Merhabalar,
Fikri hür, vicdanı hür, güzel insanlar.
Sanatın aynasından bakmaya devam…
Sanatın aynasından bugün bize görünen,
Kardeşlik,
Kimin kardeşliği?
Tabi ki yaratıcı imgelemin kardeşliği.
Yani bilimin ve sanatın kardeşliği,
İnsan denilen varlığa, ölümsüz olduğuna inanılan tanrılara karşı meydan okuma cesareti veren gücün kardeşliği.
Meydan okuma deyip geçmeyin derim.
Meydan okumak,
Bizi hayrete düşüren evrenin varlığı karşısında ki acizliğimizden sıyrılıp onu kendinde kendisi yapan varoluş yasalarını anlamaya yönlendiren, anladıkça ve çözümledikçe bizi bulmacasının derinliklerine çeken, bermuda şeytan üçgeni gibi gizemli sır kapılarının sisinde oyalayan ama ölümsüzlük adasını arayan Gılgamış’ın kararlığından ve cesaretinden veya engizisyon karanlığına yenik düşmeyerek yakılarak öldürülen ama ben varsam karanlık yoktur diyebilen Giordano Bruno’nun meydan okumasından bahsediyorum.
Çünkü meydan okumak anlamaya çalışarak başlar ve belirsizmiş gibi görünen şeyleri önce kendinde şey sonra da bütünselliğinde ve bütünselliğinde ki nesnelliğinde konumlandırma, birliğe ve bütünlüğe getirme arzusuyla yani merakla ve merak edileni bağlamında kavrama güdüsünde; gözlem ve deneyin gücüyle devindirerek onun yeniden imgelenmesini, beraberinde ise yaratıcı imgelemin rahminde kendini doğurmasıyla devam ettirir.
Yani insanın tüm yaratıcı edimleri, ilhamını, insanı, başlangıçtan beri hayrete düşüren evrenin varoluşundan alır. Sadece bakınca kendine hayran eden ama aklın penceresinden bakınca insanın kendisininde onun bir parçası olduğunu sezdiren evrensel enerji. İşte ben de bu olağanüstü düzenin içindeyim öyleyse neyleyim dedirten ve onunla konuşup, anlaşmak isteyen, anladıklarını sanatla, bilimle, felsefeyle göstermek isteyen biz Ademoğulları.
Geçen yazımızda bu Ademoğullarının ikisinden bahsetmiştik. Belki de siz de içinizden geçirmeye başlamıştınız. Abidin Hoca, son yazısının son kısmında merak iyidir deyip içimize dert düşürmüştü, bu iki Ademoğluyla ilgili diye ama lafta bir türlü oraya gelemedi diye.
Biraz daha meraklansanız ölür müsünüz yani....
Şaka, şaka, Sevgili Dostlar, ölmeyin tabi.
Bilim ve sanat, medeniyetimizi besleyen köklerimiz, bilim insanlarının ve sanatçıların her biri ise bu kökler aracılığıyla medeniyetimize can veren enerji kaynaklarıdır. Bizim bilim insanı veya sanatçı dediğimiz, enerjilerini merak duygularından alan ve bu meraklarının sonuçlarını görünür hale getirmeyi başaran insanlar.
İşte bu insanlar, doğada ve evrende gördükleri uyumun ve bütünselliğin yasalarının sadece bitkiler, hayvanlar ve cansız varlıklar için geçerli olmadığını tüm bu yasaların insanları da kapsadığını göstermişlerdir. Yani, kardeş, kardeş gözlemlemişler üzerine düşünmüşler sonra bir kardeş bilimini, diğer kardeş de sanatını yapmış.
Farklı coğrafyalardan, farklı inançlardan, farklı kültürlerden, farklı ten renklerinden olan bu kardeşler, evrenin yasalarını sadece kendi merak duygularını tatmin etmek için değil aynı zamanda tüm insanlığa ortak bir fayda üretmek gayretiyle de çözmeye girişmişlerdir.
Neyse en sonunda sadede gelebileceğim galiba...
İşte bu aşamada 965 yılında Basra’da dünyaya gelen Arap asıllı müslüman bilim insanı olan İbn-i Heysem’in eğitim gördüğü, Abbasi Halifesi El-Memun’un kurdurduğu Beytülhikme’den (Bilgelik Evi) bahsetmek gerekir diye düşünüyorum. Beytülhikme olmasaydı bugünkü batı medeniyeti belkide bugünkü hegemon konumunda olamayacaktı. Şöyle ki; akılcılığı merkezine alan Mutezile itikadına sahip olan Halife El-Memun, kendi döneminde; Yunanca, Süryanice, Çince, Hintçe gibi dillerde yazılmış tüm eserleri Arapçaya çevirtmiştir. Arapçaya çevrilen felsefe, geometri, matematik, astronomi, optik ve tıp kitapları sayesinde Musa el- Harizmi ve İshak el Kindi gibi bir çok bilim insanı yetişmiş ve bu bilim insanlarının yazmış olduğu kitaplar insanlığın yolunu aydınlatmıştır.
Batı ve Doğu arasında gelişen ticari ilişkiler ve Haçlı Seferleri sonrası İslam Medeniyeti hakkında daha geniş bilgi edinme olanağı yakalayan Batılılar, Müslüman Bilim insanlarının kitaplarını Latince çevirmişlerdir. Latinceye çevrilen bu kitaplar sayesinde, Batı Dünyası, medeniyetlerinin temeli olarak kabul ettikleri Antik Yunan Felsefesini yeniden keşfetme olanağı bulmuş ve Orta Çağı bitirecek Rönesans Aydınlanmasını inşa edebilmiştir.
Gördünüz mü Kardeşiliği, o dilden bu dile çevir babam çevir... Niye çevirki, çevir, bilimin ve sanatın evrensel dilinde bize kardeş olduğumuzu hatırlatsın diye...
Diyeceksiniz ki; Hocam, Leonardo’ya ne oldu? Heysem ile hikayesine ne oldu?
Bizi kandırdın mı yoksa!
Merak iyidir demiştik ya...
Merak etmeye devam, kardeşlik güzel şeymiş demek için devamı bir daha ki yazıya,
Bir daha ki buluşmamıza kadar, şimdilik hoşça kalın, şu an ve her zaman, sanatla nefes alın, sanatla kalın.
Çok Okunanlar
En düşük emekli maaşı düzenlemesi AKP kulislerinden sızdı!
Öğrencilerini ders saatinde evine götürüp temizlik yaptırmış
Fuhuş ve uyuşturucu partileri pandemi döneminde bakın nerede yapılmış!
İran çökerse…
Spiker Nur Köşker Mehmet Akif Ersoy'un o sözlerine yanıt verdi
AKP, CHP'li 3 Belediye Başkanı ile temasta: Transferler sürecek
Uyuşturucuyu itiraf eden Şeyma Subaşı'ndan dikkat çeken paylaşım
Venezuela ordusunda 'ihanet' iddiası
Mustafa Destici yine Gülben Ergen'i hedef aldı
Veyis Ateş'in doğum günü partisindeki isimler dikkat çekti