Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
51,4850
Dolar
Arrow
44,4973
İngiliz Sterlini
Arrow
58,7512
Altın
Arrow
6806,2388
BIST
Arrow
10.729

Halkın geçim ve seçim çilesi!

Türkiye’nin esas sorunu, ekonomide üretimin kalitesini ve verimliliğini artırmak kadar bölüşümde adaleti sağlamak. Zira hakkıyla bölüşülmeyen üretimden ve verimlilikten de bir “hayır” (iyilik) bekleyemeyiz. Son dönem yükselen muhalefet de bölüşümde adalet vurgusu üzerine yoğunlaşmaya başlamıştı. Ancak “mutlak butlan” (kesin geçersizlik) kararıyla ana muhalefetin iki parçaya bölünmesi bu vurguyu aşağıya çekecektir.

Peki bundan en çok kim “kazanç” sağlar?

Ucuz emekçi arayan şirketler mi, yoksa geniş halk yığınları mı?

Kadıköy çarşısını gezdiğinizde, her ikisinin de problemli olduğunu rahatlıkla görebilirsiniz, fakat halkın çilesi bir başka tabii. Farklı bir deyişle, 2025 sonu itibariyle, nüfusun en düşük gelirli yüzde 20’si ücretlerinin yüzde 68’ini kira, konut ve gıda gibi temel harcamalara ayırmak zorunda olduğundan, mülk sahibine ve sermayeye göre durum daha zor, hem de çok zor. (Tüik, 2 Haziran hanehalkı harcamaları.)

İşçi sınıfının büyük çoğunluğu oluşturduğu halkın çilesi bununla da bitmiyor. Geleceğe dönük umutların olması için, mevcut politikaların alternatiflerinin oluşması ve muhaliflerin gür bir sesle tek elden hareket etmesi elzem; fakat muhalefet orada “butlan” denilen hukuk garabetiyle karşı karşıya kaldı. Böylece muhalefetin en büyük parti kolu ikiye bölünmüş oldu. 30 Mayıs’tan bu yana olanların işaretleri daha önceden verilmişti aslında. Yazın beklendiği ve hukukun araçsallaştırıldığı yorumu abartılı olmaz.

Esasen ben sosyal demokrasinin “koltuk sevdasına” kurban giden ve geniş kitlelerin oyunu heba eden (ve etmeye devam eden) KK gibi LS gibi “Freudyen” kişiliklere kızmıyorum. Onlara meselenin genel başkanlık sorunundan öte, laik cumhuriyet ve özgürlükler sorunuyla bağlantısını hatırlatmakla yetiniyorum.

Bir yanda bir türlü yüzde 30’ların altına düşürülemeyen enflasyon ve geniş tanımlı işsizlik, özellikle barınma, ulaştırma ve gıda gibi temel mal ve hizmet fiyatlarındaki artışa yetişemeyen emekçi kesimlerin çilesi; diğer yanda düşük gelen büyüme rakamından da anlaşılacağı gibi (2026/ 2. çeyrekte bir önceki çeyreğe göre %0,2 artış) ekonomideki derin durgunluk eğiliminin getirdiği bunalım... Dış dünya partneri Almanya’nın eski havasını kaybetmesi, Çin’e karşı rekabet edememesinden kaynaklı, verimlilik ve istihdam düşüşü sorunları...

ANA MUHALEFETİN PARÇALI YAPISI

Bu arada gündemdeki ana muhalefet partisinin (kurucusu Atatürk) parçalı yapısı kimin ve kimlerin işine yaradığını maddi temeller üzerinden tartışalım biraz.. Türkiye’de yine Tüik’e göre toplam tüketim harcamalarının yaklaşık yarısı en üst dilimdeki yüzde 20 nüfus tarafından yapılıyor.

Düşünün, 15-20 milyona yakın insan 70 -75 milyonun tükettiği kadar harcama yapıyor anlamında bu.

Tabii bu zengin sınıf, barınma ve gıda tüketimi sorunu olmadığından, esas olarak dayanıklı tüketim mallarını, giyim harcamalarını, ayakkabı harcamalarını fazla fazla yaparken, aynı zamanda iç ve dış gezilerle ulaştırma harcamalarını rahatlıkla artırabiliyor. Çocuklarını artık çok pahalı olan, orta sınıfın asla gönderemeyeceği okullara gönderiyor. Sağlık harcamalarında sınırsız limitlerle hareket alanı var. Sahip olduğu konuta konut ekleme fırsatını hiç kaçırmıyor, hatta kiraya verdiği konut ve işyerlerinde enflasyonun daha üstünde zam yaparak refahını katlayabiliyor. Bu aşamada fabrikalardaki, işyerlerindeki, ve büyük tarımsal alanlardaki emekçiler üzerinden artı değeri artırma konusundaki tereddütlerini giderecek bir “butlan” kararını da içten içe destekliyor. Tabii belli etmiyor bunu..

TÜSİAD, MÜSİAD gibi sermaye örgütlerinin herhangi bir açıklamasına rastlamadım, bu gidişle de rastlamayacağız herhalde. Çünkü bu arkadaşlar başka bir dünyada yaşamıyorlar, sadece “işlerine geldiğini” belli etmiyorlar...

Olan yine işçi sınıfına oluyor, onların sesi kısılıyor, demokrasinin “ayarı” bozuluyor...

Sermaye için ne gam! Tam tersi “sessiz çığlıkları” duyar gibiyim.

HALKIN SEZGİLERİ VE YAPILMASI GEREKEN

Peki ne yapılabilir? Tabii ki bu kadar bilgi kirliliğinde, işçi sınıfı gerçekten kendisinin yanında olanı, biraz zaman alsa da, tercih edecektir diye düşünüyorum. Bu seçimde medya olanaklarını sonuna kadar kullanan, hukuku araçsallaştıranlar, halkın sezgilerini es geçmesinler derim. Seçimlerin erkene alınması veya geciktirilmesi halkın yaşadıklarını “unutması” anlamına gelmiyor. Hafıza-i beşer şaşar da, kendi gerçekliğiyle yüzleştiğinde unutmaz...

Bu gerçeklikler işçi sınıfına habire varlık ve yokluk sorunu olarak dönüyor.

Bu sorunu değiştirmenin yolları yeterince tartışılmıyor bile. Örneğin bütçede SGK açıklarından daha fazla faiz ödemesi yapıldığı, bu faizin rantçının cebine girdiği, çok az yer alıyor sütunlarda. Kurumlar Vergisi oranları düşerken, vergi sisteminde işçi sınıfının önemli bir payı olduğu bilinmesine rağmen, oraya dokunulmuyor bile.

Sanılıyor ki, “varlık barışı”,  siyasi bir yardım lütfuyla, karşılığı tam anlaşılamayan ve ABD hazinesiyle gelmesi beklenen “swap hattı” ekonomiye çare olacak.

Hayır!..

Mesele sadece para olsaydı, Merkez Bankası’nın çok kâr ettiği dönemlerde verimlilik artardı. Öyle bir şey olmadığı gibi o kârlar hazine içinde eridi gitti. Üstelik artık Merkez Bankası (kuru tutmak için) zarar ediyor ve hazineye yük oluyor hali hazırda...

Enflasyonun nedenlerinden bir tanesi de buralardaki kurumsal yapısı zayıf sistemin finansallaşması... Varlık barışıyla gelen paranın bir süre sonra enflasyona neden olabileceği de unutuluyor nedense..

Bu ortamda varlık barışından beklenen para-sermaye hangi yaranın çaresi olacak bilinmez ama üretime ve uzun vadeye gitmeyeceği belli. Neden mi? Kurumsal mekanizmaları zayıflatılmış, demokrasi alanı daraltılmış ve belirsizliğin had safhada olduğu bir yerde, “swap line”ı nefes borusu olarak gören zihinlerle başka ne beklerdiniz?

Sanayinin gerilediği büyüme rakamlarının esasen zenginlerin harcaması, inşaat ve hizmetler üzerinden üretilebildiği ve halkın geçim çilesinin enflasyonla katlandığı ortamda iktisatçılara ve siyasetçilere en az hukukçular kadar büyük işler düşüyor. Toplumun gelişme dinamiklerini tekrardan masaya yatırmak, artı değerin bölüşümündeki eşitsizliği deşifre etmek bana göre çok önemli. Kararı halk verecek, fakat doğru bilgiyle ve doğru bir ekonomiyle ... Sosyalizmin hatalarından ders almak kadar, kapitalizmin çilesini çekenlere yol göstermek anlamında, Latin Amerika’nın kalkınmacı yaklaşımlarına tekrar göz atmak, Bağımlılık Okulu’nun önerilerinden yararlanmak geç kapitalistleşen ve demokrasi sorunu yaşayan ülkeler açısından önemlidir..

İlerideki haftalarda bunu yapmaya girişeceğim...