ilgilendiriyor. Bu nedenle Yemen’de etkili olan aktörler, deniz ulaşımını ve bölgesel güvenlik dengelerini etkileyebilecek bir konumda bulunuyor. ABD’nin Yemen politikasını bu açıdan ve İran’la yürüttüğü bölgesel rekabet çerçevesinde değerlendirmek gerekiyor.
Suudi Arabistan açısından Yemen’deki gelişmeler, sınır güvenliğinin çok ötesine uzanıyor. Husilerin Suudi topraklarına yönelik saldırıları, ülkenin güvenliğini ve ekonomik kalkınma hedeflerini de riske atıyor. Riyad’ın Yemen’de kendisine yakın bir yönetimin etkili olmasını istemesi, sınır güvenliği ve Kızıldeniz’deki çıkarlarının korunmasıyla doğrudan bağlantılı.
Mısır için de Yemen’deki çatışmaların önemi, Kızıldeniz, Süveyş Kanalı ve Babülmendep Boğazıyla bağlantılı. Bu güzergahlarda deniz ulaşımının aksaması, Süveyş Kanalı üzerinden sağlanan ticaret akışını ve Mısır’ın kanal gelirlerini olumsuz etkileyebilir.
İran açısından Şii Hilali’nin son halkasını oluşturanYemen,bölgesel nüfuz mücadelesinin önemli alanlarından biri.
İsrail açısından ise Kızıldeniz, özellikle Eilat Limanı’na ulaşan deniz taşımacılığı ve ülkenin güneydeki deniz bağlantıları bakımından önem taşıyor. Aynı zamandaİran’la yürütülen bölgesel güç mücadelesinin de önemli alanlarından birini oluşturuyor.
Suudi Arabistan’ın destek arayışı ve ABD’nin tutumu
Suudi Arabistan, ne kadar çok dış destek alırsa Husi saldırılarına karşı koyacak ve Yemen içindeki etkisini artıracak güce sahip olabileceği inancını taşımaktadır. Bu nedenle özellikle ABD’nin askeri desteğine ihtiyaç duymaktadır.
10 Ekim 2026’da Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’na yönelik Husi saldırısında bir ABD vatandaşının ölmesinin ardından Trump, Husilerin yaptıklarını unutmayacağını söyledi. Trump ayrıca Husileri, Suudi Arabistan’ı hedef almak ve petrol fiyatlarını yükseltmeye çalışmakla suçladı. Bu açıklamalar, ABD’nin Husilere yönelik tutumunun sertleşebileceğini gösterirken Suudi Arabistan açısından ABD desteğinin önemini de artırıyor. Dolayısıyla Riyad’ın Washington’dan güçlü bir destek alması, ülkenin güvenlik kaygılarını hafifletebilir ve Yemen politikasında elini güçlendirebilir.
Türkiye için ne anlama geliyor?
Türkiye ile Yemen arasındaki coğrafi mesafe, iki ülke arasındaki tarihsel ve kültürel ilişkilerin veya bölgesel gelişmelerin Türkiye açısından önemini ortadan kaldırmıyor. Ortadoğu’daki istikrar ya da istikrarsızlık, Türkiye’nin güvenliğini, ekonomik ilişkilerini ve dış politikasını doğrudan veya dolaylı biçimde etkiliyor. Kızıldeniz’de deniz ulaşımının güvenliği de Türkiye’nin dış ticareti, tedarik zincirleri ve bölgesel ekonomik bağlantıları bakımından önem taşıyor. Ancak Türkiye’nin bu çıkarlarını koruması, Yemen’deki çatışmaya doğrudan askeri müdahalede bulunması anlamına gelmez.
Yemen’de hangi aktörün daha fazla nüfuz kazanacağından bağımsız olarak Türkiye açısından temel hedef, istikrarsızlığın ülkenin ticari çıkarlarına ve bölgesel güvenliğine verebileceği zararı önlemektir. Bu nedenle Türkiye’nin adının olası bir ortak operasyonla birlikte anılması yerine diplomatik çözüm ve çatışmanın yayılmasını önleme çerçevesinde ele alınmalıdır. Askeri yardım kavramı da açık biçimde tanımlanmalıdır. Burada kastedilen yardım, askeri teçhizat, araç ve gereç sağlanması mı, teknik destek mi, yoksa doğrudan asker gönderilmesi midir? Bu seçeneklerin hukuki dayanakları, siyasi sonuçları ve Türkiye açısından taşıdığı riskler birbirinden farklıdır.
Ayrıca, Türkiye’nin yurtdışına asker gönderebilme koşulları Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 92.maddesinde ifade edilmiştir. Görevin hukuki dayanağı, amacı, süresi ve hangi ülkeye ya da uluslararası güce bağlı olarak yapılacağı bu maddeyle yasalaşmıştır. Böyle bir karar için yetkili organ ise Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM)’dir.
Yemen’de Husilere karşı doğrudan bir askeri operasyona katılmak, Türkiye’yi çatışmanın taraflarından biri haline getirebilir. Bu durum Husilerin Türkiye’yi doğrudan hedef almasına ve Türk askerinin güvenliğinin tehlikeye girmesine yol açabilir. Ayrıcaböyle bir adımTürkiye açısından askeri ve ekonomik maliyetleri de artırabilir.
Türkiye’nin önceliği ne olmalı?
Türkiye’nin önceliği, Kızıldeniz’de deniz ulaşımının güvenliğini ve bölgesel istikrarı desteklerken kendisini çatışmanın doğrudan tarafı haline getirmemek olmalıdır.
Sonuç olarak Türkiye’nin asker gönderip göndermeyeceği yalnızca dışarıdan bir talep gelip gelmemesine bağlı değildir.
Yemen’de kalıcı istikrarın yalnızca askeri güçle sağlanamayacağı gerçeği göz önünde bulundurulduğunda,Türkiye, diplomatik çözümü ön planda tutan, doğrudan askeri müdahaleden kaçınan, sınırları belirli bir savunma desteğini planlayan ve bunun maliyetlerini ayrıntılı hesaplayan bir politika izlemelidir.