Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
52,1748
Dolar
Arrow
44,9965
İngiliz Sterlini
Arrow
60,3149
Altın
Arrow
6279,3941
BIST
Arrow
10.729

Güzellik pandemisi: “Daha parlak, daha kusursuz"

"Sosyal medya bu dönüşümün sahnesi. Beğenilmek ve kabul görmek “ben de buradayım, bende varım” modern insanın yeni varoluş biçimi haline geldi."

Güzellik pandemisi: “Daha parlak, daha kusursuz

Betül Kayabaşı - Gazeteci

Günümüz dünyasında sanki herkes aynı arzunun etrafında toplanmış gibi. O arzu da güzel olmak. Üstelik bu arzu artık yalnızca kadına atfedilen bir mesele değil; erkekler de bu çemberin içine çoktan dahil oldu. Sosyal medyada gezindiğimizde kusursuz bedenlerin, pürüzsüz yüzlerin, simetrik hatların arasında dolaşıyoruz. Sıkı karınlar, ince bacaklar, dolgun dudaklar, belirgin elmacık kemikleri… Hepsi tek bir şeyi işaret ediyor: daha daha ve daha güzel olmak.

İnsanın güzelliğe duyduğu ilgi yeni değil. Yüzyıllardır güzel olan büyüleyici, etkileyici ve hatta çoğu zaman kutsal kabul edildi. Kleopatra’nın  cazibesi, Truvalı Helen’in uğruna savaşların çıktığı güzelliği ya da altın rengi parlaklığı sahip olan Afrodit’in tanrısal çekiciliği…

Son dönemde izlediğim iki yapım, bu arzunun geldiği noktayı çarpıcı biçimde ortaya koyuyor: The Substance (Cevher) ve The Beauty (Güzellik).

The Substance filminde , yaşlandığı için gözden düşen ünlü bir televizyon yıldızı olan Elizabeth, gençliğini geri kazanmak için gizemli bir maddeye başvurur. Bu müdahale sonucunda kendi bedeninden “daha genç, daha parlak, daha kusursuz” bir versiyon doğar.

Ancak bu yeni beden, yalnızca bir yenilenme değil; aynı zamanda bir bağımlılığın başlangıcıdır. Çünkü gençlik bir kez elde edildiğinde, artık yeterli gelmez. Daha fazlası gerekir. Daha parlak, daha pürüzsüz, daha dikkat çekici…

Bu durum , günümüz estetik dünyasının neredeyse birebir metaforudur. Eskiden yalnızca ünlülerin erişebildiği estetik müdahaleler artık sıradanlaşmış durumda. Dolgu, botoks, yağ aldırma, karın germe, yüz şekillendirme… İnsanlar adeta kendi “güncellenmiş versiyonlarını” yaratmaya çalışıyor. 

Sosyal medya ise bu dönüşümün sahnesi. Beğenilmek  ve kabul görmek “ben de buradayım, bende varım”  modern insanın yeni varoluş biçimi haline geldi.

The Beauty dizisinde ise bu arzuyu daha da ileri taşıyarak bir virüs metaforuyla anlatıyor. Gençlik ve güzellik bir aşıyla kazanılıyor; fakat bu aşı aynı zamanda ölümcül bir hastalık gibi yayılıyor. İnsanlar, yan etkilerini bilmelerine rağmen bu “mükemmellik” vaadi uğruna ölmeyi bile göze alıyor. Çünkü mesele artık sadece güzel olmak değil; güzel olmadan yaşayamamak, var olamamak.

Bu yapımların dışında şöyle bir etrafımıza baktığımızda da aynı tablo ile karşılaşıyoruz. 

Ozempic iğnesi gibi aslında diyabet tedavisi için üretilmiş ilaçların, zayıflamak uğruna yaygın şekilde kullanılması bunun en çarpıcı örneklerinden biri. Çaylar, iğneler, cerrahi müdahaleler… İnsan bedeni adeta üzerinde sürekli işlem yapılan bir projeye dönüşmüş durumda…

Güzellik, insanın tanrısal olana ve mükemmel olana erişme isteği kötü bir salgın gibi hızlıca yayılmaya devam ediyor. Bu “güzellik virüsü” insanın dış görünüşünü kusursuzlaştırırken, ruhunu yavaş yavaş tüketiyor. Adeta içten yiyerek dışarıyı canlı tutuyor. Çağımızın popüler hastalıkları olan yeme bozuklukları, depresyon, mental yorgunluk gibi kötü sonuçlarla karşı karşıya bırakıyor bizi. 

İki yapımda da gördüğümüz gibi gerçekten güzelleşiyor muyuz yoksa yavaş yavaş yok mu oluyoruz? 


Haber Kaynağı : 12punto

Wodo Network