Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
55,1966
Dolar
Arrow
49,1396
İngiliz Sterlini
Arrow
64,8799
Altın
Arrow
6657,4345
BIST
Arrow
12.293

Yemen’de tehdit sınırları aşıyor

Haberlerini algoritmaya bırakma, hangi kaynağı okuyacağına sen karar ver. 12punto'yu tercih ettiğin kaynaklar arasına ekle!

Arap Baharı, birçok Arap ülkesinde toplumsal ve siyasal değişim taleplerini ortaya çıkarırken Yemen’de de mevcut siyasi krizi derinleştirerek bir iktidar ve siyasal dönüşüm sürecini tetiklemiştir. Ancak Yemen, Arap Baharı öncesinde de siyasi istikrarsızlık, toplumsal bölünmeler ve silahlı çatışmalarla karşı karşıya olan bir ülkeydi. 2011 sonrasında yaşanan gelişmeler ise bu sorunları daha karmaşık hale getirerek Yemen’i bölgesel güçlerin doğrudan müdahil olduğu uzun süreli bir çatışma alanına dönüştürdü.

Bölünmüş bir geçmiş

Yemen, uzun yıllar Kuzey ve Güney Yemen olarak iki ayrı siyasi yapı halinde varlığını sürdürdü. Kuzey Yemen 1918’de Osmanlı Devleti’nin bölgeden çekilmesinin ardından bağımsız olurken, stratejik konumu nedeniyle 1839’da İngilizlerin kontrolüne giren Güney Yemen 1967’de bağımsızlığını kazandı. İki Yemen 1990’da birleşse de siyasi istikrarsızlık ve toplumsal bölünmeler sona ermedi.

Bu karmaşık yapı, farklı silahlı ve siyasi aktörlerin ortaya çıkmasına zemin hazırladı. Özellikle 2000’li yılların ortalarından itibaren nüfusunun yaklaşık %35’i Şiiliğin bir kolu olan Zeydiliği benimseyen Husilerin güç kazanması Yemen’deki dengeleri değiştirdi. Husilerin yükselişinde, Yemen yönetiminin özellikle kuzeydeki Zeydi topluluklarına yönelik politikalarının ve uzun süren siyasi dışlanmanın etkili olduğu değerlendirilmektedir.

Husiler zamanla Yemen iktidarının kendilerine uyguladığı izolasyon politikası nedeniyle, inançlarına en yakın olan İran’dan destek almak durumunda kalmışlardır. İran’ın Husilere siyasi, askeri ve teknik destek sağladığı bilinmekle birlikte, Husileri yalnızca İran’ın vekil gücü olarak değerlendirmek Yemen’deki kendi siyasi ve toplumsal dinamiklerini göz ardı etmek anlamına gelir. Husiler, İran’la yakın ilişkilerine rağmen kendi karar alma kapasitesine sahip bir aktör olarak hareket etmektedir. 

Yemen’in stratejik konumu ve Babülmendep Boğazı’nın Kızıldeniz’i, Aden Körfezi ve Hint Okyanusu’na bağlaması, ülkeyi önemli rekabet alanlarından biri haline getirmiştir. Bu nedenle Yemen’deki çatışmalar ticaret ve enerji güzergahlarının güvenliğini etkilerken, Husilerin güçlenmesi Suudi Arabistan açısından sınır güvenliği ve Kızıldeniz’deki çıkarları bakımından tehdit oluşturmuş, İran açısından ise bölgesel nüfuzunu artıran bir unsur olmuştur. Dolayısıyla Yemen’deki çatışmayı yalnızca mezhepsel farklılıklar veya Suudi Arabistan-İran rekabeti üzerinden açıklamak yeterli değildir. Ülkenin tarihsel bölünmüşlüğü, siyasi dışlanma, yerel güç mücadeleleri ve stratejik coğrafi konumu bir araya gelerek Yemen’i çok katmanlı bir bölgesel çatışma alanına dönüştürmüştür.

Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun 2015 yılında Yemen’e müdahale etmesiyle çatışma bölgesel bir boyut kazanmıştır. Müdahalenin temel gerekçelerinden biri, Husilerin güçlenmesi ve Suudi Arabistan sınırına kadar uzanan askeri kapasiteye ulaşmasıydı.

Gerilim Yeniden mi Tırmanıyor?

Son dönemde Husiler ile Suudi Arabistan arasındaki gerilimin yeniden gündeme gelmesi, Yemen’de çatışmanın tamamen sona ermediğini gösteriyor. Suudi Arabistan açısından temel mesele, Yemen kaynaklı saldırıların kendi topraklarına ve ekonomik altyapısına yönelik bir tehdide dönüşmesini engellemek. Husiler açısından ise askeri kapasite, Yemen’deki siyasi konumunu ve pazarlık gücünü korumanın temel araçlarından biri olmaya devam ediyor.

Suudi Arabistan’ın Bölgesel Destek Arayışı

Suudi Arabistan nüfusunun %5-6’sını Yemenliler oluşturmaktadır. Bu nüfus, iki ülke arasındaki tarihsel, toplumsal ve ekonomik bağların önemli bir boyutunu göstermektedir. Yemen’deki gelişmelerin Suudi Arabistan üzerindeki etkisi ise bu toplumsal bağlarla sınırlı kalmamakta, iç istikrarını ve çıkarlarını da doğrudan ilgilendirmektedir. Bu nedenle Riyad, Yemen kaynaklı tehditlere karşı yalnızca kendi kapasitesine değil, ortaklıklarına da önem vermektedir.

Bu çerçevede, Mekke Ortak Savunma Anlaşması dışında Mısır’ın olası desteği bu açıdan önem taşımaktadır. Mısır’ın Kızıldeniz, Süveyş Kanalı ve Babülmendep hattındaki enerji güvenliği nedeniyle Yemen’deki gelişmelerden doğrudan etkilenmesi, Kahire’yi Suudi Arabistan açısından önemli bir ortak haline getirmektedir.

Riyad’ın bölgesel ortaklık arayışının bir diğer göstergesi ise Fas’tan gelen destek açıklamasıdır. Fas da Suudi Arabistan’ın güvenliği ve istikrarına destek veren bir açıklama yapmıştır. Ancak bu açıklamadan doğrudan askeri müdahale sonucunu çıkarmak şimdilik erken olacaktır.

Husiler ve El-Şebab Arasındaki Yakınlaşma

Yemen’deki mevcut dengelere yeni bir boyut kazandırabilecek bir diğer gelişme ise Zeydi Şii Husiler ile Somali merkezli Sünni El-Şebab arasındaki yakınlaşma iddialarıdır. Mezhepsel açıdan birbirinden farklı iki hareketin ortak bir zeminde buluşması ilk bakışta dikkat çekici görünmektedir. Ancak bölgedeki silahlı örgütlerin ilişkileri yalnızca mezhep üzerinden açıklanmamaktadır. Güvenlik, silah ve lojistik imkanlar, ortak düşman algısı ve çıkarlar gibi pragmatik unsurlar da farklı gruplar arasında geçici veya sınırlı iş birliklerine yol açabilmektedir.

Eğer Husiler ile El-Şebab arasında daha sistematik bir ilişki ortaya çıkarsa, bunun etkisi yalnızca Yemen'le sınırlı kalmayabilir. Kızıldeniz, Aden Körfezi ve Afrika Boynuzu'ndaki deniz güvenliği açısından yeni bir risk alanı oluşabilir. Ancak şu aşamada bu yakınlaşmanın kapsamı ve niteliği konusunda kesin bir değerlendirme yapmak için daha fazla bilgiye ihtiyaç vardır.

Suudi Arabistan’ın Güvenlik Kaygısı

Yemen ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkilerde zaman zaman Yemen’in Suudi topraklarına yönelik tarihsel iddiaları da gündeme getirilmektedir. Ancak iki ülke arasındaki sınırlar 1934 Taif Anlaşması ve 2000 Cidde Anlaşması ile önemli ölçüde belirlenmiş ve sınır meselesi hukuki bir çerçeveye kavuşturulmuştur.

Buna rağmen Suudi Arabistan’ın özellikle doğu bölgelerindeki gelişmelere yönelik hassasiyeti devam etmektedir. Doğu Vilayeti, ülkenin petrol üretimi ve enerji altyapısı açısından kritik bir bölge olmasının yanı sıra burada önemli bir Şii nüfus bulunmaktadır.Bu nedenle Husi tehdidinin Suudi Arabistan’ın doğu bölgelerindeki toplumsal ve mezhepsel dinamiklerle birleşmesi Riyad açısından potansiyel olarak önemli kaygı yaratmaktadır. 

Buradaki temel kaygının doğrudan bir toprak talebinden ziyade, Yemen’deki krizin Suudi Arabistan’ın iç dengelerini etkileyebilecek bir gelişmeye dönüşmesi olduğu söylenebilir. Bu açıdan bölgedeki gelişmelerin Suudi Arabistan’daki Şii nüfusun bulunduğu bölgelerde toplumsal hareketlilikle birleşip birleşmeyeceği belirsizliğini korumaktadır. Böyle bir durum, söz konusu krizin ülke içindeki toplumsal dengeler üzerindeki etkisini artırabilir. Benzer şekilde, bölgede Şii nüfusun bulunduğu diğer ülkelerde yaşanabilecek toplumsal hareketlilik ihtimali de Suudi Arabistan’ın endişelerini artırmaktadır. 

Yemen tehdidinin bu şekilde sınır ötesine taşınması, meselenin Suudi Arabistan’ın iç güvenliği ve yönetim dengeleri açısından da değerlendirilmesine yol açmaktadır. Bazı Suudi kaynaklar, Yemen savaşının ve Krallığın artan borç yükünün kraliyet ailesi içindeki anlaşmazlıkları tırmandırdığını, bunun da petrol bağımlılığını azaltmayı ve ekonomiyi çeşitlendirmeyi hedefleyen Vizyon 2030'u olumsuz etkilediğini ileri sürmektedir. Kaynaklara göre Veliaht Prens Muhammed bin Selman, Husileri yenmesi ve Krallığı koruması amacıyla Savunma Bakanlığına atadığı kardeşi Halid bin Selman'ın çatışmayı çözme konusunda yeterince kararlı davranmadığını düşünmektedir. Bu durumun, Veliaht Prens'in iktidarına yönelik bir isyan veya anlaşmazlıkların iç çatışmaya dönüşmesi endişesini artırdığı da iddia edilmektedir.

Bu iddiaların doğrulanması güç olsa da Husitehdidi ülkenin doğusundaki toplumsal ve mezhepsel dengelerden enerji güvenliğine, savunma politikasından ekonomik hedeflere ve kraliyet içindeki dengelere kadar uzanan çok boyutlu bir meseleye dönüşmektedir.

Sonuç

Yemen’deki çatışma artık yalnızca ülke içindeki iktidar mücadelesi olmaktan çıkmış, Kızıldeniz’den Körfez’e uzanan daha geniş bir güvenlik denklemine dönüşmüştür. 

Husilerin askeri kapasitesi ve farklı aktörlerle kurabileceği ilişkiler, Suudi Arabistan’ın kaygılarını sınır hattının ötesine taşırken, destek arayışını da güçlendirmektedir.