Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
52,1646
Dolar
Arrow
44,9880
İngiliz Sterlini
Arrow
60,2000
Altın
Arrow
6290,1720
BIST
Arrow
10.729

Suni denge falan yok: 'Birden olmaz, yavaş yavaş olur!'

Yıllarca atılan sloganları biliyoruz: “Türkiye İran olmayacak!” Böyle şeyler çok söylendi.

Pek bir hayrını gören olmadı. İran olmadı, ama devleti İslamcılar ele geçirdi.

Hayır mı?

Yani cumhuriyet rejiminin aydınlanmacı kazanımları paramparça edilmedi mi?

Bugün, buradayız: Kül yutmayan ve kavgadan da kaçmayan bir çalışkan aydınımızın, Orhan Gökdemir’in saptamasıyla, “Cumhuriyeti öldürdüler, ama cenazeyi bir türlü kaldıramıyorlar!”

Bu, birdenbire olmadı tabii.

Nasıl mı?...

Şuradan ve bir örnekle girmeyi deneyelim: Cumhuriyet Türkiyesi’nin bölgedeki diğer ülkelere benzemediğinde hemfikiriz, malum. Avrupa aydınlanmasının bir uzantısı olarak ve kuzeydeki büyük bir devrimin rüzgârı sayesinde kuruldu, onunla iletişim içinde serpildi.

Etkisi büyük oldu.

Zaman ilerledi. İran ile Türkiye arasındaki bağlar Avrupa’nın hep dikkatini çekti. Bir yanıt bulamadılar, ama sordular.

Oysa yanıt yok değildi.

Örneğin, yıllar önce, Humeyni iktidara geldiğinde, çalışmalarını üniversite yıllarından beri Münih’te sürdüren mimar Azer Araslı’ya Alman arkadaşları 12 Eylül askeri darbesinden hemen sonra “Türkiye de İran gibi olur mu?” diye soruyorlar. Azer Hanım, “Hayır, bizde İran’daki gibi olmaz, bizde yavaş yavaş olur!” yanıtını veriyor.

Öyle de oldu “netekim”.

Mimar Azer Araslı, çok ilginç bir politik ailenin aydın kızıdır. Babası Fuat Araslı hakkında kısa bir süre önce Firdevs Gümüşoğlu biyografik bir kitap yayımladı: “Kars’ta Bir İnkılap İşçisi: Gazeteci Fuat Araslı”. CHP’nin eski parlak isimlerinden ve bu dünyaya erken veda eden Doğan Araslı’nın da kız kardeşi olan Azer Hanım, çalışmalarını Münih şehir merkezi dahil, arkeolojik alanlardaki tarihi yapıları araştırıp incelemeler yayımlayarak sürdürüyor.

Mesele, bugün biraz daha farklı: İran ile Türkiye’nin bir hat oluşturduğunu, “yeni dünya düzeni” için bu hattın mutlaka kırılması gerekeceğini bu köşede de belirtmiştik. İran’ı kıramazlarsa, bir daha ama bu kez Türkiye’den girerek, Türkiye’yi kırarak bölgeyi yeniden harmanlayacaklarını düşünebiliriz.

Ekim Devrimi ve İkinci Dünya Savaşı, tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılmışsa, bu hattın ve Türkiye’nin böyle bırakılması mümkün değil. Bırakamazlar.

Mutlaka deneyecekler.

SÜREKLİ KRİZ VE BİTEN “SUNİ DENGE”

Demek, artık sürekli bir kriz halinde olacağız. Biraz da Sovyetler Birliği sayesinde, kapitalizmi frenleyerek kurguladıkları, Türkiye’ye pek bulaşmadıkları zamanların, “tüm suni dengelerin” tarihe karıştığı bir süreç bu. Sonu da yok. Ortada denge falan kalmadı.

Ya emperyalist yeni bir dünya düzeninin kurucu babalarının dedikleri olacak ya da direnenlerin dedikleri olacak.

Eğer yukarıda sözünü ettiğimiz bu hattaki büyük siyasi birimler varlıklarını korursa ve hatta sola yönelirse, emperyalizmin omurgası dağılabilir. En azından burada, Türkiye-İran hattında dağılabilir.

Bu, Avrupa Birliği dahil, bütün rejimlerin çatırdaması anlamına gelmeyecek midir?

Öyledir.

Azer Araslı’nın 45 yıl önceki saptamasının doğruluğunu yaşadığımız tarih gösterdi. Dolayısıyla genç kuşağın farklı alan araştırmalarından kendi sonuçlarına ulaşan çalışkan ve yaratıcı yazarı Dr. Fatih Yaşlı da Türkiye’de “şeriatın resmi olarak ilan edilmemekle birlikte fiilen uygulamaya gireceğini” hatırlatırken çok haklıdır.

Peki, Avrupa bu hatta yönelik saldırılara nasıl bakacaktır?

Sonuçta, İran’ın Türkiye ile bağlantısını aratmayacak kadar yoğun ilişkiler Almanya-Türkiye ilişkilerinde de saptanabilir. Ya İran-Almanya ilişkileri?

Uzunca bir süre önce yayımladığım “12 Eylül-Bir Alman Pastası”nda, İran’da Amerikan emperyalizmine tepki olarak Humeyni rejiminin yerleştiğini belirtmiş, ama Tahran’daki yeni rejimin dünya emperyalist sisteminin diğer aktörleriyle ilişkilerinin yoğunlaşarak sürdüğüne dikkat çekmiştim. ABD kovulmuştu. Ancak Federal Almanya ve Japonya ile yoğunlaştırılan ilişkiler İslamcı Tahran rejimini ayakta tutabilmişti. ABD’nin yanıtı, İran’dan kovulunca, galiba Türkiye’de daha etkili bir köprü başı tutmak oldu: 12 Eylül askeri darbesi...

Peki, bütün bu ilişkiler ağının parçalanmasını, acaba bugün gerileyen Amerikan emperyalizmi finanse edebilecek güçte mi?  

Değil.

Fakat deneyecekler.

Bu hat kırılmazsa, ABD dünya denizlerinden ve kıtalar aşırı üslerinden/tesislerinden çekilmek zorunda kalır.

O zaman, birdenbire olmazsa, yavaş yavaş deneyecekler.

Ankara’nın son yarım yüzyıldaki siyasi tarihi, böyle yapınca başarıya ulaşabileceklerini gösteriyor.

Bu hattı kıracaklar ve Avrupa’da hiçbir başkent, özellikle de Paris-Berlin hattı, buna itiraz etmeyecek.

İyi de, ya tarih 45 yıl önceki gibi ancak bu kez tam tersinden yürürse? Yani ABD politikalarına tepki yavaş ve derinden gerçekleşir, fakat çok etkili olursa?

Mümkün. Tsunami üzerinde sörf yapabilen sol siyasetçilerin zamanı başladı.

Takipteyiz.