CHP’ye sorumluluk çağrısı: 'Saraya Yürüyüş' öncesinde Ankara’da ikinci konferans
19 Mayıs’ta Tandoğan Meydanı’nda saat 14:00’te başlayacak bir 'Saraya Yürüyüş' düzenleyeceğini açıklayan avukat Muhammet Aybars Akdoğan, Cumhuriyet Halk Partisi'ne çağrıda bulundu: Ana muhalefet lideri tarafından her gün mitinglerde veya ekranlarda seçim çağrısı yapılarak insanların kafasına tek yolun seçim olduğu düşüncesi kazınıyor.
Türkiye’de ağırlaşan yaşam koşullarından iktidarın sorumlu olduğunu, ancak bu rejimin devamında muhalefetin izlediği etkisiz politikaların da önemli bir rol oynadığını savunan avukat Muhammed Aybars Akdoğan, ışığın özellikle CHP üzerine tutulmasını önerdi.
Akdoğan, 19 Mayıs’ta Tandoğan Meydanı’nda saat 14:00’te başlayacak bir 'Saraya Yürüyüş' düzenleyeceklerini de duyurdu.
Akdoğan “'Muhalefet'in Durumu ve 'Muhalif Kitle'nin Demokratik Bilinci” başlığı altında düzenledikleri konferans dizisinin ilkini 11 Nisan’da gerçekleştirdiklerini, Prof. Dr. Örsan Öymen, Bahadır Selim Dilek gibi isimlerin katılımıyla yapılan bu konferansın ikincisini 9 Mayıs’ta yine Ankara’daki İ.T.Ü Evi’nde toplayacaklarını belirtti.
Toplantıda kendisinin açılış konuşmasından sonra Prof. Dr. Ahmet Saltık, Doç. Dr. Fatih Yaşlı, Dr. Haldun Solmaztürk, avukatlar Doğan Erkan ve Melek Neslihan Özfidan’ın birer sunum yapacaklarını kaydeden Akdoğan, bu konferanslar dizisini sürdürme niyetlerini de dile getirdi.

Avukat Muhammed Aybars Akdoğan, etkinlikleri öncesinde sorularımızı yanıtladı.
HALK KAYITSIZ DEĞİL
- Ekonomi korkunç bir şiddet uyguluyor halka. Aydın katmanlar üzerindeki yargı şiddetini anmaya gerek bile yok, o kadar açık. Bu şiddetin sorumlusu kuşkusuz ülkeyi yönetenlerdir. Fakat Dr. Fatih Yaşlı’nın geliştirdiği “seçimsizlik” tezleri ışığında konuşacak olursak, Türkiye’de artık seçimlerin hiçbir şeyi değiştirmeyeceği, AKP’nin iktidarı sandıkla devretmeyeceği düşüncesi de yayılıyor. Halkın bu son derece olumsuz gelişmeler karşısında bir kayıtsızlık içinde olduğu söylenebilir mi? “Hayatın gerçek akışına aykırı” olduğu açık böyle bir duyarsızlık ve kayıtsızlığın nasıl aşılabileceğini düşünüyorsunuz?
MUHAMMED AYBARS AKDOĞAN - Bir halk oylamasında seçeneklerden birini tercih edecek yurttaşların iktidar tarafından terörist ilan edildiğini, mühürsüz oyların hukuka aykırı olarak geçerli sayılmasıyla anayasanın değiştirildiğini, aynı zarftan çıkan dört pusuladan yalnızca bir tanesinin geçersiz sayılarak seçim iptal edildiğini ve iktidar eliyle yapılmış daha bir sürü hukuksuzluğu hep birlikte gördük, görüyoruz.
Bu durum, sadece bir hukuksuzluk silsilesi değil; sandığın halk iradesinin yansıması olmaktan çıkarılıp aradan çıkarılması gereken bir teferruata dönüştürülmesi, yani tam anlamıyla “seçimli” bir “seçimsizlik” durumudur.
Dolayısıyla, yayıldığını söylediğiniz seçimlerin hiçbir şeyi değiştirmeyeceği düşüncesi, gerçeklerden yola çıkılarak varılmış bir düşüncedir. Bu düşüncenin çok daha geniş kitlelere yayılması ve hep birlikte savunulması gerekir.
Bunun önündeki en büyük engelse ana muhalefet liderinin bu düşüncenin yayılmaması görevini yürütüyor olması.
Ana muhalefet lideri tarafından her gün mitinglerde veya ekranlarda seçim çağrısı yapılarak insanların kafasına tek yolun seçim olduğu düşüncesi kazınıyor.
Bu nedenle, halk için “kayıtsız” demek yerine “ana muhalefet liderinin propagandasının etkisinde” demeyi doğru bulurum. İnsanların zihnine “tek yol seçim” fikri öyle bir kazınıyor ki, bu durum değişim arzusunu sandık takvimine hapsediyor. Seçimden başka bir yol olmadığına ve seçimle bu düzenin değişeceğine inandırılan kesimler, bu inançla miting alanlarını dolduruyor.
Bununla birlikte, anket sonuçlarına göre birinci parti olan “Kararsızlar ve Oy Kullanmayacağını Söyleyenler Partisi” var. Anketlerdeki yüksek kararsız oranı bir duyarsızlık göstergesi değil; mevcut siyasi yelpazenin halkın taleplerini karşılamadaki yetersizliğine verilmiş pasif ama kitlesel bir cevaptır.
Aralık ayında yayımlanan bir anket sonucuna göreyse, toplumun yüzde 76,5’i siyasetçilere güvenmiyor. Toplumun yüzde 76,5’inin siyasetçilere güvenmemesi, bir kopuşun belgesidir. Bu kadar büyük bir güvensizliğin olduğu yerde kayıtsızlıktan değil, mevcut seçeneklere duyulan derin bir tepkiden söz edebiliriz. Bu nedenle de halkın olumsuz gidişata kayıtsız olduğunu söyleyemeyiz.
Sonuç olarak, aşmamız gereken şey halkın “kayıtsızlığı” değil, bizzat ana muhalefet lideri tarafından yürütülen büyük propaganda.
Bu propagandanın karşısına dikilmek, gerçekleri yüksek sesle söylemek zorundayız. Ben ve benim gibi insanlar, düzen savunucusu ana muhalefet liderinin yarattığı bu gürültü içinde sesimizi duyurmaya çalışıyoruz. Bugün için bu çabalar dağınık görünebilir; ancak bu dağınıklığı bir irade ortaklığında buluşturduğumuzda bu tabloyu değiştirebiliriz.
DAĞINIKLIĞA KARŞI BİR SES VE İRADE
- Galiba yönetenler açısından bir sorun var. Örneğin AKP yönetiminin kendi belirlediği güvenlik bürokrasisinin tabanına egemen olup olmadığı tartışılıyor. Aynı şey yargı ve diğer tüm bürokrasiler için de söylenebilir. AKP’nin belirlediği bürokrasi yönetimlerinin tabanındaki milyonlarca insanın, ekonomideki ve yargıdaki şiddet nedeniyle yüzünü muhalefete çevireceği söylenemez mi? Bu tabanda duygusal bir kopuş eğilimi gözlüyor musunuz?
MUHAMMED AYBARS AKDOĞAN - Bürokrasinin tepesindeki insanlar yaşamlarını steril ortamlarda halktan kopuk olarak sürdürüyor olsa da tabandakiler çoğunlukla halkın içinde, halktan birer yurttaş olarak yaşıyor.
Bu nedenle bürokrasi tabanında duygusal bir kopuş pekala görülebilir ama bunun muhalefete yöneleceğini söyleyemeyiz. Zira mevcut muhalefet de ekonomideki ve yargıdaki şiddete yönelik olarak mevcut düzenden çok farklı bir düzen vaad etmiyor. Evet, “Elim kırılsaydı da oy vermeseydim” diyen kişiler var ama bunların muhalefete yöneleceğini düşünmüyorum.
Burada asıl üstünde durulması gereken, iktidar tabanındaki duygusal kopuştan çok yurttaşların genelindeki duygusal kopuştur. Anketlerdeki kararsızların ve siyasetçilere güvenmeyenlerin devasa oranı, bir “kayıtsızlık” hali değil, aksine, mevcut siyaset yelpazesine sığmayan bir itirazın birikmesidir.
Asıl mesele, bu dağınık ve pasif kopuşun, düzeni sarsacak ve değiştirecek örgütlü ve bilinçli bir siyasi iradeye dönüştürülmesidir. Ve biz, bu dağınıklığı bir sese ve iradeye dönüştürmek için çalışıyoruz.
EN TEMEL HAK
- Halkın despotik yönetimlere, baskıya karşı direnme hakkı anayasalara kadar girmişti. 27 Mayıs ve 1961 Anayasası’ndaki direnme hakkından beri tanıyoruz. Yaşadığı baskılara ve çıkmazlara rağmen Türkiye’de halkın mevcut iktidarı bir baskı rejimi olarak algılamadığını söyleyebilir miyiz? Yoksa tam tersi mi?
MUHAMMED AYBARS AKDOĞAN - Direnme hakkı, hukuk dışı tutum ve davranışlarıyla meşruiyetini yitiren ve varoluş amacından saparak halk üzerinde bir baskı aracına dönüşen iktidara karşı kullanılacak en temel haktır. Baskının ve dolayısıyla korkunun egemen kılındığı bir toplumda iktidara direnmekse, büyük bir cesaret gerektirir.
Halkın direnme hakkını henüz kullanmamış olması, mevcut durumu bir baskı rejimi olarak algılamamasından değil, aksine, bu baskıyı iliklerine kadar hissetmesinden kaynaklanıyor. 19 Mart 2025’te, bu baskı rejiminin yarattığı korku zincirleri kırılmıştı fakat halkın haklı direnişi ana muhalefet lideri eliyle sönümlendirildi.
Elbette hepimizin sorumluluğu var; fakat halkın önüne bir çıkış yolu koymayan, direnişi büyütmek yerine onu evcilleştiren siyasetçiler dururken faturayı halka kesmeyi reddediyorum. Sorun halkın “algısında” değil, halkın iradesinin önüne set çeken “lider”lerdedir.
MUHALEFET SUSKUN DEĞİL, SADECE KONUŞUYOR
- Muhalefetin suskunluğunu eleştiriyorsunuz. Artık bir şey getirmeyen, iktidarı da pek tedirgin etmeyen CHP mitingleri gerçekten eleştiri konusu. Peki, geniş bir halk kitlesinin örneğin önce CHP Genel Merkezi önünde toplanarak oradan “Saray”a yürüme ve yaşananları protesto etme talebi, muhalefeti kendine getirir mi? Düzen içi muhalefeti yönetenlerle, yüzünü ona çevirmiş tabandaki halk kitleleri arasında bir algı ve öncelikler mesafesi olduğu açık. Bu mesafe nasıl kapanabilir? CHP-DEM yönetimlerinin hemen fikir değiştireceğini ummuyorsunuz herhalde... Ne olabilir?
MUHAMMED AYBARS AKDOĞAN - Aslında muhalefetin suskunluğunu değil, konuşmaktan başka hiçbir şey yapmamasını eleştiriyorum. İktidara karşı en sert sözleri söylerken onu sarsacak hiçbir gerçek eyleme girişmemelerini, iktidarın İsrail ile olan ilişkisinden farklı görmüyorum: Bir yanda en gürültülü sloganlar atılırken, diğer yanda düzenin devamlılığını sağlayan o sessiz uzlaşı korunuyor.
Bahsettiğiniz algı ve öncelikler mesafesine gelince bu mesafenin sebebini ortaya koymak gerekir öncelikle. Milletvekilleri ile halkın çoğunluğu arasında sosyal, ekonomik ve hukuki olanaklar bakımından uzlaşmaz bir karşıtlık var. Milletvekillerinin bu düzenden aldıkları çok fazla. Aldıkları maaşlar ve sahip oldukları dokunulmazlık zırhı başta olmak üzere sosyal, ekonomik, hukuki vb. ayrıcalıklarını düşünmemiz yeterli olacaktır. Bir üniversite öğrencisinin, maden işçisinin vb. aksine, onların bu düzenden aldıkları ve hayatları boyunca almaya devam etmeyi bekledikleri çok şey var.
Onlar için bu düzen, değiştirilmesi gereken bir baskı aracı değil, hayatları boyunca sürdürmeyi umdukları bir imtiyaz kaynağıdır. Sorunuzda bahsettiğiniz algı ve öncelikler mesafesinin sebebi de budur.
Bu mesafeyi kapatmanın tek yolu, bu konforu toplumsal baskıyla sarsmaktır. Toplumsal baskı olmadığı sürece konforlu alanlarından çıkmadan “muhalefet” yapmaya devam edeceklerdir.
CHP Genel Merkezi önünden Saray’a yürüme iradesi, bu açıdan gerçek niyetleri açığa çıkaran bir yüzleşme dayatmasıdır. Bu iradenin onları “kendine getirip getirmeyeceği”yse bizim sorunumuz değil. Bizim asıl meselemiz, muhalefeti terbiye etmek değil, halkın kendi iradesini sokağa indirmektir. Eğer bu basınç onları konforlu koltuklarından kıpırdatmıyorsa -ki benim böyle bir umudum yok- o zaman tereddütsüz şunu söylemek gerekir: “Türkiye, 600’den büyüktür” ve biz bu yolu onlarsız da yürürüz.
SORULAR: OSMAN ÇUTSAY
Haber Kaynağı : Osman Çutsay
Çok Okunanlar
Müjdat Gezen hastaneye kaldırıldı
Alperen Şengün'ün 20 sayısı Houston’a yetmedi
Türkiye'de enerji ve enerji politikası
Kapitalist devletin tarafsızlığı meselesi
Tuncay Sonel'in eşi hakkında gözaltı kararı!
Gülistan Doku
Lübnan'da ateşkes erken sarsıldı: Bekaa bölgesine hava saldırısında 1 ölü
Başakşehir’de kuyumcuya soygun girişimi kamerada
Eski hakem Elif Karaarslan'ın uyuşturucu test sonucu belli oldu
15 yaşındaki Yağmur hayatını kaybetti, 'Adalet' tartışmaları başladı