Çocuklarım var. Bazen sabahları okula bırakıyorum, bazen de okul çıkışında almaya gidiyorum.
Kapının önünde beklerken ister istemez etrafa bakıyorum. Çocuklar çıkıyor, veliler bekliyor, servisler yanaşıyor, araçlar duruyor, güvenlik görevlileri giriş çıkışı kontrol etmeye çalışıyor. Çocuklarım beni görünce yanıma geliyor ve gidiyoruz.
Muhtemelen birçok veli için sıradan bir okul çıkışı… Benim için biraz farklı.
Çünkü güvenliği yıllarca yaptığım işlerden biri olarak değil, meslek olarak yaptım. Bir yere girdiğimde giriş çıkışlara, kameraların konumuna, kalabalığın hareketine, kontrolsüz alanlara bakmamam pek mümkün değil. Bunun mesleki deformasyon olduğunu düşünüyorum.
Manisa'nın Turgutlu ilçesinde bir lisenin yakınında silah kullanıldığı ve öğrencilerin yaralandığı haberini okuduğumda da ilk aklıma gelen okulun kapısında kaç güvenlik görevlisi olduğu veya kaç kamera bulunduğu olmadı.
Aklıma, o silah kullanılmadan önce ne olduğu geldi.
Manisa'daki olayın nedenini, saldırganın motivasyonunu bugün bilmiyoruz. Soruşturma bunları ortaya çıkaracaktır. Dolayısıyla sosyal medyada birkaç fotoğraf ve bilgi kırıntısından hareketle saldırganın psikolojisini, niyetini veya geçmişini çözmeye çalışmanın bir güvenlik analiziyle ilgisi yok.Fakat olay, güvenliği nasıl düşündüğümüzü tartışmak için önemli.
Biz güvenliği çoğu zaman fiziksel tedbirlerle tarif ediyoruz.
Kamera, güvenlik görevlisi, turnike, X-ray cihazı, kartlı geçiş sistemi, yüksek duvar, kilitli kapı...
Hepsi gerekli. Yeni eğitim yılı için açıklanan tedbirlere baktığımızda da önemli bir güvenlik organizasyonu görüyoruz. Manisa Valiliği, 2026-2027 eğitim yılı için 507 okulda 531 bahçe görevlisi, okul giriş ve çıkışlarında 59 ekip ve 118 personel görevlendirileceğini açıklamış. Öğrencilerin suç, bağımlılık, akran zorbalığı ve dijital risklerden korunmasına yönelik çalışmalar da planın içinde.
Ancak fiziksel güvenliğin doğal bir sınırı var.Kamera bir insanın nerede olduğunu gösterebilir. Turnike yetkisiz birinin içeri girmesini zorlaştırabilir. Güvenlik görevlisi gördüğü bir olaya müdahale edebilir.
Peki henüz suç işlememiş ama davranışları değişmeye başlamış bir insanı hangi sistem görür?
Güvenlik dünyasında bunun için kullanılan yöntemlerden biri “Behavioral Threat Assessment and Management”; Türkçesiyle davranışsal tehdit değerlendirmesi ve yönetimi… Temelinde insanları görünüşlerine, düşüncelerine veya ait oldukları gruplara göre “tehlikeli” ilan etmek yok. Tam tersine, kişiye yapıştırılan etiketten uzaklaşıp davranışın zaman içerisindeki değişimine bakmak var.
Bir kişiye veya kuruma yönelik takıntılı bir ilgi gelişiyor mu? Şiddetten giderek daha fazla söz ediyor mu?Belirli bir hedef hakkında sistematik biçimde bilgi toplamaya başlamış mı? Keşif veya hazırlık sayılabilecek davranışlar ortaya çıkıyor mu? Daha önce yalnızca öfke olarak görülen söylem, giderek niyet ve hazırlıkla birleşiyor mu?
Bu ayrım çok önemli. Çünkü güvenlik adına yapılabilecek en tehlikeli hatalardan biri, farklı davranan herkesi potansiyel saldırgan olarak görmektir.
Bu yaklaşımın güncel örneklerinden biri ASIS Security Management’ın 4 Haziran 2026 tarihli “Pathway to Violence or Pathway to Hope? Behavioral Threat Assessment and Intervention Are Key” başlıklı haberi. Haberde FBI’ın Behavioral Threat Assessment Center yöneticilerinden Dr. Karie Gibson’ın yaklaşımı üzerinden davranışsal tehdit değerlendirmesinin yalnızca risk taşıyan kişiyi tespit etmeye değil, erken müdahale ederek kişiyi şiddete giden süreçten uzaklaştırmaya da odaklandığı anlatılıyor. Dinlemek, bağlantı kurmak ve uygun müdahale kanallarını devreye sokmak güvenlik sürecinin parçası olarak ele alınıyor.
Ben meslek hayatımın önemli bir bölümünde silahları, patlayıcıları, kritik tesisleri ve fiziki güvenlik tedbirlerini değerlendirdim. Yıllar geçtikçe şunu daha iyi anladım:
Güvenlikte en zor sensör kamera ya da dedektör değil. İnsan.
Üstelik konu yalnızca okullar değil.Aynı yaklaşım bir fabrikada, ofiste, hastanede, alışveriş merkezinde, kritik tesiste veya büyük bir etkinlikte de geçerli.İşyerinde yaşadığı bir anlaşmazlığın ardından davranışları ciddi biçimde değişen çalışanı düşünün. Bir yöneticiye giderek artan biçimde odaklanan kişiyi, bir tesisi olağan dışı biçimde gözlemleyen ziyaretçiyi ya da şiddeti giderek daha fazla çözüm olarak ifade etmeye başlayan birini...
Bunların değerlendirilmesi güvenlik görevlisinin tek başına yapabileceği bir iş de değildir.
Yönetim, güvenlik, insan kaynakları, rehberlik veya psikolojik danışmanlık birimleri ve gerektiğinde kolluk arasında bilgi akışının olması gerekir. Birinin gördüğü küçük bir davranış değişikliği diğerinin elindeki bilgiyle birleştiğinde anlam kazanabilir. Belki de fiziksel güvenlik sistemlerimizin en büyük kör noktalarından biri burada. Duvara, kameraya, kapıya ve teknolojiye yatırım yapıyoruz. İnsandan gelen zayıf sinyalleri kimin toplayacağını, kimin değerlendireceğini ve kimin harekete geçeceğini ise aynı ayrıntıyla tasarlamıyoruz.
Manisa'daki saldırının neden gerçekleştiğini bugün bilmiyoruz. Bu nedenle yaşanan olayı herhangi bir teorinin kanıtı gibi kullanmak da doğru olmaz.
Ama çocuklarımı bir sonraki kez okuldan almaya gittiğimde yine kapıya, kameraya ve çevredeki kalabalığa bakacağımı biliyorum. Belki artık bir şeye daha bakmak gerekiyor.
Bir okulda, fabrikada, şirkette ya da kamu kurumunda bir insanın davranışları şiddete doğru değişmeye başladığında, bunu fark edebilecek bir sistemimiz var mı?
Çünkü bazı saldırılar ilk silah sesiyle başlamıyor. O ses, bizim onları ilk fark ettiğimiz an olabiliyor.
Çok Okunanlar
Fon soruşturmasında 14 kişi tutuklandı
Atatürk banına gelen tepkiler sonrası Paradox’tan açıklama
FSM hattında trafik kilidi: 18 kilometre 2,5 saate çıktı
Atatürk fotoğrafını gördüler, Türk oyuncuyu banladılar!
Tera soruşturmasında Tezmen’in ifadesi ortaya çıktı
2015 sonrası doğanlara sigara yasağı planı
Şanlıurfa’da deprem sonrası eğitime bir gün ara
Bazı okullarda ders süresi kısalıyor
Peşmerge 'Ulusal Ordu' oldu!..
YENİ Parti için AYM takvimi belli oldu