Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış haberleri bul
ve ve
ve ve
ve ve
Temizle
Euro
Arrow
52,1037
Dolar
Arrow
44,9366
İngiliz Sterlini
Arrow
60,3189
Altın
Arrow
6289,6131
BIST
Arrow
10.729

Kara vicdanlı!

Elbette, Mehmet Şimşek'ten, bizatihi Mehmet Şimşek'in kendisinden söz ediyoruz; başkasından değil.

Geçenlerde, iktidarın önde gelen tetikçi kanallarından birine çıktı, sözüm ona uyguladıkları enflasyonu düşürme hedefli ekonomi programına yönelik eleştirilere “Neymiş efendim, programın yükünü dar gelirli çekiyormuş, çalışan çekiyormuş. Hiçbir rakam bunu desteklemiyor. Bu tamamen bir ezber. Ve bu ezber, doğru bir ezber değil” diyerek tepki gösterdi.

Güler misin, ağlar mısın!

Belli ki Sayın Bakan ya hiç sokağa çıkmıyor; çarşıya, pazara, bakkala, çakkala gitmiyor; markete uğramıyor, kasabın, manavın kenarından köşesinden geçmiyor.

Eğer birazcık yurdum insanının, enflasyondan, hayat pahalılığından çektiği çileye aşina olsaydı; mesela asgari ücretle geçinen bir ailenin sadece akşam sofrasına otursaydı bu cümleleri kurmaktan utanırdı.

Anlaşılan resmi olarak Türkiye Cumhuriyeti'nin Hazine ve Maliye Bakanı ama memlekete ruhen başka frekanstan bağlanıyor. Yoksa,  ahalinin neredeyse dörtte üçü yoksulluk sınırında yaşarken böyle abuk subuk cümleler kurmazdı.

İktidar, her daim nalıncı keseri gibi kendine yontan politikasıyla memleketi öyle bir noktaya getirdi ki, artık cümbür cemaat açlıkla sınanır olduk.

Fakirden alıp yandaşı, yalakayı, kendilerine müzahir azgın azınlığı besliyorlar. Çeyrek asırdır, doymadılar.

Lafı uzatmayalım, bu vahşi bir sermaye transferidir. Görmemek için ya kör ya da aklını belki daha da mühimi ahlakını kaybetmiş olmak gerekiyor.

Şöyle derin bir soluk alalım ve devam edelim.

Mehmet Şimşek'in yaptığı açıklamadan anladığımız kadarıyla ekonomi yönetiminin “anlam dünyası” ile yurdum insanının mutfağı arasındaki makas fena halde açılmış vaziyette.

Dolayısıyla bu tartışma çoktan teknik bir mesele olmaktan çıktı ve kelimenin tam anlamıyla vicdani bir hesaba dönüştü.

Mehmet Şimşek “Programın yükünü dar gelirli çekiyor iddiasını hiçbir rakam desteklemiyor” dediğinde, aslında sadece kendi ekonomi politikasını savunmuyor, aynı zamanda, sokaktaki insanın yaşadığı gerçeklikle arasına kalın bir çizgi de çekiyor.

Çünkü burada konuşmamız gereken hiçbir vakit güven telkin etmeyen rakamlar değil, doğrudan yaşadığımız hayatın kendisi!

Gelin yakın gözlüğümüzü takalım.

Bir memlekette yaşayanlar; hemen her gün marketlerde etiket değiştiren görevlileri izliyorsa, özellikle emekliler pazara akşam saatinde “ucuzlar mı” diye gidiyorsa, insanlar kirasını ödeyebilmek için boğazlarından, yediklerinden, içtiklerinden, çocuklarının üstünden başından kısıyorlarsa, orada “rakamlar aksini söylüyor” demek, en hafif tabiriyle gerçeklikten kopmaktır.

Buna bir algı meselesi olarak bakmamak gerekiyor. Biz gerçeğin ta kendisiyle ilgileniyoruz.

Ekonomi yönetimi diyor ki:

“Enflasyonu düşürmek için sıkı para politikası uyguluyoruz. Bu program gerekli. Sonuçlarını göreceksiniz.”

Peki kim itiraz ediyor?

Dar gelirli, sabit maaşlılar, emekliler, asgari ücretliler...

Yani bu ülkenin çoğunluğu.

İtirazları da çok basit:

“Biz zaten düşmüşüz, daha neyin programı bu?”

Buraya kadar olan tartışma ekonomik.

Ama bir de işin siyasi tarafı var.

İktidarın uzun yıllardır, en zor dönemlerde bile belli bir taban desteğini koruduğu biliniyor. Bu destek, çoğu zaman yüzde 30 bandının altına inmeyen bir çekirdek!

İşte tam da bu noktada şu soru kaçınılmaz hale geliyor:

Acaba ekonomi yönetiminin büyük bir rahatlıkla, böylesine keskin cümleler kurabilmesinin arkasında bir türlü erimeyen bu yüzde 30'luk siyasi konfor alanı mı var?

Çünkü bu iktidar, ne olursa olsun bu oy oranını koruyacağını düşünüyor, toplumdaki memnuniyetsizliği “yönetilebilir” bir maliyet olarak görüyor. Ekonomik programın yarattığı sıkıntıların da bu çerçevede tolere edilebilir olduğunu düşünüyor.

Hasılı kelam, “Rakamlar bunu desteklemiyor” cümlesinin, sadece teknik bir savunma olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz; çünkü bu aynı zamanda siyasi özgüvenin yansıması!

Meseleye başka bir zaviyeden bakarsak;

Mehmet Şimşek bir taraftan da şunu ima ediyor:

“Ya siz yanlış hissediyorsunuz ya da yanlış yorumluyorsunuz.”

İşte zurnanın zırt dediği yer burası. Çünkü vatandaşın hissettiği şey yanlış olamaz. İnsan kendi yoksullaşmasını yanlış hesaplayamaz; bir insan cebindeki paranın yetmediğini hissediyorsa, bu bir veri değil; bir sonuçtur.

Bunun altını kalın kalemle çizmiş olalım.

Peki gerçekten kim ödüyor bu programın bedelini?

Faiz artınca kim krediye ulaşamaz? Dar gelirli.

Talep kısılınca kim işini kaybetme korkusu yaşar? Çalışan.

Enflasyon karşısında maaşı en hızlı eriyen kimdir? Sabit gelirli.

Yani “yükü kim çekiyor” sorusunun cevabı, teoride değil, pratikte ortada duruyor.

Bu yükün, yukarıdan aşağıya eşit dağılması mümkün değil, çünkü aşağıda daha ağır hissediliyor.

Ekonomi yönetimi sabır istiyor.

Peki kimden?

Zaten yıllardır sabredenlerden.

Bu ülkede dar gelirli ne zaman rahat etti ki şimdi biraz daha sabretsin?

Ne zaman enflasyon karşısında korunabildi ki bugün “program işe yarayacak” diye beklesin?

Ezcümle, bugün Türkiye’de yaşanan bir “algı yanılması” değil, bir “geçim krizi”dir.

Biz bu krizi, Mehmet Şimşek'in söylediği gibi grafiklerle değil, mutfak masrafıyla ölçüyoruz. Ekonomi yönetimi ne kadar teknik konuşursa konuşsun, yurdum insanının tek bir sorusu var:

“Ben neden her geçen gün insan gibi yaşamakta daha fazla zorlanıyorum?”

Bu soruya “rakamlar öyle demiyor” diye cevap veremezsiniz.

Ama bu kez farklı olan bir şey var:

Toplumun sabır eşiği, gün geçtikçe aşılıyor. 

Bir süre sonra yüzde 30'luk konfor alanı da iktidarı kurtarmaya yetmeyecek.

Artık “biraz sıkalım dişimizi” dedikleri noktada değiliz. Mesele, sıka sıka dişimizin kalıp kalmadığında, diyerek yazımıza noktayı koyalım.